ÖZGÜR ÖZEL’İN MİTİNGLERİNDE KIRLANGIÇ KIRLANGIÇ BAYRAK SALLAYAN “SOL”, ANKARA’DA DİRENEN MADENCİNİN YANINDA NEDEN YOK?
İşçi sınıfı meydanda direniyor; peki sınıf siyaseti yaptığını söyleyenler nerede?
Ankara’nın sıcağında, polis ablukasının altında madenciler direniyor.
Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Elazığ Eti Gümüş ve Eskişehir Doruk Madencilik işçileri, aylardır ödenmeyen ücretleri, kıdem ve ihbar tazminatları ile diğer alacakları için yeniden Ankara’da.
17 Ağustos’ta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde oturma eylemine başladılar.
İstedikleri çok basit:
Alın terlerinin karşılığını istiyorlar.
Ne lütuf istiyorlar ne sadaka.
Ne siyasi makam istiyorlar ne de ayrıcalık.
Çalıştıkları günlerin ücretini, yıllarca verdikleri emeğin karşılığını, hak ettikleri tazminatlarını istiyorlar.
Fakat karşılarında yine beklemek, yine vaatler, yine ödeme takvimleri ve yine ertelenen sözler var.
Daha önce de ödeme sözleri verildi.
Takvimler oluşturuldu.
İşçiler eylemlerini sonlandırdı.
Fakat anlatılanlara göre verilen sözler tam olarak yerine getirilmedi.
6 Ağustos’ta yapılması gereken ödemenin gerçekleşmemesi üzerine işçiler yeniden Ankara’ya geldi.
Ve bugün hâlâ oradalar.
MADENCİLERİN SORUSU ÇOK BASİT: HAKKIMIZ NEREDE?
Bir işçinin aylarca maaşını alamaması yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Bu aynı zamanda adalet meselesidir.
Çünkü işçinin emeği ertelenebilir bir borç değildir.
Çocuğunun okul masrafı ertelenmez.
Ev kirası ertelenmez.
Elektrik faturası ertelenmez.
Pazar alışverişi ertelenmez.
Hayat ertelenmez.
Ama nedense işçinin alacağı sürekli ertelenebilir görülür.
“Biraz daha bekleyin.”
“Ödeme yapılacak.”
“Takvim hazırlanıyor.”
“Çözüm bulunacak.”
İşçinin hayatı ise o takvimlerin arasında geçip gider.
İşte madencinin Ankara’daki direnişinin asıl anlamı burada ortaya çıkıyor:
Bu yalnızca bir ücret mücadelesi değildir.
Bu, emeğin değersizleştirilmesine karşı bir mücadeledir.
POLİS ABLUKASI VAR, İŞÇİ YİNE DE MEYDANDA
İşçiler Bakanlık önüne yürümek istediğinde polis tarafından yollarının kesildiği, daha sonra yapılan görüşmelerin ardından Bakanlık önüne geçmelerine izin verildiği aktarılıyor.
Daha önceki eylemlerde gözaltılar da yaşandı.
Ankara Valiliği tarafından 15 günlük eylem yasağı getirildiği bildiriliyor.
Ama madenciler hâlâ orada.
Çünkü insanın elinden her şeyini alabilirsiniz.
Parasını alabilirsiniz.
İşini alabilirsiniz.
Geleceğe dair umudunu bile sınayabilirsiniz.
Ama bazen geriye bir tek şey kalır:
Direnme iradesi.
Ve Ankara’daki madenciler bugün tam olarak bunu gösteriyor.
PEKİ “SOL” NEREDE?
Şimdi asıl soruyu sormanın zamanı.
Kendisine sol diyen siyasi partilerin kaçı bugün gerçekten madencinin yanında?
Kaç genel başkan madencilerin yanına gitti?
Kaç milletvekili gününü onların yanında geçirdi?
Kaç siyasi parti örgütü Ankara’da onların sesini kendi kürsüsünden daha güçlü biçimde duyurdu?
Elbette farklı siyasi partilerden milletvekillerinin işçilere destek verdiği ve Meclis’te soru önergeleri verdiği görülüyor.
Bunu teslim etmek gerekir.
Ancak mesele bundan daha büyüktür.
Çünkü sol siyaset yalnızca Meclis’te soru önergesi vermek değildir.
Sol siyaset yalnızca sosyal medyada “işçinin yanındayız” paylaşımı yapmak değildir.
Sol siyaset yalnızca televizyon ekranlarında işçi haklarından söz etmek değildir.
Sol siyaset, işçi neredeyse orada olmaktır.
EKRANLARDA SOLCULUK, MEYDANLARDA YOKLUK
Bugün siyasi aktörlerin televizyon ekranlarında görünmek için birbirleriyle yarıştığı bir dönemden geçiyoruz.
Stüdyolar dolu.
Programlar dolu.
Sosyal medya hesapları açıklamalarla dolu.
Ama işçinin meydanı neden bu kadar boş?
Televizyon ekranlarından gelen davetleri kaçırmayanlar, neden Ankara’daki madencinin davetini duymuyor?
Kameraların karşısında konuşmak kolaydır.
Mikrofonu eline alıp işçi sınıfından söz etmek kolaydır.
Ama işçinin yanında saatlerce beklemek, sıcağın altında onunla birlikte direnmek, polis barikatının karşısında onun yanında durmak başka bir şeydir.
Siyasetin gerçek sınavı da tam burada başlar.
ÖZGÜR ÖZEL’İN MİTİNGİNDE KIRLANGIÇ, MADENCİNİN YANINDA NEDEN YOK?
Burada sorulması gereken rahatsız edici bir soru daha var.
Özgür Özel’in mitinglerinde kırlangıç sallayan, parti etkinliklerinde alanları dolduran, siyasi kampanyalarda büyük kalabalıklar oluşturan insanlar;
işçi sınıfının mücadelesinde neden aynı kararlılıkla görünmüyor?
Bu soru Özgür Özel’e yönelik kişisel bir saldırı değildir.
Tam tersine, siyasetin kendisine yöneltilmiş bir sorudur.
Bir siyasi hareket işçinin oyunu istediğinde işçiyi hatırlıyor ama işçi hakkını ararken yanında görünmüyorsa, burada ciddi bir çelişki vardır.
İşçinin desteğini istemek başka,
işçinin mücadelesine omuz vermek başka.
İŞÇİ SINIFI BİR SEÇİM MATERYALİ DEĞİLDİR
İşçi sınıfı yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanacak bir kitle değildir.
İşçinin fotoğrafı seçim broşürüne konulacak bir dekor değildir.
Madencinin baretini takıp poz vermek kolaydır.
Asıl mesele, madencinin hakkı için mücadele etmektir.
İşçi sınıfının yanında olmak, işçiden oy istemek değildir.
İşçinin yanında olmak, işçinin hakkını savunurken bedel ödemeyi göze almaktır.
İşte sınıf siyaseti ile seçim siyaseti arasındaki fark burada ortaya çıkar.
SOL SİYASET NEDİR?
Sol siyaset;
işçi neredeyse orada olan,
grev varsa grev alanında bulunan,
direniş varsa direniş çadırında oturan,
işçinin hakkı gasp ediliyorsa onunla birlikte itiraz eden,
emeğin karşısında sermayenin gücünü değil, insanın onurunu savunan siyasettir.
Sol siyaset işçiye yukarıdan bakmaz.
İşçinin yerine konuşmaz.
İşçiyi kendi siyasi projesinin figüranı yapmaz.
İşçiyle birlikte yürür.
Çünkü işçi sınıfının kurtuluşu, işçi adına konuşanların değil, işçiyle birlikte mücadele edenlerin eseridir.
MADENCİNİN YANINDA OLMAK İÇİN İDEOLOJİK SINAVDAN GEÇMEK GEREKMİYOR
Bugün Ankara’daki madencilerin yanında olmak için aynı partiye üye olmak gerekmiyor.
Aynı siyasi görüşü paylaşmak gerekmiyor.
Aynı ideolojik çizgide olmak gerekmiyor.
Çünkü burada mesele çok daha temel:
Alın terinin karşılığının ödenip ödenmediği.
Bir insanın emeğinin karşılığını istemesi için solcu olması gerekmez.
Ama kendisine “sol” diyenlerin, emeğinin karşılığını isteyen insanın yanında olmaması açıklanması gereken bir çelişkidir.
MECLİS’TE DEĞİL SADECE, MEYDANDA DA SINAV VAR
Siyaset Meclis’te yapılır.
Elbette.
Soru önergeleri verilir.
Araştırma önergeleri hazırlanır.
Bakanlara sorular sorulur.
Bunların hepsi önemlidir.
Ama işçi meydandaysa siyasetçinin meydanda olması da önemlidir.
Çünkü bazen bir milletvekilinin kürsüde söylediği yüz cümleden daha güçlü olan şey, işçinin yanında sessizce durmasıdır.
Bazen bir sosyal medya paylaşımından daha etkili olan şey, işçinin elini sıkmaktır.
Bazen bir televizyon programından daha anlamlı olan şey, madencinin yanında sabahlamaktır.
Siyaset yalnızca konuşmak değildir.
Siyaset, gerektiğinde saf tutmaktır.
BUGÜN MADENCİ, YARIN BAŞKA BİR İŞÇİ
Bugün Ankara’da madenci direniyor.
Yarın metal işçisi olabilir.
Öbür gün tekstil işçisi.
Başka bir gün taşeron işçisi.
Emekli olabilir.
Memur olabilir.
Güvencesiz çalışan olabilir.
Eğer bugün bir işçinin hakkı karşısında sessiz kalırsanız, yarın başka bir işçinin hakkını savunacak ahlaki zemini de kaybedersiniz.
Çünkü emek mücadelesi parça parça kazanılmaz.
Birinin hakkı hepimizin meselesidir.
SON SÖZ: SOL, İŞÇİNİN YANINDA SAF TUTMAKTIR
Madenciler Ankara’da.
Sıcak altında.
Polis ablukasında.
Aylarca alamadıkları ücretleri ve tazminatlarını istiyorlar.
Ve biz bugün bir kez daha sormak zorundayız:
Kendisine sol diyenler nerede?
Televizyon ekranlarında mı?
Sosyal medya hesaplarında mı?
Konforlu salonlarda mı?
Yoksa gerçekten işçinin yanında mı?
Çünkü solculuk, işçi sınıfının adını en çok kullanan olmak değildir.
İşçi sınıfı ayağa kalktığında onun yanında saf tutmaktır.
Solculuk, işçinin acısını anlatmak değil;
işçinin mücadelesine ortak olmaktır.
Solculuk, işçiyi seçimden seçime hatırlamak değil;
işçi neredeyse orada olmaktır.
Ve bugün Ankara’da madenci direniyorsa, sol siyasetin adresi bellidir:
Ankara.
Madencinin yanı.
İşçinin yanı.
Çünkü gerçek sol siyaset, sloganların arkasına saklanmaz.
Meydanlarda kendini gösterir.
İşçinin yanında sınanır.
Ve işçiyle birlikte yeni bir yol açar.
