Eskiden haber vardı.
Sonra yorum geldi.
Bugün ise yorumun da ötesine geçtik.
Artık bir “kanaat endüstrisi” içinde yaşıyoruz.
Televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde, sosyal medyada ve YouTube kanallarında aynı mekanizma işliyor. Bir bilgi ortaya atılıyor, doğruluğu araştırılmadan dolaşıma sokuluyor, tekrar ediliyor ve sonunda gerçekmiş gibi kabul edilmeye başlanıyor.
Çünkü günümüzün en değerli sermayesi bilgi değil, dikkat.
Dikkati çekmenin yolu ise çoğu zaman gerçeği araştırmaktan değil, iddia ortaya atmaktan geçiyor.
Aslında bu yalnızca Türkiye’nin sorunu da değil.
Bütün dünyada gazetecilik, akademi ve siyaset büyük bir dönüşüm geçiriyor.
Eskiden bilgiye ulaşmak zordu.
Bugün ise bilgiye ulaşmak değil, doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt etmek zor.
Bu nedenle hakikatin yerini çoğu zaman algı, araştırmanın yerini kanaat, delilin yerini ise tekrar almaya başladı.
Son günlerde yaşanan tartışmalar da bunu bir kez daha gösterdi.
Bir iddia ortaya atılıyor.
Sonra o iddia üzerinden günlerce yorum yapılıyor.
Ardından iddianın muhatabı çıkıp:
“Böyle bir şey olmadı.”
diyor.
Bu kez söylem değişiyor.
“Biz öyle demedik.”
“Yanlış anlaşıldık.”
“Aslında kastettiğimiz şuydu.”
Türkiye’de artık birçok tartışmanın ortak sonu bu.
Çünkü amaç hakikate ulaşmak değil, gündem oluşturmaktır.
Daha acı olan ise bu alışkanlığın yalnızca sosyal medya trollerine özgü olmamasıdır.
Akademisyenler yapıyor.
Gazeteciler yapıyor.
Televizyon yorumcuları yapıyor.
Siyasi aktörler yapıyor.
Bir dönem bilimsel titizlikle övünen akademi dünyası da bundan nasibini aldı. Araştırmak yerine pozisyon almak, sorgulamak yerine taraf olmak daha değerli hale geldi.
Medyanın bir bölümü ise habercilikten çok taraftarlık yapmaya başladı.
İktidar yanlısı olanı da muhalefet yanlısı olanı da aynı hastalığa yakalandı.
Karşı tarafın yanlışını görmekte olağanüstü yetenekli, kendi tarafının yanlışını görmekte ise son derece isteksiz hale geldiler.
Oysa gazeteciliğin özü sadakat değil, şüphedir.
Gazeteci yakın gördüğü kişilere de soru sorabilmelidir.
Akademisyen kendi mahallesinin ezberlerini de sorgulayabilmelidir.
Yorumcu, beğenmeyeceği bir sonuca ulaşma ihtimalini de göze alabilmelidir.
Çünkü demokrasi yalnızca iktidarın denetlenmesi değildir.
Muhalefetin, medyanın, akademinin ve toplumun da kendi kendisini denetleyebilmesidir.
Bugün yaşadığımız kriz tam da budur.
Türkiye’de bilgi üreten kurumlar giderek kanaat üreten yapılara dönüşüyor.
Kanaat ise çoğu zaman bilgi kadar zahmet istemiyor.
Araştırmaya gerek yok.
Belgeye gerek yok.
Kanıta gerek yok.
Bir tweet, bir kulis bilgisi, bir ekran yorumu yeterli oluyor.
Sonra milyonlarca insan o kanaatin peşinden sürükleniyor.
Ve işin ironik tarafı şu:
Herkes troll hesaplardan şikâyet ediyor.
Oysa birçok troll, yalnızca yukarıda üretilen kanaatleri aşağıya taşıyor.
Sorun yalnızca troller değil.
Sorun, kanaatin bilgiden daha hızlı dolaşıma girdiği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.
Bu yüzden bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni yorumcular değil, eski usul doğrulama alışkanlığıdır.
Yeni kanaat önderleri değil, eski usul şüpheciliktir.
Çünkü demokrasiler yalnızca sandıkla değil, hakikate gösterilen özenle de ayakta kalır.
Hakikat kaybolduğunda geriye sadece gürültü kalır.
Ve gürültü, hiçbir zaman gerçeğin yerini tutamaz.
