HALKWEBYazarlarYEREL SEÇİMLER ÖNE ÇEKİLMELİ: TÜRKİYE SANDIĞA GİTMELİ

YEREL SEÇİMLER ÖNE ÇEKİLMELİ: TÜRKİYE SANDIĞA GİTMELİ

Türkiye’nin önünde artık ertelenemeyecek bir siyasi gerçeklik bulunuyor.
Belediyelerde soruşturmalar…
Görevden uzaklaştırmalar…
Görevden almalar…
Başkan vekillikleri…
Belediye başkanlarının parti değiştirmeleri…
Belediye meclislerinde değişen dengeler…
Siyasi transferler…
Yargı süreçleri…
Bütün bunlar tek tek ele alındığında farklı hukuki ve siyasi gerekçelere sahip olabilir.
Fakat siyasetin görevi yalnızca olayları tek tek değerlendirmek değildir.
Bütün fotoğrafa bakmaktır.
Bütün fotoğrafa baktığımızda ise şu soruyu artık yüksek sesle sormak gerekiyor:
31 Mart 2024’te sandıkta ortaya çıkan yerel siyasi tablo bugün hâlâ aynı mıdır?
Eğer cevap “hayır” ise, o zaman ikinci soru kendiliğinden geliyor:
Öyleyse neden milletin iradesine yeniden başvurulmasın?
Benim kanaatim nettir:
  • YEREL SEÇİMLER ÖNE ÇEKİLMELİDİR.
Üstelik yalnızca birkaç ay değil, Türkiye’nin genel siyasi takvimiyle uyumlu olacak şekilde genel seçimlerle birlikte yapılması seçeneği ciddi biçimde değerlendirilmelidir.
Çünkü bugün yaşanan belediye tartışmalarını daha fazla uzatmanın Türkiye’ye kazandıracağı hiçbir şey yoktur.
  • 31 MART’IN FOTOĞRAFI BUGÜN AYNI DEĞİL
31 Mart 2024’te seçmen sandığa gitti.
Belediye başkanlarını seçti.
Belediye meclislerini belirledi.
İl genel meclislerini belirledi.
Türkiye’nin yerel siyasi haritasını ortaya çıkardı.
Herkes sonucu kabul etti.
Ancak seçimden sonra siyasi tablo yerinde durmadı.
Bazı belediye başkanları hakkında soruşturmalar yürütüldü.
Bazıları görevlerinden uzaklaştırıldı.
Bazı belediyelerde başkan vekilleri göreve geldi.
Bazı belediye başkanları seçildikleri siyasi partiden ayrıldı.
Bazıları başka siyasi partilere geçti.
Belediye meclislerinde siyasi dengeler değişti.
Yargı süreçleri başladı ve bazıları hâlâ devam ediyor.
Dolayısıyla 31 Mart gecesi ortaya çıkan siyasi fotoğrafın bugün bütün belediyelerde birebir aynı olduğunu söylemek mümkün değil.
Burada hukuki süreçlerle siyasi süreci birbirinden ayırmak gerekir.
Bir insanın suçlu olup olmadığına mahkeme karar verir.
Ama bir belediye başkanının siyasi olarak yeniden seçilip seçilmeyeceğine millet karar verir.
İşte mesele tam da budur.
  • HUKUKUN YERİNE SANDIK KONULAMAZ; AMA SİYASİ MEŞRUİYETİN YERİ DE MAHKEME DEĞİLDİR
Bu ayrımı doğru yapmak zorundayız.
Bir belediye başkanı hakkında soruşturma varsa soruşturma yapılmalıdır.
Delil varsa yargı önüne çıkarılmalıdır.
Suç sabitse hukuk gereğini yapmalıdır.
Bunların hiçbiri tartışma konusu değildir.
Fakat hukuki süreç devam ederken ortaya çıkan siyasi tablonun yeniden seçmenin önüne getirilmesi de demokrasinin gereğidir.
Çünkü hukuk başka bir soruya cevap verir:
“Suç var mı, yok mu?”
Sandık ise başka bir soruya cevap verir:
“Bu kişiye ve bu siyasi anlayışa yeniden yetki veriyor musun?”
Bu iki soruyu birbirine karıştırmamak gerekir.
Tam tersine, ikisini kendi alanlarında işletmek gerekir.
  • O ZAMAN MİLLETE YENİDEN SORALIM
Bugün yapılması gereken aslında çok basit:
Millete yeniden soralım.
Bir belediye başkanı görevden uzaklaştırılmışsa, onun siyasi geleceğini tartışmak yerine seçmenin önüne çıkalım.
Bir belediye başkanı parti değiştirmişse, bunun siyasi karşılığını sandıkta görelim.
Bir belediyenin meclis dengesi değişmişse, seçmenin yeni tercihini görelim.
Bir siyasi parti “Biz bu belediyelerde başarılıyız” diyorsa, yeniden seçmenin karşısına çıksın.
Bir başka parti “Bu belediyeler kötü yönetiliyor” diyorsa, bunu da sandıkta kanıtlamaya çalışsın.
Kim haklıysa millet karar versin.
Bundan daha demokratik bir çözüm olabilir mi?
  • FAKAT BİR HUKUKİ GERÇEK VAR: BUNU NASIL YAPACAĞIZ?
İşte burada romantik bir seçim çağrısıyla yetinmemek gerekiyor.
Çünkü mevcut Anayasa’nın 127. maddesi açık:
Mahallî idarelerin seçimleri beş yılda bir yapılır.
Dolayısıyla “TBMM bir kanun çıkarsın ve yerel seçimleri hemen erkene alsın” demek tek başına yeterli değildir.
Anayasal çerçeve dikkate alınmalıdır.
Burada Türkiye’nin önünde hukuken daha sağlam bir yol bulunmaktadır:
  • 1. Anayasal düzenleme yapılması
Anayasa’nın 127. maddesinde, belirli şartlarda yerel seçimlerin genel seçimlerle birlikte yapılmasına veya seçim tarihinin belirli sınırlar içerisinde öne alınmasına imkân sağlayacak açık bir düzenleme yapılabilir.
Böylece tartışmanın hukuki zemini netleştirilir.
  • 2. Ardından seçim mevzuatı değiştirilir
Anayasal düzenlemenin ardından 2972 sayılı Kanun başta olmak üzere ilgili seçim mevzuatı yeni sisteme uygun hale getirilebilir.
  • 3. YSK seçim takvimini belirler
Gerekli anayasal ve yasal düzenlemeler tamamlandıktan sonra seçim takvimi Yüksek Seçim Kurulu tarafından uygulanır.
Yani mesele;
“Seçim istiyoruz” demekle bitmez.
Mesele;
“Seçimi hangi anayasal ve yasal mekanizmayla yapacağız?”
sorusuna da cevap vermektir.
Ve bu cevap verilebilir.
  • DAHA ÖNCE BÖYLE BİR ANAYASAL YAKLAŞIM VARDI
Burada önemli bir tarihsel ayrıntı da var.
Anayasa’nın eski düzenlemesinde, milletvekili seçimleriyle yerel seçimlerin belirli zaman aralıklarında birlikte yapılmasına yönelik açık bir hüküm bulunuyordu.
Anayasa Mahkemesi’nin eski kararlarında da bu düzenleme açıkça görülüyor.
Ancak mevcut Anayasa metninde bu özel hüküm artık bulunmuyor.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken şey, hukuku zorlamak değil;
hukuki zemini yeniden açık ve tartışmasız hale getirmektir.
Bu nedenle benim önerim nettir:
Anayasa’nın 127. maddesi yeniden ele alınmalı ve genel seçimlerle yerel seçimlerin birlikte yapılmasına imkân verecek açık bir düzenleme yapılmalıdır.
Bu, yalnızca bugünkü siyasi tartışmayı çözmek için değil, gelecekte aynı tartışmaların tekrar yaşanmaması için de önemlidir.
  • İKTİDAR BUNDAN NEDEN KAÇINSIN?
Asıl siyasi soru burada.
İktidar kendisine güveniyor mu?
Eğer güveniyorsa, yerel seçimlerin öne çekilmesinden neden korksun?
Milletin desteğine güvenen bir iktidarın sandıktan kaçması düşünülemez.
Tam tersine;
“Biz milletin karşısına çıkmaya hazırız” diyebilmelidir.
Bugün iktidarın elinde önemli bir siyasi fırsat var.
Belediyeler üzerinden büyüyen tartışmaları daha fazla uzatmak yerine, meseleyi doğrudan seçmenin önüne koyabilir.
Millet karar verir.
İktidar başarılıysa kazanır.
Muhalefet başarılıysa kazanır.
Belediye başkanları başarılıysa yeniden seçilir.
Başarısızsa değiştirilir.
Böylece herkes hesabını millete verir.
  • MUHALEFET DE SANDIKTAN KAÇMAMALI
Bu çağrının muhatabı sadece iktidar değildir.
Muhalefet de sandıktan kaçmamalıdır.
Çünkü bugün belediyeleri yöneten muhalefet partileri açısından da erken yerel seçim ciddi bir sınav olacaktır.
“Biz başarılıyız” diyen yeniden seçime girer.
“Biz daha iyi yöneteceğiz” diyen bunu halka anlatır.
Seçmen karar verir.
Belediye başkanlarının performansı ölçülür.
Partilerin yerel yönetim anlayışı sınanır.
Ve sonunda sandık konuşur.
Demokrasinin güzelliği de budur.
Hiçbir parti belediyeyi kendi mülkü gibi göremez.
Hiçbir başkan koltuğu kendi hakkı gibi değerlendiremez.
Hiçbir siyasi parti seçmenin oyunu tapulu malı zannedemez.
Seçimle gelen, yine seçimle gider.
  • BAŞKAN VEKİLLİĞİ TARTIŞMALARININ EN TEMİZ ÇÖZÜMÜ
Bugün kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri de başkan vekillikleri.
Bir belediye başkanı görevden uzaklaştırıldığında veya görevini sürdüremediğinde belediyenin yönetimi konusunda hukuki mekanizmalar devreye giriyor.
Bu mekanizmaların hukuki dayanağı ayrı bir tartışmadır.
Ancak siyasi açıdan ortaya çıkan soru ortadadır:
Seçmenin seçtiği başkan görevde değilse, bu belediyenin siyasi meşruiyeti nasıl yeniden güçlendirilecek?
Benim cevabım:
Sandıkla.
Çünkü başkan vekili hukuki bir zorunluluğun sonucu olabilir.
Ama başkan vekilliği, seçmenin sandıkta verdiği siyasi yetkinin yerine geçmez.
O nedenle siyasi meşruiyet tartışmasının nihai çözümü yine seçimdir.
  • SİYASİ TRANSFERLERİN DE CEVABI SANDIKTA VERİLMELİ
Bir başka mesele de belediye başkanlarının parti değiştirmesi.
Bir başkan seçildiği partiden ayrılıp başka bir partiye geçtiğinde hukuki açıdan görevine devam edebilir.
Ama siyasi açıdan tartışma bitmez.
Çünkü seçmen o kişiye oy verirken hangi siyasi kimliği dikkate aldı?
Başkan başka bir siyasi partiye geçtiğinde seçmenin tercihi değişmiş sayılır mı?
Bu tartışmanın tek bir teorik cevabı yoktur.
Ama bunun demokratik cevabı vardır:
Seçmene yeniden sorulur.
İşte erken yerel seçim bunun için de önemlidir.
  • GENEL SEÇİMLE YEREL SEÇİM AYNI ANDA YAPILABİLİR
Benim asıl önerim burada daha da net:
Genel seçimlerle yerel seçimler aynı seçim döneminde yapılmalıdır.
Türkiye aynı anda iki siyasi soruya cevap versin:
Türkiye’yi kim yönetecek?
Şehirleri kim yönetecek?
Böylece merkezi iktidar ile yerel yönetimler aynı anda yeni bir demokratik meşruiyet kazanır.
Üstelik bu, Türkiye’nin seçim takvimini de daha anlaşılır hale getirir.
Sürekli seçim konuşan bir ülke görüntüsünden uzaklaşılır.
Seçim takvimi sadeleşir.
Siyasi tartışmaların önemli bir bölümü sandıkta sonuçlandırılır.
Ve herkes önünü görür.
  • BU BİR “SEÇİM MANEVRASI” DEĞİL, DEMOKRATİK YENİLENME ÇAĞRISIDIR
Burada bir yanlış anlaşılmanın da önüne geçmek gerekir.
Yerel seçimlerin öne alınmasını savunmak;
“Şu parti kazansın”
demek değildir.
Tam tersine;
“Millet ne diyorsa o olsun”
demektir.
Kim kazanırsa kazansın.
Hangi parti öne çıkarsa çıksın.
Hangi belediye başkanı seçilirse seçilsin.
Önemli olan, siyasi kararın yeniden doğrudan seçmenden çıkmasıdır.
Bu nedenle erken seçim çağrısı bir parti çağrısı değil, meşruiyet çağrısıdır.
  • TÜRKİYE DAHA FAZLA BELİRSİZLİK TAŞIMAMALI
Bugünkü tabloyu birkaç yıl daha taşımak yerine, Türkiye’nin önüne daha temiz bir siyasi takvim koymak mümkündür.
Bunun yolu belli:
Anayasal düzenleme.
Gerekli seçim kanunu değişiklikleri.
YSK’nın seçim takvimi.
Genel seçimlerle yerel seçimlerin aynı dönemde yapılması.
Ve sonunda:
Milletin kararı.
Bundan daha açık bir demokratik çözüm yoktur.
  • SANDIKTAN KORKMAYANLAR İÇİN TARİHİ FIRSAT
Türkiye’de siyaset artık birbirini suçlayarak, birbirinin meşruiyetini tartışarak ve belediyeler üzerinden sürekli yeni krizler üreterek yol alamaz.
Bir yerde hukuk konuşacak.
Bir yerde mahkeme karar verecek.
Bir yerde idari işlem yapılacak.
Ama bütün bunların üzerinde siyasi meşruiyetin kaynağı olarak millet duracak.
Milletin iradesi tartışmalı hale gelmişse, çözüm yine millettir.
Bu nedenle iktidara çağrım açık:
Yerel seçimleri öne çekmeyi gündeme alın.
Bunu hukuken sağlam bir zemine oturtun.
Anayasa’nın 127. maddesini yeniden düzenleyin.
Gerekli seçim mevzuatını değiştirin.
Genel seçimlerle yerel seçimleri aynı seçim döneminde yapın.
Ve Türkiye’nin siyasi geleceğini yeniden milletin önüne koyun.
Muhalefete de çağrım aynı derecede açık:
Sandıktan kaçmayın.
Belediyelerde yaptıklarınızın hesabını verin.
Başarınızı savunun.
Eksiklerinizi kabul edin.
Yeniden milletin karşısına çıkın.
Çünkü demokrasi budur.
  • SON SÖZ: YEREL SEÇİMLER ÖNE ÇEKİLMELİDİR
Türkiye’nin bugün ihtiyacı daha fazla siyasi gerilim değil.
Daha fazla belirsizlik değil.
Daha fazla “kim haklı?” tartışması değil.
Daha fazla demokratik meşruiyettir.
Bünün en güçlü yolu da sandıktır.
Bugün belediyelerde ortaya çıkan siyasi, hukuki ve idari tablo artık yeniden değerlendirilmelidir.
Milletin 31 Mart 2024’te verdiği kararın üzerinden zaman geçmiştir.
Siyasi dengeler değişmiştir.
Bazı başkanların konumu değişmiştir.
Bazı belediyelerin yönetim biçimi değişmiştir.
Bazı siyasi partilerin konumu değişmiştir.
O halde yapılması gereken bellidir:
  • YEREL SEÇİMLER ÖNE ÇEKİLMELİDİR.
Ve mümkün olan en sağlıklı model;
  • GENEL SEÇİMLERLE YEREL SEÇİMLERİN AYNI DÖNEMDE YAPILMASIDIR.
Bunun yolu da hukuk dışına çıkmak değil, Anayasa’yı ve seçim mevzuatını açık biçimde düzenlemektir.
Sandık kurulur.
Millet karar verir.
Kim kazanırsa kazansın, herkes sonucu kabul eder.
İşte o zaman tartışmaların önemli bir bölümü sona erer.
Çünkü demokraside son söz;
iktidarın değil,
muhalefetin değil,
belediye başkanlarının değil,
partilerin değil,
milletindir.
Ve milletin konuşacağı yer bellidir:
  • SANDIK.
YAZARIN DİĞER YAZILARI