HALKWEBYazarlar13 Seçim Kaybedilirken Partiyi Kimler Yönetiyordu?

13 Seçim Kaybedilirken Partiyi Kimler Yönetiyordu?

Bugünkü savrulmanın kökleri dün atıldı.

0:00 0:00

Kemal Kılıçdaroğlu bu partinin en zor dönemlerinde ağır yük taşımış bir insandır.

CHP’nin yıllarca sert, devletçi ve toplumun bazı kesimlerine uzak görülen yapısını yumuşatmaya çalıştı. Muhafazakar seçmenle temas kurdu, Kürt seçmenle daha sakin bir dil geliştirdi, farklı siyasi gelenekleri aynı masa etrafında buluşturdu.

Altılı Masa bütün eleştirilere rağmen Türkiye siyasetinde önemli bir kırılmaydı.

Adalet Yürüyüşü ise yalnız CHP’lileri değil, farklı görüşlerden insanları da etkiledi. İnsanlar uzun zaman sonra muhalefetin yalnız konuşmadığını, bedel ödemeyi de göze alabildiğini gördü.

İstanbul ve Ankara’nın kazanılmasının zemini de büyük ölçüde onun döneminde kuruldu.

Üstelik bu seçimlerin hiçbiri eşit şartlarda yapılmadı. Medya gücü, devlet imkanları ve ağır kutuplaşma ortamı muhalefetin alanını zaten daraltıyordu.

Ama bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmiyor.

CHP’de yaşanan her sorunu yalnız Kemal Kılıçdaroğlu’nun omzuna yıkmaya çalışmak hem haksızlık hem kolaycılık olur.

Çünkü siyasette hiçbir lider tek başına hareket etmez.

Aday stratejilerini hazırlayanlar, örgüt yapısını yönetenler, seçim kampanyalarını kuranlar, delegasyon ilişkilerini şekillendirenler vardı.

Özgür Özel’den Veli Ağbaba’ya, Oğuz Kaan Salıcı’dan Engin Özkoç’a, Faik Öztrak’tan Seyit Torun’a, Tekin Bingöl’den Mahir Polat’a kadar birçok isim yıllarca partinin karar mekanizmalarında etkili oldu.

Bugün bütün yükü yalnız Kemal Bey’e bırakıp, o dönemlerin yöneticilerini hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi göstermek insanlara samimi görünmüyor.

Çünkü başarı ortaksa sorumluluk da ortaktır.

“13 seçim kaybedildi” deniyor.

Peki o seçimler boyunca kampanya kararlarını kimler verdi?
Örgüt yapısını kimler yönetti?
Toplumun nabzını yanlış okuyan raporları kimler hazırladı?

Bugün en sert eleştirileri yapan bazı isimlerin, o dönemlerin en etkili koltuklarında oturduğunu insanlar unutmuş değil.

İşte güven krizinin temelinde biraz da bu var.

Çünkü seçmen artık yalnız liderleri değil, çevresindeki kadroları da sorguluyor.

Kim mücadele etti, kim yalnız kendi alanını korudu, insanlar buna bakıyor.

Kemal Bey’in belki en büyük eksiklerinden biri, çevresindeki bazı insanlara fazla güvenmiş olmasıydı.

İnsan harcamayı seven biri değildi.
Sadakati önemsiyordu.

Ama siyasette bazen fazla sabır, yanlış insanların güçlenmesine yol açar.

Zaman içinde bazı kadrolar partiyi büyütmekten çok kendi etkisini büyüten yapılara dönüştü.

Sokakta ekonomi konuşulurken parti kendi iç dengelerine sıkıştı.
Gençler gelecek kaygısı yaşarken bazı yöneticiler hâlâ kurultay hesabı yaptı.

Bugün CHP’nin etrafında dolaşan yolsuzluk iddiaları, para ilişkileri tartışmaları, şaibeli görüntüler ve belediye başkanlarının parti değiştirmesi toplumda ciddi bir güven aşınması yaratıyor.

Çünkü insanlar yalnız ne söylediğinize bakmıyor.
Gücü elinize alınca neye dönüştüğünüze de bakıyor.

Yıllarca liyakat, ahlak, şeffaflık ve temiz siyaset iddiasıyla savunulan bir partinin etrafında bugün bu kadar tartışma dönmesi insanları rahatsız ediyor.

Ve insanların aklında bugün daha ağır bir soru dolaşıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yapılan hatalar gerçekten yalnızca yanlış analizler, iletişim kazaları ve siyasi beceriksizlik miydi?

Yoksa bazı kişisel hesaplar, koltuk mücadeleleri, hizip savaşları ve gelecek planları; seçimi kazanma iradesinin önüne geçecek kadar etkili oldu mu?

Hatta daha rahatsız edici olan şu;
Bazı isimler için seçimin sonucu değil, seçim sonrasındaki güç dengeleri mi daha önemliydi?

Çünkü insanlar artık yalnız neyin kaybedildiğine değil, o süreçte kimlerin nasıl pozisyon aldığına da bakıyor.
Kemal beyin “sırtımda hançerlerle seçime girdim” sözü iyi okunmalıdır.

Bunları sormak ihanet değildir.
Partisini seven insanların muhasebesidir.

Çünkü bir parti seçim kaybederek küçülmez.

Savunduğu değerlerle arasına mesafe girdiğinde küçülür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI