HALKWEBYazarlarAvrupa Konseyi’ndeki O Umursamaz Bakışlar ve İçine Düşülen Acziyet

Avrupa Konseyi’ndeki O Umursamaz Bakışlar ve İçine Düşülen Acziyet

Türkiye’nin yakın siyasi tarihine geçicek garip olaylar oluyor. Sözde Muhalefet kanadı, iktidara karşı kendi toprağında siyaset üretmekte zorlandıkça gözünü hep Avrupa’ya batıya diker oldu. Son örneği yine yaşadık. Avrupa Konseyi’ne şikayet için giden Gökçe Hanım’ın görüntüleri, aslında bu acziyetin en net fotoğrafıydı.

Arka planda telefonla ilgilenen bir kadın, suratını ekşiten erkekler, umarsız parlamento üyeleri… Orada anlatılan hikâye, salondakilerin zerre umurunda değildi. Çünkü onların gözünde bu, sadece rutin bir “doğu ülkesi şikâyetiydi.  Ne samimiyet vardı ne de ciddiyet. Hatta geçenlerde alman yeşiller partisi bile bunlar daha dün dikkaltle dinledikleriyle normalleşmiyor muydu diye dalga geçiyordu, Türkiye’nin derin meselelerini, ne dediği belli olmayan bir tercüme ile anlatmaya çalışmak, zaten kendi acziyetinizin ilanıdır.

Oysa daha geçenlerde ANAP’lı  müteahhidin genel başkanı Özgür Özel, Sosyalist Enternasyonal’de kalkıp “İngiltere’nin çıkarları Türkiye’deki demokratlardadır” diyebiliyordu. Bu cümle, başlı başına bir teslimiyet belgesidir. Demokrasiyi bir İngiliz çıkarına indirgemek, bu toprakların yüzlerce yıllık mücadelesine kurtuluş savaşına ülkenin kurucu felsefesine hakarettir. Ardından İran savaşından önce NATO raporları yayınlandı, ardından Newweek’de NATO güzellemeleri… Her adımda Batı’nın vesayetine koşan bu anlayış, ne yazık ki Anadolu’nun çığlığını duymaktan o kadar uzak ki…

Batı’nın umurunda olmadığımızı görmek için Avrupa Konseyi salonundaki o yüz ifadelerinden başka bir delile ihtiyaç var mı? Onların ne vicdanında ne de gündeminde bu coğrafya var. Onlar kendi enerji savaşlarını, kendi göç krizlerini, kendi ırkçı yükselişlerini konuşurken, bizim oralardan medet umarak bir yere varamayacağımızı her akşam haberlere bakarak görebiliyoruz.

Keşke yurt dışındaki o kürsülerde boy göstermek yerine, Anadolu’nun tozlu yollarında yürüselerdi. Keşke Çukurova’nın çiftçisini, Doğu’nun genç işsizini, Batı’daki fabrika işçisini dinleselerdi. Keşke halkların ortak acısına, gelecek kaygısına, adalet arayışına kulak verselerdi. O zaman görürlerdi ki muhalefet dediğin, ne Avrupa kürsülerinde ne de NATO raporlarında filizlenir. Muhalefet, bu milletin sofrasında, pazarında, okulunda, hastanesinde filizlenir.

Ama onlar, o eski alışkanlıklarından vazgeçmiyor. ANAP’lı müteahhitin peşinden gidiyor, batıdan medet umuyor siyasi savrulmaya devam ediyorlar. Oysa bu millet artık kendi kendine yetmeyi, kendi kaderini kendi çizmeyi istiyor. Dışarıda bir medet umanlar, tarihin tozlu raflarına gömülmeye mahkûmdur.

Türkiye, kendi içinden çıkacak çözümlerle ayağa kalkacaktır. Ne Londra’nın ne Brüksel’in ne de Washington’un reçeteleriyle bu toplumun sorunlarını çözülemeyeceğini anlamalılar. Bunu anlamak istemeyenler, o Avrupa Konseyi salonlarındaki boş bakışlara mahkûm olmaya devam edecekler. Biz ise Anadolu’nun öfkesiyle, sabrıyla ve umuduyla yolumuza devam edeceğiz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI