HALKWEBYazarlarKURTARICI BEKLEYENLERİN ÜLKESİ

KURTARICI BEKLEYENLERİN ÜLKESİ

 

**Hem siyasetten korkup uzak duracaksınız hem değişim isteyeceksiniz…**

Hem örgütlenmekten kaçacaksınız hem de örgütlü düzenin değişmesini bekleyeceksiniz…

Hem siyasetin dışında duracaksınız hem de siyasetin sizin hayatınızı değiştirmesini isteyeceksiniz…

**Olmaz!**

Artık bu çelişkiyle yüzleşmenin zamanı geldi.

Çünkü bugünümüz dünden daha kötü hale gelirken, geleceğimiz de çocuklarımızın ve torunlarımızın sırtına yüklenen borçlarla şekilleniyor. Daha doğmamış çocuklarımız bile ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların ağır yükünü taşıyacakları bir ülkeye doğmaya hazırlanıyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

Sistemin değişmesini istiyoruz ama sistemi değiştirecek örgütlü mücadelenin içine girmekten korkuyoruz.

Siyasetten uzak duruyoruz.

Örgütlenmekten çekiniyoruz.

Sorumluluk almıyoruz.

Karar mekanizmalarının dışında duruyoruz.

Sonra da birilerinin çıkıp bizi kurtarmasını bekliyoruz.

Bir isim arıyoruz.

Bir lider arıyoruz.

Bir kahraman arıyoruz.

**İşte tam burada çok büyük bir yanılgıya düşüyoruz.**

Türkiye’nin bugün en büyük sorunlarından biri yalnızca kötü yönetim değildir. Daha derinde, çok daha ciddi bir sorun vardır:

**Halkın siyasetten uzaklaştırılması ve kendi siyasal gücünü kullanmaktan vazgeçmesi.**

Ve açık konuşalım:

**Siyasetten korkarak değişim gerçekleştiremezsiniz.**

**Örgütlenmekten kaçınarak düzeni değiştiremezsiniz.**

**Kendi iradenizi ortaya koymadan başkalarının sizin adınıza kurduğu geleceğe mahkûm olursunuz.**

### ÖZGÜR ÖZEL, MANSUR YAVAŞ, EKREM İMAMOĞLU KURTARICI DEĞİLDİR

Bunu açıkça söylemek gerekiyor.

Özgür Özel, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu…

**Hiçbiri bu ülkenin kurtarıcısı değildir.**

Daha da önemlisi, muhalif toplumun bütün umudunu bu isimlere bağlaması, farkında olmadan mevcut siyasal düzenin yeniden üretilmesine hizmet eder.

Çünkü bir düzeni değiştirmek için önce o düzenin siyasal alışkanlıklarını sorgulamanız gerekir.

Oysa siz kurtarıcı aramaya devam ederseniz, mevcut siyasetin en temel anlayışını kabul etmiş olursunuz:

**“Toplum karar vermez; lider karar verir.”**

**“Halk mücadele etmez; lider mücadele eder.”**

**“Halk örgütlenmez; lider gelir ve değiştirir.”**

Hayır!

Böyle bir demokrasi anlayışı yoktur.

Bu, halkın siyasal özne olmaktan çıkarılıp **seyirciye dönüştürülmesidir.**

Benim eleştirim şahıslarla sınırlı değildir.

Asıl mesele **temsil ettikleri siyaset anlayışıdır.**

Bu isimlerin siyasetine baktığımızda karşımıza çıkan temel soru şudur:

**Halk bu siyasetin neresinde?**

Halk yalnızca seçim zamanı hatırlanan seçmen mi?

Yoksa siyasetin gerçek öznesi mi?

Halk yalnızca alkışlayan, oy veren ve sandık günü tercih yapan bir kitle mi?

Yoksa karar veren, denetleyen, hesap soran ve gerektiğinde kendi yöneticisine itiraz eden örgütlü bir güç mü?

İşte asıl mesele budur.

### BUNLAR DÜZENİN DIŞINDA DEĞİL, DÜZENİN İÇİNDE

Özgür Özel’i, Mansur Yavaş’ı ve Ekrem İmamoğlu’nu mevcut siyasal düzenin dışında, düzeni kökten değiştirecek birer kurtarıcı olarak sunmak gerçekçi değildir.

Bunlar **mevcut siyasal düzenin içinde yükselen aktörlerdir.**

Dolayısıyla mesele sadece iktidarın değişmesi değildir.

**Siyasetin değişmesi gerekir.**

Siyasetin dili değişmelidir.

Siyasetin örgütlenme biçimi değişmelidir.

Halkın siyaset içindeki konumu değişmelidir.

Karar alma mekanizmaları değişmelidir.

Siyasetçinin halk karşısındaki konumu değişmelidir.

Çünkü statüko yalnızca bir iktidar partisinden veya bir liderden ibaret değildir.

Statüko;

siyasetin belli kadroların elinde tutulmasıdır.

Kararların dar çevrelerde alınmasıdır.

Halkın örgütlü gücünün zayıflatılmasıdır.

Siyasetin liderler üzerinden yürütülmesidir.

Seçmenin yalnızca seçimden seçime hatırlanmasıdır.

Siyasetin toplumdan kopmasıdır.

Ve en önemlisi, **halkın kendi geleceği hakkında doğrudan söz ve karar sahibi olmamasıdır.**

İşte biz tam da buna itiraz ediyoruz.

### BUGÜNÜMÜZ DÜNDEN KÖTÜYSE, HÂLÂ NEDEN KURTARICI BEKLİYORUZ?

Bir an durup etrafımıza bakalım.

Bugünümüz dünden daha iyi mi?

Çocuklarımızın geleceği daha güvenli mi?

Gençler geleceğe umutla mı bakıyor?

İnsanlar aldıkları ücretle insanca yaşayabiliyor mu?

Emekli huzur içinde yaşayabiliyor mu?

Esnaf yarınını görebiliyor mu?

Çiftçi üretirken kazanabiliyor mu?

Üniversiteyi bitiren genç kendi ülkesinde geleceğini kurabileceğine inanıyor mu?

Ve bütün bunların üzerine bir de borç yükü ekleniyor.

**Bugünün borcu yarının çocuğuna bırakılıyor.**

Daha doğmamış çocuklarımız, daha dünyaya gelmeden bir ekonomik ve toplumsal yükün içine doğuyor.

Peki bizim çözümümüz ne?

Yine bir isim beklemek!

Yine bir aday beklemek!

Yine bir lider beklemek!

Yine “Bu kez olacak” demek!

Sonra yine hayal kırıklığı yaşamak!

**Bu kısır döngüyü kırmadan hiçbir şey değişmeyecek.**

Çünkü sorun yalnızca kimin iktidara geleceği değildir.

Sorun, **halkın iktidarın ve siyasetin karşısındaki konumudur.**

### MUHALİF OLMAK YETMEZ

Burada muhalif kesimlere de açıkça bir söz söylemek gerekiyor.

Sadece mevcut iktidara karşı olmak sizi otomatik olarak demokrat, örgütlü veya değişimci yapmaz.

Bir siyasi iktidara karşı çıkıp bütün umudunuzu başka bir siyasi figüre bağlayabilirsiniz.

İktidarı eleştirip kendi içinizde lider kültünü yeniden üretebilirsiniz.

“Biz değişim istiyoruz” deyip değişimin en önemli koşulu olan **örgütlü halk iradesini** görmezden gelebilirsiniz.

İşte sorun tam burada başlıyor.

Muhalif olmak başka şeydir.

**Değişimin öznesi olmak başka şeydir.**

Eğer muhalifler kendi güçlerini örgütlemek yerine Özgür Özel’e, Mansur Yavaş’a, Ekrem İmamoğlu’na veya başka herhangi bir siyasi aktöre bütün umutlarını bağlarsa, aslında mevcut düzenin temel mantığını sorgulamamış olurlar.

Sadece **düzenin başındaki aktörü değiştirmek** isterler.

Oysa bizim itirazımız tam da buna.

**İsimler değişsin ama düzen aynı kalsın anlayışına itiraz ediyoruz.**

Çünkü bu ülkenin sorunu yalnızca kimin koltukta oturduğu değildir.

**Koltukların nasıl dağıtıldığı, kararların nasıl alındığı ve halkın o kararların neresinde olduğu asıl meseledir.**

### SİYASETİN MERKEZİNDE HALK YOKSA DEĞİŞİM DE YOKTUR

Bir siyasal hareketin merkezinde halk yoksa, o hareketin adına ne kadar “değişim” derseniz deyin, ortada gerçek bir toplumsal dönüşüm yoktur.

Halk siyasetin merkezinde olacak.

İşçi olacak.

Emekçi olacak.

Genç olacak.

Kadın olacak.

Emekli olacak.

Esnaf olacak.

Çiftçi olacak.

Üniversite öğrencisi olacak.

Küçük işletme sahibi olacak.

İşsiz olacak.

Dar gelirli olacak.

Ve sadece seçim zamanı oy istenen insanlar olmaktan çıkacaklar.

**Kendi siyasal iradelerini örgütleyecekler.**

Çünkü halk yalnızca oy deposu değildir.

Halk, siyasetin sahibidir.

Halk yalnızca seçmen değildir.

**Halk karar verendir.**

### KURTARICI BEKLEMEK, KENDİ GÜCÜNDEN VAZGEÇMEKTİR

Bir insan bütün geleceğini bir siyasetçiye bağladığı anda kendi siyasal sorumluluğunu azaltır.

“Ben ne yapacağım?” sorusunun yerini:

“Ekrem ne yapacak?”

“Mansur ne yapacak?”

“Özgür Özel ne yapacak?”

soruları alır.

İşte bu, siyasetin kişiselleştirilmesidir.

Ve siyaset kişiselleştiği anda halk geri çekilir.

Halk geri çekildiğinde siyasetçi güçlenir.

Siyasetçi güçlendikçe toplumun denetimi zayıflar.

Denetim zayıfladığında ise statüko yeniden üretilir.

**İsimler değişir, yöntemler değişmez.**

**Koltuklar değişir, siyasal kültür değişmez.**

**Sloganlar değişir, halkın karar mekanizmasındaki yeri değişmez.**

İşte gerçek tehlike budur.

### ÇAKMA KAHRAMANLAR ÖRGÜTSÜZ TOPLUMLARDA ÜRETİLİR

Örgütsüz toplumlar kahraman üretmeye çok müsaittir.

Çünkü kendi gücünü kullanamayan toplum, gücünü bir kişinin üzerine yükler.

O kişiyi büyütür.

Onu idealize eder.

Onu eleştirilemez hale getirir.

Sonra da bütün umutlarını onun siyasi geleceğine bağlar.

Böylece **halk özne olmaktan çıkar, taraftar haline gelir.**

İşte “çakma kahraman” dediğimiz siyasal figürler tam da böyle ortaya çıkar.

Toplumun gerçek sorunlarını çözmek yerine, toplumun çaresizliği bir kişinin siyasi kariyerine bağlanır.

Ve insanlar kendi mücadelelerinden vazgeçip o figürün başarısını beklemeye başlar.

Bu, demokrasi değildir.

Bu, halkın siyasallaşması değildir.

Bu, **siyasal teslimiyettir.**

### SİZ KORKARSANIZ, STATÜKO KAZANIR

Şunu artık anlamamız gerekiyor:

Siyasetten korkmak statükonun işine yarar.

Örgütlenmemek statükonun işine yarar.

Susmak statükonun işine yarar.

Karar mekanizmalarından uzak durmak statükonun işine yarar.

Siyasi sorumluluk almamak statükonun işine yarar.

Çünkü siz kenarda durduğunuz sürece, merkezde başkaları karar verir.

Siz örgütlenmediğiniz sürece, örgütlü olanlar siyaseti belirler.

Siz siyasete müdahale etmediğiniz sürece, siyaset sizin hayatınıza müdahale eder.

Bu kadar basit.

O yüzden artık kimse:

**“Ben siyasete girmiyorum ama ülke değişsin.”**

demesin.

Değişim istiyorsanız siyasetin içinde olacaksınız.

Demokrasi istiyorsanız örgütleneceksiniz.

Adalet istiyorsanız mücadele edeceksiniz.

Daha iyi bir gelecek istiyorsanız sorumluluk alacaksınız.

**Korkarak değişim olmaz.**

### HALK SEÇMEN DEĞİL, SİYASAL ÖZNEDİR

Halk yalnızca seçim günü sandığa giden insan değildir.

Halk;

seçer,

denetler,

hesap sorar,

karar verir,

örgütlenir,

mücadele eder.

Ve gerektiğinde kendi seçtiği siyasetçiye:

**“Sen de yanlış yapıyorsun.”**

diyebilir.

Asıl demokrasi budur.

Siyasetçinin önünde eğilmek değil.

Siyasetçiyi kutsamak değil.

Siyasetçiyi kurtarıcı ilan etmek değil.

**Siyasetçiyi halkın hizmetinde tutmak.**

### ARTIK KİŞİLERİ DEĞİL, HALKIN GÜCÜNÜ KONUŞALIM

Özgür Özel’i de…

Mansur Yavaş’ı da…

Ekrem İmamoğlu’nu da…

hiç kimseyi kutsamadan, hiç kimseyi dokunulmaz görmeden değerlendirmek zorundayız.

Çünkü mesele kişiler değil.

**Mesele halkın siyasetteki konumudur.**

Eğer siyasetin merkezinde halk yoksa, o siyaset ne kadar güzel sloganlar kullanırsa kullansın eksiktir.

Eğer halk yalnızca seçim zamanı hatırlanıyorsa, orada gerçek bir halk siyaseti yoktur.

Eğer kararlar dar kadrolarda alınıyorsa, orada örgütlü demokrasi yoktur.

Eğer insanlar liderlerin peşinden koşup kendi siyasal sorumluluklarından kaçıyorsa, orada gerçek bir toplumsal dönüşüm yoktur.

### SON SÖZ

Artık kurtarıcı beklemeyin.

Özgür Özel kurtarıcı değil.

Mansur Yavaş kurtarıcı değil.

Ekrem İmamoğlu kurtarıcı değil.

**Hiçbiri Türkiye’nin kaderini tek başına değiştiremez.**

Muhaliflerin bütün geleceklerini bu isimlerin siyasi başarısına bağlaması da çözüm değildir.

Tam tersine, **halkın kendi örgütlü gücünü kurmak yerine yeni bir kurtarıcı araması, mevcut düzenin siyasal mantığını yeniden üretir.**

Bugün iktidara kızıp yarın başka bir lidere sınırsız umut bağlamak, gerçek değişim değildir.

Bugün bir siyasetçiyi eleştirip yarın başka bir siyasetçiyi kutsamak, demokratik siyaset değildir.

Bugün statükodan şikâyet edip yarın statükonun başka yüzlerine umut bağlamak, düzeni değiştirmek değildir.

**Bu sadece düzenin aktörlerini değiştirme arzusudur.**

Oysa bizim ihtiyacımız aktör değişikliği değil, **siyasetin halkla yeniden buluşmasıdır.**

İsimleri değiştirerek düzeni değiştiremezsiniz.

Koltukları değiştirerek halkı siyasetin merkezine koyamazsınız.

Sloganları değiştirerek toplumun kaderini değiştiremezsiniz.

**Halk örgütlenmeden, halk karar vermeden, halk siyasetin gerçek öznesi olmadan hiçbir değişim kalıcı olmaz.**

Bugünümüz dünden kötüleşirken…

Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğine borç bırakılırken…

Gençler geleceklerini başka ülkelerde ararken…

Emekli geçinemiyorken…

Emekçi emeğinin karşılığını alamıyorken…

Ve toplumun büyük bölümü yarınından endişe ederken…

Hâlâ birilerinin gelip bizi kurtarmasını beklemek, artık yalnızca siyasal bir hata değildir.

**Kendi geleceğimizden vazgeçmektir.**

O yüzden artık kendimize şu soruyu sormalıyız:

**“Bizi kim kurtaracak?”**

değil;

**“Biz ne zaman örgütleneceğiz?”**

**“Biz ne zaman siyasetin içinde aktif karar verici olacağız?”**

**“Biz ne zaman kendi geleceğimize sahip çıkacağız?”**

Çünkü siz korkup siyasetten uzak durursanız, değişim isteyemezsiniz.

Siz örgütlenmezseniz, başkalarının örgütlü gücüne mahkûm olursunuz.

Siz karar vermezseniz, sizin adınıza başkaları karar verir.

Siz siyaseti başkalarına bırakırsanız, başkalarının siyasetinin sonuçlarını yaşarsınız.

Ve siz kendi gücünüzden vazgeçip birilerini kurtarıcı ilan ederseniz, **yarın yine aynı hayal kırıklığını yaşarsınız.**

Kurtarıcı bekleyenlerin ülkesi olmaktan çıkmanın tek yolu vardır:

**Korkuyu bırakmak.**

**Örgütlenmek.**

**Siyasetin içine girmek.**

**Karar verici olmak.**

**Ve hiçbir siyasetçiyi halkın üzerinde görmemek.**

Çünkü bu ülkenin geleceği Özgür Özel’in, Mansur Yavaş’ın veya Ekrem İmamoğlu’nun kişisel siyasi başarısına bırakılamaz.

**Bu ülkenin geleceği, örgütlü halkın ellerine bırakılmalıdır.**

Çünkü gerçek değişim bir liderin ortaya çıkmasıyla değil, **halkın ayağa kalkmasıyla başlar.**

**Kurtarıcı beklemeyin.**

**Kendi gücünüzü örgütleyin.**

**Çünkü bu ülkeyi kurtaracak olan bir kişi değil, kendi geleceğine sahip çıkan halktır.**

YAZARIN DİĞER YAZILARI