HALKWEBYazarlarŞaibelerin Kuşattığı Parti: CHP'de Maskeler Düşerken

Şaibelerin Kuşattığı Parti: CHP’de Maskeler Düşerken

Türkiye’de insanlar uzun yıllardır ilk kez muhalefetin de yozlaşabileceği korkusunu bu kadar güçlü hissediyor.

0:00 0:00

Cumhuriyet Halk Partisi bugün yalnızca bir siyasi kriz yaşamıyor; aynı zamanda tarihsel kimliğiyle yüzleşiyor. Çünkü mesele artık sıradan bir parti içi tartışma değildir. Mesele, Cumhuriyet’in kurucu partisinin hangi siyasal hatta sürüklendiği meselesidir.

Bir zamanlar devlet ciddiyetini, kamusal ahlakı, liyakati ve Cumhuriyet terbiyesini temsil eden CHP, bugün giderek post-modern siyaset hastalığının içine çekilmektedir. Artık siyaset; fikir, ilke ve halk mücadelesi üzerinden değil, algı operasyonları, medya yönetimi, sosyal medya mühendisliği ve belediye merkezli güç alanları üzerinden yürütülmektedir.

Bugün partinin etrafını kuşatan en büyük tehlike dışarıdan gelen saldırılar değil; içeride normalleşen çürümedir.

Çünkü toplum artık yalnızca iktidarın yanlışlarını izlemiyor. Muhalefetin neye dönüştüğünü de dikkatle gözlemliyor. İnsanlar yıllarca “temiz siyaset”, “şeffaflık”, “hesap verebilirlik” söylemi kuran bir partinin, kendi çevresindeki etik tartışmalar karşısında neden sürekli koruma refleksi geliştirdiğini sorguluyor.

Neden eleştiriler araştırılmıyor?
Neden her itiraz “ihanet” gibi görülüyor?
Neden parti içindeki farklı sesler baskılanıyor?
Neden belediye merkezli güç odakları dokunulmaz hale geliyor?

İşte toplumun öfkesi tam da burada büyüyor.

Çünkü CHP’ye oy veren milyonlarca insan, bu partiyi yalnızca bir muhalefet organizasyonu olarak görmüyor. Onlar CHP’de Cumhuriyet’in siyasal omurgasını, devlet aklını ve ahlaki iddiasını görmek istiyor.

Ve bugün o güven ciddi biçimde aşınıyor.

CHP’DE DOKUNULMAZ İSİMLER DÜZENİ VE AHLAKİ ÜSTÜNLÜK KRİZİ

Özgür Özel yönetimindeki parti yapısı artık ciddi bir güven bunalımı üretmektedir. Çünkü CHP yönetimi uzun süredir eleştiriyi yönetmek yerine eleştireni hedef alan bir siyasi dil kuruyor.

Ekrem İmamoğlu etrafında oluşan yoğun kişiselleşmiş siyaset dili, belediye merkezli güç konsolidasyonu ve sürekli büyüyen PR siyaseti; partinin kurumsal kimliğini ikinci plana itiyor.

Veli Ağbaba ve Ali Mahir Başarır gibi isimlerin kullandığı sert kutuplaştırıcı dil ise parti içindeki gerilimi daha da büyütüyor. CHP içinde artık fikir tartışması değil, taraflaşma kültürü hâkim oluyor.

Bir belediyeyle ilgili etik tartışma çıktığında önce gerçekler araştırılmıyor;
önce savunma hattı kuruluyor.

Bir iddia gündeme geldiğinde önce şeffaflık sağlanmıyor;
önce “operasyon var” deniliyor.

Parti içinden biri konuştuğunda önce muhasebe yapılmıyor;
önce susturma mekanizması devreye giriyor.

İşte bu anlayış CHP’nin yıllarca eleştirdiği siyasi kültüre benzemeye başladığı yönündeki toplumsal kaygıyı büyütüyor.

Bugün insanlar şunu soruyor:

CHP gerçekten düzeni değiştirmek mi istiyor,
yoksa sadece düzenin yeni yöneticisi olmak mı istiyor?

Çünkü toplum artık belediye çevrelerinde oluşan yeni siyasi aristokrasiyi görüyor.
Makam konforunu görüyor.
Yakın çevre ilişkilerini görüyor.
PR siyasetiyle hakikat arasındaki mesafeyi görüyor.

Ve en önemlisi:
Parti içindeki korku iklimini görüyor.

Oysa Cumhuriyet fikri biat değil, eleştiri kültürü üzerine kuruludur.
Gerçek CHP geleneği; kişilere değil ilkelere sadakat geleneğidir.

YA ARINMA YA ÇÖKÜŞ: CHP İÇİN TARİHSEL HESAPLAŞMA

Bugün CHP açısından mesele yalnızca seçim kazanmak değildir. Asıl mesele, Cumhuriyet’in kurucu partisinin tarihsel meşruiyetini koruyup koruyamayacağıdır.

Çünkü siyasi hareketler seçim kaybederek değil, ahlaki üstünlüklerini kaybederek çökerler.

Bugün CHP içinde artık makyajlanmış birlik fotoğrafları değil, gerçek bir siyasi yüzleşme gerekmektedir.

Hakkında etik tartışma bulunan kim varsa;
hangi belediyede görev yaparsa yapsın,
hangi genel merkeze yakın olursa olsun,
hangi medya desteğine sahip olursa olsun hesap vermelidir.

Fezlekesi olan vekillerin dokunulmazlıkları kaldırılmalıdır.

Şaibeyle anılan isimlerin parti üyelikleri aklanana kadar askıya alınmalıdır.

Belediyeler bağımsız denetime açılmalıdır.

Parti içi eleştiri baskılanmamalı, aksine kurumsal muhasebenin parçası haline getirilmelidir.

Çünkü gerçek sadakat kişilere değil, Cumhuriyet’e olur.

Bugün CHP’nin önünde iki yol vardır:

Ya yeniden kamucu, halkçı, liyakati esas alan, devlet ciddiyetine sahip Cumhuriyetçi çizgiye dönecek…

Ya da belediye merkezli güç savaşlarının, PR siyasetinin ve çıkar ilişkilerinin içinde sıradanlaşacaktır.

Ve unutulmamalıdır:

CHP sıradanlaşırsa yalnızca bir parti zayıflamaz.
Cumhuriyet’in siyasal hafızası yara alır.

Bu yüzden bugün mesele koltuk değil;
mesele Cumhuriyet’in geleceğidir.

CUMHURİYET’İN PARTİSİNDE SARAYLAŞMA SENDROMU

Türkiye’de uzun yıllardır iktidara yöneltilen en büyük eleştirilerden biri şuydu:
“Halktan kopmak.”

Makamların büyümesi…
Siyasetin lüksleşmesi…
Koruma orduları…
VIP düzeni…
İhale çevreleri…
Kendini halktan üstün gören siyasal elitler…

CHP yıllarca tam da bu düzeni eleştirdi.

Peki bugün toplum neden dönüp aynı soruları CHP’ye sormaya başladı?

Çünkü ortada inkâr edilemeyecek bir görüntü var:
Belediye merkezli yeni bir siyasal sınıf oluşuyor.

Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan milyonlar,
diğer tarafta sürekli büyüyen siyasi vitrinler…

Bir tarafta “halkçılık” söylemi,
diğer tarafta halktan giderek kopan yönetici profili…

Ve en önemlisi:
Eleştirilemez hale gelen yeni siyasal figürler…

Bugün CHP’nin yaşadığı en büyük kırılma ideolojik değil, ahlakidir.

Çünkü toplum artık şunu düşünüyor:

“Bir dönem eleştirilen güç zehirlenmesi şimdi başka ellerde mi yeniden üretiliyor?”

İşte bu soru CHP açısından yıkıcıdır.

Çünkü CHP’nin varlık nedeni yalnızca iktidara alternatif olmak değildir.
CHP’nin tarihsel anlamı;
Cumhuriyetçi devlet ahlakını temsil etmektir.

Ama bugün ortaya çıkan tablo tam tersine işaret ediyor.

Siyaset giderek belediye merkezli kariyer alanına dönüşüyor.
Örgütler giderek etkisizleşiyor.
Parti emekçileri giderek değersizleşiyor.
Fikir üreten değil, sadakat gösteren yükseliyor.

Ve bu süreçte en ağır zarar gören şey;
Cumhuriyetçi siyasal kültür oluyor.

Çünkü CHP’nin asıl gücü hiçbir zaman sosyal medya olmadı.
Asıl gücü;
örgüt hafızasıydı,
ideolojik derinliğiydi,
devlet ciddiyetiydi,
kamusal ahlak iddiasıydı.

Bugün bunların yerine:
PR toplantıları,
kontrollü medya dili,
algı yönetimi
ve sürekli vitrin siyaseti geçiyor.

Oysa hakikat şudur:

Hiçbir PR çalışması,
ahlaki aşınmayı gizleyemez.

Hiçbir slogan,
toplumdaki güven kaybını örtemez.

Hiçbir medya operasyonu,
parti tabanındaki vicdani kırılmayı susturamaz.

Bugün CHP yönetimi hâlâ meseleyi yalnızca “iktidar saldırısı” olarak okumaya çalışıyor.
Oysa toplumun önemli bir kısmı başka bir şey söylüyor:

“Biz artık sadece iktidardan değil,
muhalefetin dönüşümünden de rahatsızız.”

İşte gerçek alarm budur.

Çünkü Türkiye’de insanlar uzun yıllardır ilk kez muhalefetin de yozlaşabileceği korkusunu bu kadar güçlü hissediyor.

Ve bu korku büyüdükçe,
CHP yalnızca siyasi destek kaybetmiyor;
aynı zamanda tarihsel güvenini de kaybediyor.

Çünkü insanlar CHP’den sadece seçim kazanmasını beklemiyor.
Cumhuriyet’in ağırlığını taşımasını bekliyor.

Ama bugün ortaya çıkan görüntü;
Cumhuriyetçi vakar değil,
giderek sertleşen bir güç mücadelesidir.

Ve tarih boyunca bütün kurucu hareketler için en büyük çöküş,
kendi içlerinde sıradanlaşmaları olmuştur.

Bugün CHP’nin önündeki en büyük tehlike de budur:

Cumhuriyet’in partisinin,
günün sonunda yalnızca başka bir güç organizasyonuna dönüşmesi.

PARTİ İÇİ DEMOKRASİDEN PARTİ İÇİ KORKUYA

Cumhuriyet fikrinin en temel özelliği şudur:
Kişileri değil kurumları büyütür.

Bu nedenle gerçek Cumhuriyetçi siyaset kültüründe;
eleştiri düşmanlık değil,
kurumsal sağlığın göstergesidir.

Ama bugün Cumhuriyet Halk Partisi içinde giderek başka bir iklim oluşuyor.

İnsanlar artık fikirlerini açıkça söylemekten çekiniyor.

Çünkü herkes aynı şeyi görüyor:

Parti içinde farklı düşünenler hızla yalnızlaştırılıyor.
Eleştirenler ya “ihanet” yaftasıyla susturuluyor ya da siyasi olarak tasfiye ediliyor.
Örgütlerin doğal refleksi yerine korku refleksi büyüyor.

Ve bu durum CHP açısından yalnızca siyasi değil, psikolojik bir kırılma yaratıyor.

Çünkü korku kültürü bir partiyi içeriden çürütür.

Bugün CHP tabanındaki en büyük rahatsızlıklardan biri de budur:
Parti giderek ortak akıl üreten bir yapı olmaktan çıkıp, belirli güç merkezlerinin çizdiği sınırlar içinde hareket eden kapalı bir düzene dönüşüyor algısı veriyor.

Bir zamanlar mahalle örgütlerinde fikir tartışmaları yapılırdı.
Bugün insanlar WhatsApp gruplarında bile konuşurken çekiniyor.

Bir zamanlar parti içi muhalefet Cumhuriyetçi dinamizmin parçasıydı.
Bugün eleştiri yapanlar “karşı tarafa hizmet etmekle” suçlanıyor.

Bir zamanlar CHP’de siyasal mücadele ideolojik zeminde yürürdü.
Bugün ise birçok yerde mesele;
belediye gücü,
adaylık hesapları,
yakın çevre ilişkileri
ve medya desteği üzerinden şekilleniyor.

İşte CHP’nin yaşadığı asıl çözülme budur.

Çünkü siyaset ilkesel zeminden çıkıp çıkar zeminine kaydığında,
partiler yavaş yavaş ideolojik kimliğini kaybeder.

Bugün parti içinde birçok insan aynı soruyu soruyor:

“Gerçekten Cumhuriyetçi bir yenilenme mi yaşandı,
yoksa yalnızca yeni bir güç grubu mu oluştu?”

Ve bu sorunun ortaya çıkması bile CHP açısından büyük bir alarmdır.

Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel gücü;
kişisel karizmalarından değil,
kurumsal hafızasından geliyordu.

Ama bugün parti giderek kişilere bağımlı hale geliyor.

İsimler büyüyor,
kurum küçülüyor.

PR büyüyor,
ideoloji küçülüyor.

Vitrin büyüyor,
örgüt küçülüyor.

Ve en tehlikelisi:
Sadakat artık Cumhuriyet ilkelerine değil,
kişilere göre ölçülmeye başlanıyor.

Oysa gerçek CHP geleneğinde kimse eleştiriden muaf değildir.

Ne genel başkan…
Ne belediye başkanı…
Ne milletvekili…
Ne medya gücü olan siyasetçi…

Cumhuriyetçi siyasetin özü hesap verebilirliktir.

İşte bu yüzden bugün yapılması gereken şey yeni sloganlar üretmek değildir.
Asıl ihtiyaç;
parti içinde yeniden özgür tartışma kültürünü kurmaktır.

Çünkü bir siyasi hareket eleştiriden korkmaya başladığında,
gerçeklerden de kopmaya başlar.

Gerçeklerden kopan her yapı ise bir süre sonra kendi propagandasına inanır.

Ve tarih gösteriyor ki;
kendi propagandasına inanmaya başlayan hareketler,
çöküş sürecine girmiş hareketlerdir.

CUMHURİYET’İN PARTİSİNDE AHLAK KRİZİ VE TARİHSEL SORUMLULUK

Türkiye’de siyaset uzun yıllardır büyük bir güven erozyonu yaşıyor. İnsanlar artık yalnızca iktidara değil, siyasal sistemin tamamına kuşkuyla bakıyor. Çünkü toplumun gözünde siyaset giderek ilke mücadelesi olmaktan çıkıp; güç, kariyer ve çıkar organizasyonuna dönüşmüş durumda.

İşte tam da bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti gibi davranamaz.

Çünkü CHP’nin tarihsel yükü diğer partilerden farklıdır.

Bu parti yalnızca bir seçim makinesi değildir.
Bu parti;
Cumhuriyet’in siyasal hafızasıdır,
devlet aklının taşıyıcısıdır,
kamusal ahlak iddiasının temsilcisidir.

Ve tam da bu nedenle CHP’de yaşanan her ahlaki kırılma, toplumda normal bir parti krizinden çok daha büyük bir güven yıkımı üretmektedir.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insanın zihnindeki temel korku şudur:

“Eğer Cumhuriyet’i kuran siyasal gelenek bile yozlaşırsa,
bu ülkede siyasi ahlakı kim savunacak?”

İşte CHP’nin omuzundaki tarihsel yük tam olarak budur.

Ama bugün ortaya çıkan görüntü,
bu tarihsel ağırlıkla ciddi biçimde çelişmektedir.

Çünkü toplum artık CHP çevresinde yalnızca muhalefet değil;
aynı zamanda yeni bir siyasal elitizm görüyor.

Bir dönem eleştirilen kibir dili…
Bir dönem eleştirilen dokunulmazlık hissi…
Bir dönem eleştirilen güç merkezli siyaset…
Bugün başka aktörlerle yeniden tartışılmaya başlanıyor.

Ve bu durum CHP açısından yalnızca politik değil,
medeniyet düzeyinde bir kırılmadır.

Çünkü Cumhuriyetçi siyaset yalnızca seçim kazanmak değildir.
Cumhuriyetçi siyaset;
ahlaki örneklik üretme sorumluluğudur.

CHP’DE YÜZLEŞME ANI: SUSKUNLUK MU, CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ Mİ?

Tarihin bazı anlarında siyasi hareketler yalnızca rakipleriyle değil, kendi vicdanlarıyla da yüzleşmek zorunda kalır.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi tam da böyle bir eşiğin üzerindedir.

Çünkü artık mesele yalnızca belediyeler değildir.
Mesele yalnızca parti içi tartışmalar da değildir.

Mesele;
Cumhuriyet’in kurucu partisinin,
kendi tarihsel karakterini koruyup koruyamayacağıdır.

Ve bu noktada en büyük tehlike dış baskılar değil,
içeride oluşan alışma halidir.

Şaibelere alışmak…
Etik tartışmalara alışmak…
Güç merkezlerine alışmak…
Korku iklimine alışmak…
Eleştirinin bastırılmasına alışmak…

Bir siyasi hareket için en büyük çöküş,
yanlışı savunması değil;
yanlışa alışmasıdır.

Bugün CHP içerisinde birçok insan rahatsız.
Ama aynı zamanda birçok insan sessiz.

Çünkü insanlar artık yalnızca siyasi rakiplerden değil,
kendi parti içindeki güç dengelerinden de çekiniyor.

Bu durum Cumhuriyetçi siyaset açısından son derece tehlikelidir.

Çünkü Cumhuriyet fikri,
itaat eden değil,
itiraz eden yurttaş fikridir.

Bugün CHP’nin yeniden ayağa kalkabilmesi için ihtiyaç duyduğu şey,
kontrollü sloganlar değil;
ahlaki cesarettir.

Parti içerisinde insanlar artık şunu açıkça söyleyebilmelidir:

“Evet, yanlış varsa araştırılsın.”
“Evet, etik kriz varsa üzeri örtülmesin.”
“Evet, hangi isim olursa olsun hesap versin.”

İşte gerçek Cumhuriyetçi refleks budur.

Ama bugün tam tersine başka bir refleks büyüyor:

“Şimdi konuşmayalım.”
“Parti zarar görmesin.”
“Susmak daha faydalı.”

Oysa tarih boyunca bütün büyük çürümeler tam da bu cümlelerle büyümüştür.

Çünkü suskunluk zamanla ahlaki felce dönüşür.

Ve ahlaki felç yaşayan siyasi hareketler,
bir süre sonra kendi gerçekliğini kaybeder.

Bugün CHP’nin önündeki temel soru şudur:

Bu parti yeniden Cumhuriyetçi bir halk hareketine mi dönüşecek,
yoksa belediye merkezli güç organizasyonlarının yönettiği sıradan bir siyasi yapıya mı evrilecek?

İşte tarihsel hesaplaşma tam olarak budur.

Çünkü CHP yalnızca oy alan bir parti değildir.
Bu parti aynı zamanda Cumhuriyet’in psikolojik savunma hattıdır.

İnsanlar CHP’ye baktığında;
devlet ciddiyeti görmek ister,
kamusal ahlak görmek ister,
liyakate bağlılık görmek ister,
kişilere değil ilkelere sadakat görmek ister.

Ama bugün ortaya çıkan görüntü bu beklentiyi zedeliyor.

Ve en ağır tehlike de budur:

Toplumun Cumhuriyetçi siyasete olan inancının aşınması.

Çünkü insanlar umutlarını kaybetmeye başladığında,
siyaset yalnızca sertleşmez;
aynı zamanda çürür.

Bu yüzden bugün CHP’nin ihtiyacı olan şey yeni vitrinler değildir.

Yeni sloganlar da değildir.

İhtiyaç duyulan şey;
yeniden ahlaki omurga üretmektir.

Çünkü Cumhuriyet’i ayakta tutan yalnızca seçimler değil,
o Cumhuriyet’e inanan insanların vicdanıdır.

Ve vicdan kaybedildiğinde,
geriye yalnızca güç mücadelesi kalır.

SON PERDE: CUMHURİYET’İN PARTİSİ YA KENDİNİ TEMİZLEYECEK YA TARİHİN YÜKÜ ALTINDA EZİLECEK

Bugün artık hiçbir siyasi makyajın örtemeyeceği bir gerçek vardır:

Cumhuriyet Halk Partisi ağır bir kimlik krizinin içindedir.

Ve bu kriz yalnızca yönetimsel değildir.
Bu kriz aynı zamanda ahlaki, kültürel ve tarihsel bir krizdir.

Çünkü CHP uzun yıllardır Türkiye’de yalnızca muhalefetin adı olmadı.
Aynı zamanda Cumhuriyet fikrinin siyasal taşıyıcısı oldu.

İnsanlar bu partiye yalnızca oy vermedi.
Bir anlam yükledi.
Bir tarih yükledi.
Bir vicdan yükledi.

Tam da bu yüzden bugün yaşanan çözülme sıradan bir parti krizi gibi görülemez.

Çünkü mesele birkaç belediye değildir.
Mesele birkaç siyasetçi de değildir.

Mesele;
Cumhuriyet’in kurucu partisinin,
post-modern güç ilişkileri içerisinde kendi ruhunu kaybedip kaybetmediği meselesidir.

Ve artık toplumun önemli bir kısmı çok ağır bir kuşku taşımaktadır:

“CHP gerçekten Cumhuriyetçi bir dönüşüm mü vaat ediyor,
yoksa yalnızca mevcut düzenin yeni yöneticileri mi hazırlanıyor?”

İşte bu soru,
partinin bugün karşı karşıya olduğu en büyük tarihsel sorgudur.

Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanma sanatı değildir.
Siyaset aynı zamanda ahlaki temsil meselesidir.

Ve bugün toplumun CHP’ye yönelik öfkesinin temelinde yalnızca politik anlaşmazlık yoktur.
Asıl mesele güven kırılmasıdır.

İnsanlar artık şu görüntüden yorulmuştur:

Bir tarafta sürekli ahlak söylemi…
Diğer tarafta etik tartışmalar karşısında refleksif savunma…

Bir tarafta halkçılık vurgusu…
Diğer tarafta halktan uzaklaşan siyasi elitizm…

Bir tarafta hesap verebilirlik söylemi…
Diğer tarafta eleştiriyi bastıran korku kültürü…

İşte CHP’nin bugün yaşadığı asıl kriz budur:
Söylem ile görüntü arasındaki uçurum.

Ve tarih gösteriyor ki;
söylem ile gerçeklik arasındaki mesafe büyüdüğünde,
siyasi hareketler önce toplumsal güvenini,
sonra tarihsel ağırlığını kaybeder.

Bugün yapılması gereken şey çok nettir:

Parti içinde gerçek bir yüzleşme başlatılmalıdır.

Şaibeler konuşulmaktan korkulmamalıdır.
Etik tartışmalar bastırılmamalıdır.
Eleştiri düşmanlık gibi görülmemelidir.
Dokunulmaz siyasetçi kültürü sona erdirilmelidir.

Çünkü Cumhuriyetçi siyaset kişileri değil,
kurumları büyütür.

Eğer CHP gerçekten yeniden güven üretmek istiyorsa;
önce kendi içindeki güç ilişkileriyle hesaplaşmalıdır.

Belediyeler bağımsız biçimde denetlenmelidir.
Fezlekesi bulunan isimler siyasi koruma zırhının arkasına saklanmamalıdır.
Parti içi korku düzeni dağıtılmalıdır.
Örgüt yeniden söz sahibi yapılmalıdır.

Ve en önemlisi:

CHP yeniden fikir partisi olmak zorundadır.

Çünkü bugün yaşanan en büyük tehlike;
Cumhuriyet’in partisinin,
yavaş yavaş bir vitrin partisine dönüşmesidir.

Oysa CHP’yi tarihsel olarak büyük yapan şey;
medya gücü değil,
fikri derinliğiydi.

Sosyal medya değil,
örgüt kültürüydü.

Kişisel kariyerler değil,
Cumhuriyet idealine bağlılığıydı.

Ve eğer bugün bu ruh kaybedilirse,
yalnızca bir siyasi hareket zayıflamaz.

Cumhuriyet’in toplumsal hafızası da yara alır.

Bu yüzden artık mesele yalnızca siyaset değildir.

Mesele;
Cumhuriyet’in geleceğinin,
hangi ahlaki zemin üzerinde yükseleceği meselesidir.

Ve tarih,
kendi içindeki çürümeyi görüp susanları da,
o çürümeyi büyütenler kadar sert yargılar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI