Hafta sonu iki yıl aradan sonra Kınalıada’ya gittim.
İnsan bazen geçmişini ziyaret etmek ister. Çocukluğunu, anılarını, vapur iskelesinde bekleyen martıları, denizin kokusunu, çamların gölgesini yeniden görmek ister. Ben de öyle yaptım.
Ama vapurdan indiğim ilk anda anladım ki, özlediğim Kınalıada çoktan gitmiş.
Bir yeri yok etmek için her zaman dozerlere, kepçelere ihtiyaç yoktur. Bazen kötü yönetim, estetikten yoksunluk ve umursamazlık da bir kenti sessizce öldürmeye yeter.
Bugün Kınalıada’nın sokaklarında yürürken denizi değil kızartma yağını kokluyorsunuz. Kaldırımları değil, işletmelerin sokağa taşmış masa ve tezgâhlarını görüyorsunuz. Tarihi binaları değil, cephelerini örten çirkin tabelaları fark ediyorsunuz. Çocuk parkını değil, etrafını kuşatan incik boncuk tezgâhlarını…
Çarşının ortasında günlerdir kötü koku yayan bir rögar kapağı var. Umumi tuvalet kapalı. Küçücük adada devasa minibüsler dolaşıyor. Kimsenin “Bu adaya ne yapıyoruz?” diye sormadığı bir düzen hüküm sürüyor.
Daha doğrusu düzensizlik…
En acısı ise bütün bunların artık kimseyi rahatsız etmemesi.
Çünkü bozulma yavaş gerçekleşiyor. İnsan her gün biraz daha kötüye giden bir çevreye alışıyor. Sonra da o çirkinliği hayatın normal parçası sanıyor. Kaynayan kurbağa hikâyesi tam da bunu anlatır.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, adalar en kıymetli yaşam alanlarıdır. Korunur, planlanır, estetik kurallarla yönetilir. Çünkü bilirler ki ada, sıradan bir yer değildir; gelecek nesillere bırakılacak bir mirastır.
Bizde ise tam tersi…
Bostancı’da, Küçükyalı’da ada manzaralı bir ev milyon dolarlık değer görürken, adanın içindeki evler aynı değeri bulamıyor. Çünkü manzara hâlâ güzel ama yönetim o güzelliğin değerini koruyamıyor.
Sonra oturup Yunan adalarını konuşuyoruz.
Hayır…
Yunan adaları daha güzel olduğu için değil, onlar sahip çıktığı için güzel.
Biz ise elimizdeki cenneti, küçük ihmallerin, günü kurtarma anlayışının ve estetik yoksunluğunun insafına bırakıyoruz.
Bir adayı beton değil, zevksizlik öldürür.
Bir adayı deprem değil, denetimsizlik çökertir.
Bir adayı düşman değil, umursamazlık tüketir.
Kınalıada hâlâ güzel olabilir.
Ama bunun için önce aynaya bakmamız gerekiyor.
Çünkü sorun denizde değil…
Sorun kıyıya çıktığımız anda başlıyor
