HALKWEBYazarlarKutsal Mekânlar Siyasetin Meydanı Değildir

Kutsal Mekânlar Siyasetin Meydanı Değildir

Bir toplum yalnızca anayasalarla ayakta kalmaz.

 

Devletler hukukla yönetilir.

 

Toplumlar ise vicdanla yaşar.

 

Yazılı kurallar düzeni sağlar; yazılı olmayan değerler ise birlikte yaşama iradesini korur.

 

İbadet mekânları, işte bu ortak vicdanın en eski ve en güçlü sembolleridir.

 

İnsan oraya rakibini yenmek için değil, kendisiyle yüzleşmek için gider.

 

Cemevleri de böyledir.

 

Camiler de…

 

Kiliseler de…

 

Havralar da…

 

Çünkü kutsal mekânlar, insanın öfkesini değil; nefsini geride bırakması için vardır.

 

Bu nedenle Garip Dede Dergâhı’nda Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Hain Kemal” sloganlarının atılması, yalnızca siyasi bir tepki olarak değerlendirilemez.

 

Asıl sorgulanması gereken, kutsal kabul edilen bir mekânın günlük siyasetin öfkesine ve kutuplaştırıcı diline teslim edilmesidir.

 

Çünkü bugün hedef alınan bir siyasetçidir.

 

Yarın bir başkası…

 

Sorun kişiler değil, yöntemdir.

 

Yöntem meşrulaştığında, hedeflerin değişmesi hiçbir şeyi değiştirmez.

 

Üstelik bu durum, Alevi-Bektaşi geleneğinin özüyle de bağdaşmaz.

 

Alevi toplumu, tarih boyunca ötekileştirmenin, ayrımcılığın ve nefret siyasetinin ağır bedellerini yaşamış bir toplumsal hafızaya sahiptir.

 

Belki de tam bu nedenle Alevilik; öfkeye karşı hikmeti, intikama karşı adaleti, tahakküme karşı rızalığı ve hakarete karşı edebi savunmuştur.

 

“İncinsen de incitme” sözü yalnızca bireysel bir ahlak öğüdü değildir.

 

Toplumsal barışın da özetidir.

 

Bir dergâhta bir insana “hain” diye slogan atılması, hedef alınan kişinin kim olduğundan bağımsız olarak bu irfan geleneğiyle bağdaşmaz.

 

Çünkü irfan, sloganla değil; muhasebeyle konuşur.

 

Aslında mesele yalnızca bir slogan değildir.

 

Mesele, siyasetin kutsalı araçsallaştırmasıdır.

 

Tarih boyunca iktidarlar, yalnızca hukuktan değil; kutsaldan da meşruiyet devşirmeye çalışmıştır.

 

Çünkü kutsalın sağladığı meşruiyet, çoğu zaman hukukun sağladığından daha güçlüdür.

 

Fakat bunun sonunda ne siyaset ahlak kazanabilmiştir ne de inanç itibarını koruyabilmiştir.

 

Kutsal, siyasal kavganın içine çekildiğinde kaybeden yalnızca din değil; toplumun ortak vicdanı da olur.

 

Belki de bir süredir CHP’nin yeni dönemde giderek lümpenleştiğini söylerken kastettiğim tam da budur.

 

Lümpenleşme yalnızca üslubun sertleşmesi değildir.

 

Bir siyasi hareketin kendi tarihine, kültürüne, ilkelerine ve ideolojik birikimine yabancılaşmasıdır.

 

Garip Dede Dergâhı’nda bu sloganları atanların, Özgür Özel ile birlikte oraya gelen CHP’liler olduğuna ilişkin iddialar doğruysa, mesele artık birkaç kişinin taşkınlığını aşmış; siyasal kültürde yaşanan dönüşümün bir göstergesine dönüşmüştür.

 

Çünkü Cumhuriyet’in kurucu partisi olma iddiasını taşıyan bir siyasi hareketten beklenen; kutsal bir mekânda hakaret dili üretmek değil, o mekânın temsil ettiği edep, saygı ve kamusal sorumluluk anlayışını korumaktır.

 

Siyaset yalnızca iktidar mücadelesi değildir.

 

Aynı zamanda bir kültürdür.

 

Bir ahlaktır.

 

Bir dil meselesidir.

 

Çünkü kullanılan dil, zamanla yalnızca rakibi değil; sahibini de dönüştürür.

 

Bugün hedef alınan Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

 

Yarın aynı dil, bambaşka bir siyasi görüşten bir başkasına yönelecektir.

 

Çünkü nefret dili, sahibine sadık değildir.

 

Bugün alkışlanan linç, yarın alkışlayanları da hedef alabilir.

 

Çünkü nefret yön değiştirebilir; ilke ise değiştirmez.

 

İktidarlar değişir.

 

Liderler değişir.

 

Partiler değişir.

 

Fakat toplumun ortak vicdanı yara aldığında, onu yeniden inşa etmek yıllar alır.

 

Bir toplum, kutsal mekânlarında birbirine “hain” diye seslenmeye başladığında, aslında yalnızca bir insana değil; kendi tarihine, kendi kültürüne ve birlikte yaşama iradesine de zarar vermeye başlamış demektir.

 

Bir toplumun gerçek medeniyet ölçüsü, rakibine meydanda nasıl davrandığı kadar; kutsal mekânında nasıl davrandığıyla da ölçülür.

 

Kutsal mekânlar; siyasetin değil, vicdanın, hakikatin ve toplumsal barışın evidir.

 

Onları korumak ise yalnızca inananların değil, bu ülkenin ortak geleceğine inanan herkesin sorumluluğudur.

 

Hakan URUN

YAZARIN DİĞER YAZILARI