Bugün ekranlar ikiye bölünmüş durumda…
Bir tarafta memleketin gerçekleri, diğer tarafta siyasetin bitmeyen algı tiyatrosu.
Ne kadar da huzurlusunuz değil mi?
Enflasyon almış başını gitmiş…
Asgari ücretli ay sonunu getiremiyor…
Memur maaşı daha cebe girmeden eriyor…
İşçi ayakta kalma savaşı veriyor…
Emekli zaten yıllardır “hayatta kalmak” ile “yaşamak” arasındaki farkı iliklerine kadar hissediyor…
Ama ekranlarda bambaşka bir Türkiye var.
Herkes sözde huzurlu yuvalarında, çekirdek aile sıcaklığında oturmuş; bir yandan ekonomik krizi unutup bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç savaşını izliyor.
Rüşvet iddiaları, delege pazarlıkları, koltuk hesapları, kurultay tartışmaları…
Ve en önemlisi:
“Etkin pişman oldu mu olmadı mı?” yarışması…
Birileri büyük bir telaş içinde.
Sanki ülkedeki bütün sorunlar çözülmüş de geriye sadece CHP içerisindeki hesaplaşma kalmış gibi…
Halk TV ve Sözcü mantığı tam da burada devreye giriyor.
Peki karşı cephede ne var?
ATV’de, A Haber’de başka bir evren dönüyor.
Ekonomi şahane…
Karadeniz’de doğalgaz, Gabar’da petrol…
Dünya Türkiye’yi kıskanıyor…
Her şey mükemmel ama tek problem CHP!
Şaibeli kurultay mı?
O zaten bonus bölüm…
Hani şu “hiçbir şey olmadıysa bile kesin bir şey oldu” mantığının yeni versiyonu…
İlginç olan şu:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin “kuruluşun ve kurtuluşun partisi” olduğunu unutanlar, partiyi siyasi emellerine, rant ve çıkar hesaplarına alet edenler; iş zor ana gelince bu kez “mutlak butlan” itirazına sarılıyor.
Demokrasi, hukuk, adalet, parti iradesi…
Hepsi bir anda hatırlanıyor.
Çünkü mesele hiçbir zaman sadece hukuk olmadı.
Mesele güç dengesi oldu.
Mesele siyaseti dizayn etme arzusu oldu.
Ve bunu bilerek, planlayarak yaptılar.
Gecikmenin nedeni “mutlak butlan” olmayacağından duyulan korku değildi.
Mesele; rakibi zayıf gördükleri anda masaya yatırma hevesiydi.
İstedikleri anda düğmeye basabileceklerini göstermeye çalıştılar.
Vatandaş ise iki propaganda duvarının arasında sıkışmış durumda.
Bir taraf “ülke battı” diye bağırıyor…
Diğer taraf “ülke uçuyor” masalı anlatıyor…
Peki gerçek nerede?
Gerçek pazarda.
Gerçek faturada.
Gerçek kirada.
Gerçek emeklinin boş tenceresinde.
Gerçek gençlerin bavul hazırlığında.
Ama belli ki ekranların önceliği başka…
Vatandaş iki propaganda duvarının arasında sıkışmış durumda.
0:00 0:00
