HALKWEBYazarlar“Bu Ülke Fakir Değil, Soyulmuş: Masal Değil, Dosya Bu”

“Bu Ülke Fakir Değil, Soyulmuş: Masal Değil, Dosya Bu”

Bugün belki de en tehlikeli şey yoksulluk değil; yoksulluğun normalleşmesi.

0:00 0:00

“Yağmalanmış bir ülkeye ‘fakir’ demek, hırsızı aklamaktır.”
Bu cümleyi kuran Şeref Oğuz, aslında bir kelimeyi değil, bir algıyı hedef alıyordu.

Çünkü “fakirlik” bir sis perdesidir. Görürsünüz ama seçemezsiniz.
Oysa “yağma” bir iz bırakır. Takip ederseniz, bir yere çıkar.

Bugün bize anlatılan hikâye basit: Kaynaklar sınırlı, şartlar zor, dünya kötü.
Ama kimse şu soruyu sormuyor:
Aynı sofrada oturanlar arasında neden bazı tabaklar sürekli dolu, bazıları hep boş?

Bu ülke bir evse, kapısı kırılmış, kasası boşaltılmış bir ev gibi.
Sonra biri çıkıp diyor ki: “Ev zaten fakirdi.”
Hayır. Ev fakir değildi. Ev, kilidi içeriden açıldığı için soyuldu.

“Fakirlik” dediğinizde suç ortadan kalkar.
“Yağma” dediğinizde suçlu ortaya çıkar.

İşte bu yüzden kelimeler masum değildir.

Bugün ekonomiyi anlatan dil, çoğu zaman bir yangın raporu değil, bir ninni gibi.
Uyutuyor. Sakinleştiriyor. Sorgulatmıyor.
Oysa dışarıda yangın var. Ve bazıları hâlâ dumanı “hava değişimi” diye anlatıyor.

Bakın etrafınıza:
Çalışan daha çok çalışıyor ama daha az kazanıyor.
Üreten daha çok üretiyor ama daha az pay alıyor.
Buna rağmen birileri sürekli büyüyor, sürekli kazanıyor.

Bu bir tesadüf mü?
Yoksa iyi tasarlanmış bir yön mü?

Ekonomi bazen bir nehir gibidir.
Doğal akışında herkes bir yudum su bulur.
Ama eğer nehrin yatağı değiştirilirse, su aynı kalır; sadece yönü değişir.
Ve bir gün bakarsınız ki, nehir artık sadece belirli bahçeleri suluyor.

İşte mesele tam da bu:
Su mu az, yoksa yön mü yanlış?

Elbette her sorun “yağma” değildir.
Ama her şeyi “kader” diye anlatmak da masum değildir.

Çünkü kader dediğiniz şey, çoğu zaman yazanı gizlenmiş bir senaryodur.

Bugün belki de en tehlikeli şey yoksulluk değil;
yoksulluğun normalleşmesi.

İnsanların daha azla yaşamaya ikna edilmesi.
Daha az sorgulaması, daha az talep etmesi.

Ve en sonunda şu cümleyi içselleştirmesi:
“Bu kadarına da şükür.”

Oysa belki de asıl soru şudur:
Şükretmemiz gereken ne var, sorgulamamız gereken ne?

Bu ülke fakir olabilir.
Ama eğer fakirse, bunun bir hikâyesi vardır.
Ve o hikâye yazılmıştır.

Soru şu:
O hikâyeyi kim yazdı?

YAZARIN DİĞER YAZILARI