HALKWEBAutorenSusturulan Muhalefetten Muhalefetsizliğe

Susturulan Muhalefetten Muhalefetsizliğe

CHP’de İhraç Rejimi, Disiplin İktidarı ve Siyasal Çöküşün İlk Eşiği Disiplinin Kurulması

0:00 0:00

Muhalefetin en büyük yenilgisi iktidar tarafından bastırılması değildir. Asıl yenilgi, muhalefetin iktidarın zihniyetini içselleştirmesidir. Türkiye siyasetinde bu içselleştirme çoğu zaman “düzen”, “kurumsallık” ve “sorumluluk” gibi masum kelimelerle paketlenir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan ihraçlar, tam olarak bu paketlenmiş otoriterliğin somut hâlidir.

Bu noktada artık şunu net biçimde söylemek gerekir: CHP’de yaşanan ihraçlar, geçici gerilimlerin, münferit hataların ya da kişisel çatışmaların sonucu değildir. Bunlar, bilinçli bir siyasal yönetim anlayışının ürünüdür. Bu anlayışın merkezinde, muhalefeti genişletmek değil; kontrol altına almak Es gibt sie.

CHP, henüz iktidar olmadan iktidar refleksleri üretmektedir. Daha açık söyleyelim: CHP, iktidar olmadan iktidar gibi davranmanın provasını yapmaktadır.

Disiplin: İlke mi, İtaat mi?

Resmî anlatıya göre disiplin kurulları, parti bütünlüğünü ve ilkelerini korumak için vardır. Oysa pratikte disiplin, ilkelere değil; merkezî iradeye bağlılığı ölçen bir mekanizma hâline gelmiştir. Eleştiri, bu mekanizmada politik bir katkı olarak değil, yönetilmesi gereken bir risk olarak görülmektedir.

Bugün disipline sevk edilen ya da ihraç edilen isimlere bakıldığında ortak bir özellik hemen göze çarpar: Bu insanlar partiyle bağını koparmış figürler değildir. Tam tersine, parti içinde söz söyleyen, yerel örgütlerde karşılığı olan, karar alma süreçlerini sorgulayan, “yanlış yapılıyor” diyebilen insanlardır. Yani mesele partiye zarar vermek değil; merkezi rahatsız etmektir.

Bu noktada disiplin, hukuki bir araç olmaktan çıkar; terbiye edici bir siyasal silaha dönüşür. Kim konuşabilir, kim susmalıdır? Kim eleştirebilir, kim “haddini aşmıştır”? Bu sorular artık tüzükle değil, güç ilişkileriyle yanıtlanmaktadır.

Slogan Var, Siyaset Yok

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

Bu slogan, tarihsel olarak kolektif mücadele çağrısıdır. Ancak CHP pratiğinde slogan, içerdiği anlamın tersine çevrilmiştir. “Hep beraber” artık birlikte düşünenleri değil; aynı şekilde susanları ifade eder. “Hiçbirimiz” ise eleştirenlerin, itiraz edenlerin, merkezden sapma ihtimali taşıyanların payına düşer.

Burada yaşanan şey basit bir çelişki değildir. Bu, sloganla siyasetin yer değiştirmesidir. Siyaset geri çekilmiş, slogan öne geçmiştir. Slogan konuşur, ama parti düşünmez. Slogan birleştirir gibi yapar, ama parti tasfiye eder.

Bu durum, muhalefetin ruhunu boşaltır. Çünkü muhalefet, sloganların değil; çatışan fikirlerin alanıdır. Çatışma ortadan kalktığında geriye sadece ritüel kalır. CHP’de bugün yapılan tam olarak budur: Ritüel korunmakta, siyaset budanmaktadır.

Korkunun Örgütlenmesi

İhraçların asıl etkisi ihraç edilenlerde değil, kalanlarda görülür. Çünkü her ihraç, geride kalanlara verilmiş bir mesajdır: “Yanlış yerde durursan gidersin.” Bu mesaj, örgüt içinde görünmez ama güçlü bir disiplin yaratır. İnsanlar konuşmadan önce düşünmez; susmanın güvenli olup olmadığını tartar.

Bu noktada parti, siyasal bir organizasyon olmaktan çıkar; kendini kollayan bir yapıya dönüşür. Eleştiri yerini fısıltıya, siyaset yerini dedikoduya bırakır. Bu, bir partinin yaşayabileceği en tehlikeli durumdur. Çünkü artık sorunlar çözülmez; örtülür.

İlk Eşik Aşıldı

Burada şu tespiti yapmak zorundayız: CHP, ihraçları bir istisna olmaktan çıkarıp yönetim tekniği hâline getirmiştir. Bu, geri dönüşü zor bir eşiğin aşılması demektir. Bundan sonra mesele “kim ihraç edildi” değil; bu mekanizmanın neyi mümkün, neyi imkânsız kıldığıdır.

Ahlaki Kopuş ve Meydan Siyaseti

Disiplin rejimi kurulduktan sonra siyaset yalnızca daralmaz; yön değiştirir. CHP’de yaşanan tam olarak budur. İhraçlarla birlikte parti içi eleştiri bastırılırken, eş zamanlı olarak bambaşka bir siyasal refleks güç kazanmıştır: koşulsuz savunma refleksi. Bu refleks, parti içinden gelen sözlere karşı sert; partiyle organik bağı olmayan aktörlere karşı ise şaşırtıcı biçimde korumacıdır.

Özellikle 19 Mart’tan sonra bu çelişki artık gizlenemez hâle gelmiştir. CHP, kendi üyelerini ve kadrolarını eleştirdikleri için disiplin sopasıyla hizaya çekerken; partiyle doğrudan ilişkisi bulunmayan, hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları kamuoyuna yansımış figürler için örgütü meydan meydan dolaştırmayı tercih etmiştir. Bu tercih bir taktik hata değil, ahlaki bir eşiktir.

İçeride Disiplin, Dışarıda Kör Savunma

Bu noktada CHP içinde tuhaf ama işlevsel bir ayrım oluşmuştur:
Parti içinden gelen eleştiri, “partiyi zayıflatmak” olarak kodlanırken;
parti dışındaki her şaibeli dosya, otomatik olarak “iktidar saldırısı” kategorisine yerleştirilmektedir.

Böylece siyaset ters yüz edilir. Eleştiren üye tehdit, sorgulanan dosya ise tabu hâline gelir. Oysa demokratik siyaset tam tersine işler: Yakın olan daha çok sorgulanır, uzak olan değil. CHP’de ise yakın olan susturulmakta, uzak olan kutsanmaktadır.

Bu refleksin adı savunma değildir. Bu refleksin adı körleşmedir. Körleşme ise siyasette en hızlı ahlaki çürüme biçimidir.

“Baba Ocağı” Söylemi: Eleştirinin Gayrimeşrulaştırılması

Tam bu aşamada “baba ocağı” söylemi devreye sokulmuştur. Bir zamanlar tarihsel süreklilik vurgusu taşıyan bu ifade, bugün CHP’de duygusal bir kilit mekanizması olarak kullanılmaktadır. Soru soranlara “şimdi sırası değil”, eleştirenlere “aile içinde konuşulur”, itiraz edenlere “baba ocağına zarar veriyorsun” denmektedir.

Siyaset, böylece rasyonel bir tartışma alanı olmaktan çıkar; duygusal sadakat testine dönüşür. Baba metaforu, eşit yurttaşlığı değil; Gehorsam çağırır. Oysa demokrasi, baba figürüyle değil, yetişkin özneyle mümkündür.

Bu söylemin bu kadar yoğun ve hoyrat biçimde kullanılması, CHP’nin tarihsel mirasını büyütmez; aksine onu tüketir. Çünkü tarih, eleştiriden kaçılarak değil; eleştiriyle taşınır.

Meydanlar: İlkesizliğin Görünürlük Kazanması

19 Mart sonrasında doldurulan meydanlar, ilk bakışta bir siyasal güç gösterisi gibi sunulmuştur. Oysa mesele meydanların dolu olup olmaması değildir. Mesele, meydanların ne için dolduğudur. CHP tabanı, bu dönemde kendi içindeki ihraçlara, adaletsizliklere ve sessiz tasfiyelere karşı değil; partiyle bağı belirsiz figürleri savunmak için mobilize edilmiştir.

Bu, siyasetin araçsallaştırılmasıdır. Meydan, ilke için değil; kriz yönetimi için kullanılmaktadır. Böyle bir siyaset tarzı kısa vadede gürültü üretir ama uzun vadede inandırıcılığı yok eder. Çünkü ilke, tarafına göre değişiyorsa, artık ilke değildir.

Ahlaki Tutarlılığın Kaybı

Bu aşamada sorun artık yalnızca parti içi demokrasi değildir. Sorun, muhalefetin ahlaki tutarlılığını kaybetmesidir. İçeride disiplinle susturulan eleştiri, dışarıda koşulsuz savunulan şaibe ile yan yana geldiğinde ortaya çıkan tablo şudur: CHP, eleştiriyi değil; kontrol edemediği her şeyi tehdit olarak görmektedir.

Bu durum, muhalefeti büyütmez. Tam tersine, onu ahlaki olarak savunmasız bırakır. Çünkü iktidarın baskılarını eleştirirken, aynı yöntemi parti içinde uygulayan bir yapı, kendi sözünü boşa düşürür.

Çıkışsızlık ve CHP Sonrası Muhalefet

Bir siyasal yapı, eleştiriyi susturmayı yönetim tekniği hâline getirdiğinde ve ahlaki tutarlılığı kriz anlarında askıya aldığında, artık şu soruyla yüzleşmek zorundadır: Bu yapı hâlâ muhalefet midir, yoksa muhalefetin önündeki en büyük engel midir?

Bugün gelinen noktada bu soru soyut değildir. Doğrudan somuttur ve adıyla konmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, artık yalnızca iktidarla mücadele eden bir aktör değil; muhalefetin sınırlarını çizen bir merkez hâline gelmiştir. Bu merkez, muhalefeti genişletmemekte; kontrol edebildiği ölçüde tutmakta, edemediklerini ise ya dışlamakta ya da gayrimeşrulaştırmaktadır.

İhraçtan Sonra Ne Kaldı?

İhraç rejimiyle parti içindeki eleştirel damar budandığında geriye kalan şey, çoğulculuk değil; uyumdur. Uyum ise siyaset değildir. Uyum, bürokrasinin erdemidir. Siyaset ise risk almayı, çatışmayı ve bedel ödemeyi gerektirir.

CHP’de bugün kalan kadrolar, büyük ölçüde bu bedeli ödememeyi öğrenmiş kadrolardır. Yanlış olduğunu düşündüğünü yüksek sesle söylememek, sorunlu gördüğünü zamanla kabullenmek, merkezin rahatsız olacağı alanlardan bilinçli olarak uzak durmak… Bu davranışlar artık istisna değil; normdur.

Bu norm yerleştiğinde parti, topluma yeni bir söz söylemez. Sadece mevcut dengeyi yönetmeye çalışır. Muhalefet, bu noktada iktidara karşı değil; belirsizliğe karşı konumlanır. En tehlikeli siyaset biçimi de budur.

Muhalefet, Merkezde Tutularak Öldürülür

CHP’nin en büyük başarısı gibi sunulan şey, aslında en büyük zaafıdır: Muhalefeti kendisinde toplama iddiası. Oysa muhalefet toplanmaz; taşar. Taşmayan muhalefet, canlı değildir.

Bugün CHP, muhalefeti tek merkezden yönetilebilecek bir alan gibi görmektedir. Bu yüzden parti dışındaki her bağımsız siyasal çıkışı ya görmezden gelmekte ya da “iktidara yarıyor” gerekçesiyle kriminalize etmektedir. Bu refleks, iktidarın yıllardır kullandığı dilin muhalefet versiyonudur.

Böylece ironik bir durum ortaya çıkar: CHP yerinde durur, ama muhalefet partinin dışına sızar. Sendikalarda, yerel dayanışma ağlarında, bağımsız yurttaş inisiyatiflerinde, küçük ama ilkesel odaklarda… CHP bu enerjiyi toplamayı değil, soğurup etkisizleştirmeyi seçer.

CHP Sonrası Muhalefet Ne Demektir?

Bu soru çoğu zaman yanlış anlaşılır. CHP sonrası muhalefet, CHP’nin yok olması demek değildir. Bu, CHP’nin muhalefetin tek adresi olma iddiasının sona ermesi demektir.

CHP sonrası muhalefet şunu kabul eder:
– Muhalefet bir partiye sığmaz
– Demokrasi, disiplinle inşa edilemez
– Ahlak, taraf seçimine göre değişmez
– Eleştiri, düşmanlık değildir

Bu muhalefet biçimi daha düzensiz, daha riskli ve daha gürültülüdür. Ama gerçektir. Çünkü gerçek muhalefet, kontrol edilemez olandır.

Asıl Korku: Alternatifsizlik Efsanesinin Çökmesi

CHP yönetimini asıl tedirgin eden şey iktidar değildir. Asıl tedirginlik, şu fikrin yayılmasıdır:
CHP olmadan da muhalefet yapılabilir.

Bu fikir kabul edildiği anda;
– İhraç tehdidi anlamını yitirir
– “Baba ocağı” söylemi çözülür
– “Biz gidersek kim gelir?” sorusu boşa düşer

İşte bu yüzden CHP, kendisi dışındaki her muhalefet ihtimalini ya marjinalleştirir ya da ahlaksızlıkla suçlar. Çünkü alternatif, iktidardan daha tehlikelidir.

Sonuç: Muhalefet Bir Partiden Büyüktür

Burada ölçü ilke değil sadakat, siyaset değil itaattir.
Yanlış diyeni “parti aleyhine faaliyet”le yaftalayıp kapının önüne koyan bu anlayış, üye aramıyor; susacak, boyun eğecek, alkışlayacak kullar istiyor.

CHP’nin adını ağzına alıp Cumhuriyet’in ruhuyla kavga edenler şunu bilsin:
Cumhuriyet eleştiriyle yaşar; siz eleştiriden korkuyorsunuz.
Demokrasi çoğulculuk ister; siz tek ses dayatıyorsunuz.

Bu yazı CHP’ye karşı yazılmış bir metin değildir. Bu metin, CHP’ye mahkûm edilmek istenen muhalefetin itirazıdır. CHP kalabilir, var olabilir, seçimlere girebilir. Ama muhalefet, oraya sığmak zorunda değildir.

Demokrasi, ihraç listeleriyle kurulmaz.
Ahlak, kriz anlarında askıya alınamaz.
Ve muhalefet, kendi içini susturarak iktidara alternatif olamaz.
Kurtuluş yok tek başına.
Ama artık şunu da açıkça söylemek gerekir:
Kurtuluş, susarak birlikte durmakta hiç yoktur.
Muhalefet, bir partiden büyüktür.
Ve belki de bugün, bunu ilk kez bu kadar açık biçimde kabul etmek zorundayız.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS