Türkiye’de yeni bir inanç sistemi doğdu.
Adı: Linç.
Mabedi sosyal medya.
Vaaz kürsüsü telefon ekranı.
Cemaati ise her sabah kime kızacağını öğrenmek için bildirimlerini kontrol eden milyonlar.
Bu yeni dinde düşünmek yasak değil elbette.
Sadece gereksiz.
Araştırmak vakit kaybı.
Sorgulamak konfor bozucu.
Hatırlamak ise neredeyse suç.
Çünkü dün ne söylediğinizi hatırlarsanız bugün öfkeyle yazdığınız cümlelerden utanabilirsiniz.
Oysa utanmak, sosyal medyanın ruhuna aykırıdır.
Burada kimse yanılmaz.
Sadece hedef değiştirir.
Bakın Haluk Levent’e…
Bir zamanlar yere göğe sığdıramadığınız insan.
Depremde koşturduğunda alkışladınız.
Yardım topladığında kahraman ilan ettiniz.
Her paylaşımını çoğalttınız.
Adını iyilikle, dayanışmayla, vicdanla yan yana yazdınız.
O günlerde Haluk Levent’i sevmek popülerdi.
Siz de sevdiniz.
Şimdi nefret etmek popüler.
Siz de nefret ediyorsunuz.
Ne kadar tutarlı!
Hem alkışlarken binlerce beğeni aldınız.
Hem nefret kusarken…
Demek ki mesele Haluk Levent değilmiş.
Mesele, her dönemin alkışlanan tarafında durabilme refleksinizmiş.
Dün iyilik meleği ilan ettiğiniz kişiyi bugün şeytanlaştırırken yüzünüz kızarmıyor.
Çünkü sosyal medya hafızasızdır.
Siz de buna güveniyorsunuz.
Eski paylaşımlarınız duruyor olabilir.
Ama vicdanınızın arşivi çoktan silinmiş.
İnsan elbette fikir değiştirebilir.
Eleştirebilir.
Yanıldığını kabul edebilir.
Bir kişinin sözlerine, eylemlerine itiraz edebilir.
Fakat eleştiri başka, sürü psikolojisiyle nefret üretmek başkadır.
Dün “İyi ki varsın.” dediğiniz insana bugün hakaret ediyorsanız, ortada fikir değişikliği değil; karakter tutarsızlığı vardır.
Üstelik kendinizi akıllı sanıyorsunuz.
Eğitimli sanıyorsunuz.
Aydın sanıyorsunuz.
Her konuda kesin fikriniz var.
Her olayda hazır hükmünüz.
Her tartışmada seçilmiş bir düşmanınız.
Kitap isimleri biliyorsunuz.
Filmlerden alıntılar yapıyorsunuz.
Bilimden, sanattan, demokrasiden ve vicdandan söz ediyorsunuz.
Ama farklı bir düşünceyle karşılaşınca, mahalle kabadayısının diliyle konuşuyorsunuz.
Diplomanız var.
Ama muhakemeniz yok.
Bilgiye erişiminiz var.
Ama hakikate merakınız yok.
İşte modern cahillik budur.
Modern cahil; okumayan insan değildir.
Okuduğunu sorgulamayan…
Duyduğunu araştırmayan…
Kalabalığın öfkesini kendi fikri zanneden insandır.
Bir hashtag görür.
Öfkelenir.
Bir video izler.
Hüküm verir.
Bir kalabalığa rastlar.
Tarafını seçer.
Sonra da bütün bunlara “bilinç” adını verir.
Bugün Türkiye’de insanlar neyi savunacaklarına değil, kimi linç edeceklerine daha hızlı karar veriyor.
Çünkü düşünmek emek ister.
Linç etmek ise sadece bir parmak hareketi.
İşte bu yüzden sosyal medya, fikirlerin değil reflekslerin pazarı hâline geldi.
En acısı da şu:
Bu linç kültürünü büyütenlerin çoğu kendisini demokrat, ilerici ve vicdanlı sanıyor.
Nefreti hak arayışı…
Hakareti eleştiri…
İtibarsızlaştırmayı ise adalet zannediyor.
Oysa demokrasi, sadece sevdiğiniz insanlar için istediğiniz bir hak değildir.
Vicdan da yalnızca sizin mahallenize ait değildir.
Bir insanı eleştirebilirsiniz.
Ama onu insanlıktan çıkarmaya çalıştığınız anda artık eleştirmiyor, linç ediyorsunuz.
Ve linç, hakikatin değil; kalabalığın adaletidir.
Bugün alkışlayan kalabalık yarın taş atan kalabalığa dönüşebilir.
Çünkü ilkesiz kalabalıkların sadakati kişilere değil, rüzgâradır.
Türkiye’nin asıl sorunu cehalet değildir.
Çünkü cahil, bilmediğini bilir.
Asıl tehlike; bildiğini zanneden, araştırmayan, sorgulamayan ve her gün yeni bir hedef gösterildiğinde hiç düşünmeden peşinden giden modern cahildir.
Onlar kitap okurlar.
Diploma alırlar.
Yabancı dil konuşurlar.
Ama en temel insani erdemi kaybederler:
Vicdanla düşünmeyi.
Ve belki de bu yüzden bugün ülkemizde en hızlı yayılan şey bilgi değil…
Öfke.
En çok paylaşılan şey hakikat değil…
Algı.
En güçlü inanç ise adalet değil…
Linç.
Çünkü linç, düşünemeyen kalabalıkların en kolay ibadetidir.
