Güneş tutulmasını da gördük, ay tutulmasını da…
Hatta “bir elinde ayı, bir elinde güneşi tutan” masallarını anlatanları bile gördük. Ama siyasetteki bu akıl tutulmasını artık sadece görmüyor, bedelini de ödüyoruz.
Aklınızı başınıza alın!
Yarın keser döner, sap döner… Seçim olur, iktidar değişir.
O gün geldiğinde; dışarıda ne bir AK Partili belediye başkanı kalır, ne bir meclis üyesi, ne de bugün güce yaslanarak siyaset yaptığını sananlar…
Güç dediğiniz şey kalıcı değil, ama bıraktığınız iz kalıcıdır.
Şimdi bir seçmen olarak soruyorum:
Koca çınar Cumhuriyet Halk Partisi’ne genel başkan olacak kişi; geçmiş genel başkanlardan Deniz Baykal’ın dediği gibi “ya satmamış ya da satmaya kalkmamış” biri mi olmalı, yoksa susarak, görmezden gelerek, koltuk uğruna her şeyi sineye çeken biri mi?
Partiyi mahkeme koridorlarında tartışılır hâle getirenler…
Kara para iddiaları konuşulurken susanlar…
Yılların emeğiyle kazanılan belediyelere çökenlere göz yumanlar…
Rüşvet, baklava kutuları havada uçuşurken suskun kalanlar…
Otel kapılarında toplananlara karşı tek bir disiplin iradesi gösteremeyenler…
Bunlar mı samimiyet?
Bunlar mı siyaset?
Yoksa bunlar, çürümenin sessizce kabullenilmesi mi?
Peki Özgür Özel ne diyor bize?
“Karışmayın, ben bildiğimi yaparım; gerekirse kendimi de yakarım, yoluma çıkan herkesi de” mi diyor?
“Yaparım, bilirsin… Roma’yı da yakarım” diyen bir siyaset tarzı mı bu?
Unutmayın:
Yangın çıkaranlar da yanar.
Ama önce etrafını yakar.
Siyaset öfkeyle yapılmaz.
Siyaset hırsla yapılmaz.
Siyaset, kör sadakatle Ekrem İmamoğlu’na ve Özkan Yalım’a biatla hiç yapılmaz.
Siyaset hesap verme işidir.
Siyaset sorumluluk işidir.
Ve en önemlisi:
Siyaset, eline verilen gücü kendini korumak için değil, çürümeyi durdurmak için kullanabilmektir.
