HALKWEBAutorenZorunlu Eğitimin Kaldırılması Tartışmaları

Zorunlu Eğitimin Kaldırılması Tartışmaları

Zorunlu eğitimin kaldırılmasının, ortaöğretim sisteminin yapısal sorunlarını dikkate almadan hayata geçirilmesi hem çocukların üstün yararının gözetilmemesi, hem de eğitim hakkının zedelenmesi anlamına gelecektir.

0:00 0:00

Milli Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Öğretim Kurulunun geçtiğimiz yıl başlattıkları liselerin 2+2 şeklinde bölümlendirilmesi ve lisan eğitimlerinin 3 yılda bitirilebilmesi tartışmalarının üzerinden henüz kısa bir süre geçmişken, özellikle proje okullar dışındaki liselerde yaşanan disiplin sorunları, şiddet sorunları ve akademik başarısızlık, başta sosyal medyada Milli Eğitim Bakanlığının fiili sözcüleri gibi hareket eden gazeteciler olmak üzere, birçok kesim tarafından, liselerde zorunlu eğitimin ortadan kaldırılması taleplerini gündeme getirdi.

Zorunlu eğitimin kaldırılmasının, ortaöğretim sisteminin yapısal sorunlarını dikkate almadan hayata geçirilmesi hem çocukların üstün yararının gözetilmemesi, hem de eğitim hakkının zedelenmesi anlamına gelecektir.

Çocuğun üstün yararı[1]

Çocuğun üstün yararı, bir çocukla ilgili herhangi bir karar alınırken, işlem yapılırken veya politika geliştirilirken çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişiminin her şeyden önce tutulması ve onun için “en iyi” olanın gözetilmesi anlamına gelen temel bir hukuk ve insan hakları ilkesidir. Bu ilke uluslararası sözleşmeler ve yasalarla güvence altına alınmıştır.

Bir çocuğun üstün yararı değerlendirilirken dikkate alınan başlıca unsurlar şunlardır:

-Çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması,

-Eğitim, barınma ve bakım gibi temel ihtiyaçlarının en iyi şekilde karşılanması,

-Şiddet, istismar ve ihmal gibi tehlikelerden uzak tutulması,

-Sevgi dolu, güvenli ve istikrarlı bir aile veya çevre ortamında büyümesidir.

Özetle bu ilke, çocukla ilgili her türlü durumda yetişkinlerin kendi çıkarlarını bir kenara bırakıp, çocuğun sesine kulak vererek onun tüm potansiyeliyle sağlıklı bir birey olarak yetişmesini sağlama zorunluluğudur.

Eğitim hakkı, anayasalar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır. Türkiye’de eğitim; devletin gözetiminde, 12 yıllık kademeli (4+4+4) bir sistemle zorunlu ve devlet okullarında ücretsiz olup, kimse bu haktan yoksun bırakılamaz.

Eğitim hakkı; bireylerin eleştirel düşünebilen, topluma faydalı, meslek sahibi ve özgüvenli bireyler olmalarını sağlarken; toplumsal kalkınmanın ve demokrasinin de en temel yapı taşıdır.

Eğitim hakkının temel dayanakları ve anayasal güvence

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42. maddesine göre, kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Eğitim ve öğretim, devletin gözetim ve denetimi altında, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır.

Uluslararası belgeler

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi belgelerle eğitim hakkı dünya çapında tescillenmiştir.

Zorunlu eğitim konusundaki tartışmalara geçmeden önce bazı ülkelerdeki zorunlu eğitim sürelerine bakmak gerekiyor;

OECD ülkelerinde zorunlu eğitim süresi genellikle 9-13 yıl arasında değişir (çoğunlukla 10-12 yıl). Bu süre, resmi başlangıç ve bitiş yaşlarına göre hesaplanır (örneğin 6-16 yaş arası 10 yıl). Veriler UNESCO ve OECD raporlarından (2024-2025) gelir ve ülkeden ülkeye yasal düzenlemelere göre farklılık gösterir.

Bu bağlamda zorunlu eğitim, İngiltere, Avustralya’ da 13 yıl; Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, Japonya, Güney Kore, Kanada (çoğu eyalet), ABD (çoğu eyalet), Yeni Zelanda’da 12 yıl; Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Avusturya, İsviçre (kantonlara göre) 11 yıl, Polonya, Çekya, Macaristan, Slovakya, Litvanya, Letonya, Estonya, Türkiye, Meksika, Şili 10 yıl; Bazı Doğu Avrupa ve Latin Amerika OECD üyeleri (daha kısa süreli olanlar) 9 yıl olarak şekillenmektedir.

Zorunlu eğitimin ortaöğretim düzeyinde kaldırılması, ortaöğretim sistemimizin içinde bulunduğu sorunlar yumağının çözülmesi için adım atılmadan yürürlüğe konulması, çocuğun üstün yararı ve eğitim hakkı açısından büyük problemler yaratacaktır.

Bu noktada zorunlu eğitimim ortaeğitim kademesinde kaldırılmasını düşünmeden önce ülkemizdeki ortaöğretim sisteminin sorunlarına ve bu sorunlar karşısındaki çözüm önerilerimize bakmak gerekiyor;[2]

Genel ortaöğretim kapsamına giren liseler şunlardır:

-Anadolu Lisesi

-Fen Lisesi

-Sosyal Bilimler Lisesi

-Güzel Sanatlar Lisesi

-Spor Lisesi

-Açık Öğretim Lisesi

-İmam-Hatip Lisesi

-Mesleki ve Teknik Eğitim Lisesi.

Bu liselerde, elemeye dayalı merkezi sınav sisteminin varlığının devam ediyor olması; okulların, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerini geliştirmekten uzak bir yapıda olması; okullarda başarı odaklı ve yarışmacı bir eğitim anlayışının olması, proje okulu olarak adlandırılan ve öğrencilerin % 10’luk bölümünün öğrenim gördüğü liselerle diğer liseler arasındaki akademik, fiziksel ve diğer farkların bulunması; eğitim programlarının bilimsel ve laik olmaktan giderek uzaklaşması, okullarda dinsel yapının güçlendiği, ırk, din, dil ve toplumsal cinsiyet ayrımına dayalı ayrımcı ve ötekileştirici uygulamaların artarak devam etmesi; Mesleki ve teknik liselerinin tamamen toplumun yoksul kesimlerine yönelik hizmet vermesi; mesleki eğitimden hızla uzaklaşılması, piyasaya ara ve ucuz iş gücü yetiştiren kurumlara dönüştürülmesi gerçeği ortadadır.

Bu liselerin sorunlarına detaylı olarak bakacak olursak;

1-Eğitim Finansmanına İlişkin Sorunlar

-Kamu kaynaklarının özel öğretim sektörüne aktarımı devam etmektedir.

-Devlet okullarının derslik sayısı yetersizdir.

-Eğitim, sistematik bir şekilde devlet eliyle ticarileştirilmekte, özelleştirme oranı yükselmektedir. Okul kantinleri, servis ve spor salonlarının kiralanması gibi uygulamalar, eğitimin ticarileştirilmesini artırmaktadır.

-Okulların yalnızca elektrik, doğalgaz ve su giderleri genel bütçeden karşılanmakta; diğer zorunlu giderler (temizlik, etkinlik giderleri, sarf malzemeleri vb.) için okullara bütçe ayrılmamaktadır.

-Okul-aile birlikleri ya da farklı yollarla okula finansman sağlama girişimleri, okul yöneticilerinin etik dışı yollara sapmalarına uygun bir zemin oluşturmaktadır.

– Mesleki eğitimin yürütülmesi sürecinde en büyük sorunlardan biri olan atölye ve laboratuvarların donanım ve temizlik malzeme karşılanmaması.

– Okul yöneticilerinin siyasi tercihler yerine liyakate bağlı olarak seçilmemesi.

– Meslek liseleri bünyesinde MESEM programlarının açılması ve çocuk emeğinin sömürülmesi.

– Bütün okullarda destek personeli sayısı son derece yetersiz olması.

2-Eğitim Programlarına İlişkin Sorunlar

-Okul öncesinden yükseköğretime kadar anadilinde eğitimin Türkçe dışındaki dillerde yasak olması.

-Eğitim programlarında, ders kitaplarında laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşma. Sünni Hanefi-Selefi inancının dayatılması, eğitimde dincileşme/dinselleşme.

-Eğitim sisteminin toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak olması ve ayrımcı uygulamalar.

-Anadolu, fen ve sosyal bilimler liselerinin beceri kazandırıcı etkinlikler yapmaması.

-Eğitim sisteminin sınav odaklı olması ve sınav sistemlerinin sık sık değiştirilmesi.

-Yükseköğretime geçiş sınavı ile lise müfredatı arasında uyum olmaması.

-Eğitim programlarının pilot uygulama yapılmadan ve mevcut programın çıktıları görülmeden değiştirilmesi.

-Tüm ülke ve tüm okul türlerinde aynı materyallerin ve içeriklerin kullanılması.

– Teneffüslerin çok kısa süreli olması.

– Okulların sosyal donatı alanlarının, okul bahçesinin yetersiz ve güvensiz olması.

– Ebeveynlerin eğitim düzeyinin düşüklüğü, aile ortamı ve ilişkilerinden kaynaklanan sorunlar.

-Uygulamalı alan derslerinin sağlıklı ve verimli işlenebilmesi için gerekli olan spor tesisi ve alanlarının olmaması. Bu problemin sayısal verilerle ispatlanması gerekir.

Meslek liselerinde giyinme odası, duş, sıcak su gibi ihtiyaçların sağlıklı bir şekilde ve yeterli düzeyde karşılanamaması.

-Okullarda yemekhane olmaması ve öğrencilerin sporcu beslenmesine uygun miktarda ve özellikte besin alamaması.

-Sakatlık ve yaralanmalar için revir ve sağlık görevlisi olmaması.

-Müsabakalara katılım için yeterli bütçe ayrılmaması.

-Öğrencilerin kullanması gereken forma, eşofman, spor ayakkabısı vb. branşa özgü ders araç ve gereçlerinin fiyatlarının yüksek olması.

Sorunlara ilişkin çözüm önerilerini de şöyle sıralayabiliriz;

-Eğitim, tüm düzeylerde ücretsiz olmalıdır.

-Okullar arasındaki nitelik farkları belirlenmeli ve eşitlik sağlayıcı yerel ve merkezi politikalar uygulamaya konulmalıdır.

-Eğitim programları, “her çocuk özeldir” anlayışıyla öğrencilerin ilgi, istek ve yeteneklerine uygun eğitim yaşantıları sunacak şekilde geliştirilmelidir.

-Okul yapıları, “çocuğun sağlığı ve güvenliği” ekseninde geliştirilmelidir. Yeni okul binaları, spor ve sanat etkinliklerini sınırlamayacak şekilde tasarlanmalı, mevcut okulların öğrenci sayıları artırılarak boş kalan mekânlar öğrencilerin zamanlarını etkili ve anlamlı etkinliklerle doldurabilecekleri şekilde dönüştürülmelidir.

-Velilerle iletişimi artıracak etkinliklere ağırlık verilmelidir. Okul yapıları ve okul yönetim süreçleri, okul-veli ilişkilerini geliştirici yönde yenilenmelidir.

-Rehber öğretmenlerin sayısı ve niteliği artırılmalıdır.

-Ders programları bilimsel olmayan içerikten arındırılmalı, günlük/haftalık ders saatleri azaltılmalıdır.

-Okullarda “beslenme saati” uygulamasına geçilmeli ve bu saate ilişkin sosyal yardımlar artırılmalıdır.

-Öğretmenlerin sosyal hakları (barınma, beslenme, kreş vb.) ile ilgili sendikal mücadele yükseltilmelidir.

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çocukların dini eğitimi ile ilgili çalışmalarına son verilmelidir. Uluslararası sözleşmelerde de bir hak olarak tanımlanmış olan “din eğitimi” ya da çocukların mensup oldukları dine ilişkin bilgileri öğrenmeleri için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaygın eğitim kapsamında çocukların yaşlarına uygun programlar yaz aylarında ya da hafta sonları düzenlenmelidir.

-Din kültürü ve ahlak bilgisi dersi kaldırılmalıdır. Bunun yerine bütün dinler hakkında bilimsel bilgiler içeren din dersi ya da felsefe, tarih, sosyoloji ve psikoloji gibi dersler için dokuzuncu sınıftan itibaren bölümler ayrılmalıdır. Okul öncesi ve ilköğretim düzeylerinde din dersi olmamalıdır.

-Zorunlu eğitimi düzenleyen bir kanun çıkarılmalıdır. Bu kanunda zorunlu eğitimin kapsamı örgün eğitim ile sınırlanmalıdır.

-Programdaki alanların ağırlıklarına ilişkin modelin nasıl olması gerektiği konusunda çalışma yapılmalıdır.

-Okul meclisi ve öğrenci temsilciliği yeniden uygulamaya konulmalıdır.

-Din ve değerler grubundaki seçmeli dersler kaldırılmalıdır.

-Güvenli okul üzerine çalışma yapılmalıdır.

-Sosyoloji ve psikoloji dersleri zorunlu dersler arasına alınmalıdır.

-Program değişiklikleri pilot çalışma sonrası yapılmalıdır.

-Program geliştirme ekiplerinde eğitim uzmanları yer almalıdır.

-Öğretmenlerin mesleki gelişmelerine fırsat yaratılmalı, bu konuda uygulamalı eğitimler verilmesi hususunda üniversitelerle iş birliği yapılmalıdır.

-Zümre öğretmenler kurullarının statüsü değiştirilmeli, zümre başkanları hizmet içi eğitim yoluyla yetiştirilmeli ve zümre öğretmenlerinin gelişiminden zümre başkanları sorumlu tutulmalıdır.

Bu çözüm önerilerinin bir kısmı kısa, bir kısmı uzun vadeli çözümlerdir. Bu çözüm önerilerinin hayata geçirileceği okullar da ‘Çok Amaçlı Liseler’dir.

Çok Amaçlı Liseler[3]

-Çok amaçlı okullar bireylere yaşamın gerektirdiği temel mesleki bilgileri kazandırmalı ve onları akademik eğitime hazırlamalıdır.

-Bu okullarda, kredili sisteme dayanan esnek modüler programlar uygulanmalıdır.

-Bu programlar yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası özellik taşımalıdır.

-Programların hazırlanması ve yenilenmesi MEB, sendikalar, meslek odaları, üniversiteler ve yerel yönetimlerin katılımıyla gerçekleştirilmelidir.

-Mesleki rehberlik birimleri bu okullarda öğrenciye mesleki gelişim destek hizmeti sunmalıdır.

-Sosyal ve ekonomik farklılaşmaya yönelik okul yapıları ortadan kaldırılıp, tek çatı altında eğitim yapan okullar oluşturularak, çok çeşitli okul karmaşası yok edilmelidir.

-Öğrenciler yetenek ve tercihlerine göre özgür ders seçme hakkına kavuşur.

-Genel liselerin meslek ve çalışma hayatından kopuk, meslek liselerinin ise dar meslek alanından kurtulup bilgi ve becerinin geniş tabana yayılmasını sağlayan yeni okul modelidir.

-Öğrencilerin toplumsal yapının bütününü gören, yorumlayan, sorgulayan insan olmasının ortamını sağlar.

-Bu okullar şu anki ortaöğretim kurumlarını ortadan kaldırır ve tek çatı altına alır.

-Üçüncü ve dördüncü yıllarında modüler program fen, sosyal, güzel sanatlar ve teknik alanlarda seçenek olarak sunulur.

-Herkese kendi yetenek ve ilgisi doğrultusunda meslek seçme ve akademik eğitim hakkını eşit şekilde elde etme olanağı tanır.

-Her düzeydeki öğrencileri çocuk emeği sömürüsünden, cinsiyet ayrımcılığından ve ucuz işgücü olmaktan kurtarır.

Görüldüğü gibi eğitim sistemimizdeki bütün sorunlar çocuğun üstün yararı ve eğitim hakkı düşünülerek tartışılırsa, zorunlu eğitimin kaldırılması yerine, uygun çözüm önerilerinin geliştirilmesi de daha kolay olacaktır.

  1. Memduh Cemil Şirin. Çocuğun Yararı Gözüyle Çocuğun Yüksek Yararı İlkesine Bakış.
  2. Eğitim Sen (2023). Eğitimin Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı / Sunumlar ve Raporlar.
  3. IV. DEMOKRATİK EĞİTİM KURULTAYI. MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİM RAPORU.
ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS