Son haram pirzola midede erimediği müddetçe helal bulgura tenezzül etmez haramzade. Çünkü mesele açlık değil, alışkanlıktır. Damak bir kere harama alıştı mı helalin bereketini değil, haramın şatafatını arar. Önüne tarhana koysan burun kıvırır, bulgur koysan yüz çevirir. Fakat hayatın da değişmeyen bir kanunu vardır; her ziyafetin bir sonu, her sofranın bir hesabı bulunur.
Allah yolunu yolsuza düşürmesin. İnsan bir kere kolay kazancın, emeksiz nimetin ve hesapsız menfaatin tadına vardı mı, doğru yolu uzun ve zahmetli görmeye başlar. Tıpkı kumarbaz gibi…
Kumarbaz kaybedeceğini bile bile masaya oturur. Çünkü artık mesele para değildir. Mesele heyecandır, bağımlılıktır, nefsin dizginlenemeyen arzusudur. Nabız yükselir, göz kararır, mantık susar. Bir zamanlar kazandığı birkaç elin hatırası zihnini esir almıştır. Her seferinde büyük vuracağını sanır. Her seferinde talihin kendisine güleceğini umar.
Fakat aklına gelmeyen bir şey vardır:
Bir gün kasa da kazanır.
Bir gün zar ters gelir.
Bir gün hesap tutmaz.
Bir gün çarpan, çarpılır.
Matematikte her çarpmanın sağlaması bölmedir. Hayat da böyledir. İnsan ne kadar büyük rakamlarla çarparsa çarpsın, gün gelir o rakamlar bölünür ve geriye elde kalan ortaya çıkar. Kimi zaman bir mahkeme salonunda, kimi zaman bir seçim sandığında, kimi zaman bir dost meclisinde, kimi zaman da vicdanın sessiz mahkemesinde…
Papaz her dem pilav yemez der atalar. Çünkü düzenler sonsuz değildir. Tuzak kuran da bir gün tuzağın içine düşer. İstanbul sahilinde oltaya gelen balığın bazen kılçığı boğaza batar. Avcı kendini ne kadar usta sanırsa sansın, denizin de sürprizleri vardır.
Nice kibirliler gördü bu memleket. Kendilerini oyunun tek sahibi zannettiler. Perdeleri onlar açıyor, ışıkları onlar yakıyor, senaryoyu onlar yazıyor sanıyorlardı. Oysa seyirci değişince oyun da değişir. Sahne aynı sahne olsa bile alkış başka yere gider.
Keser döner, sap döner; gün gelir hesap döner.
İşte o gün geldiğinde en çok şaşıranlar, hesap vermeye hiç alışmamış olanlardır. Çünkü onlar hep hesabı soran tarafta durmuşlardır. Kendilerine de bir gün hesap sorulabileceğini akıllarına getirmemişlerdir.
Açık büfede yıllarca tabağını dolduranlar, bir gün boş tepsiyle karşılaşınca öfkeye kapılır. Çünkü nimeti hak zannetmişlerdir. Oysa nimet emanet, makam emanet, alkış emanet, güç emanet…
Emanetin sahibi geri isteyince yapılacak tek şey vardır:
Boynu büküp teslim olmak.
Ama nefis bunu kabul etmez. Son ana kadar inkâr eder. Son lokmayı da almak ister. Son fırsatı da kullanmak ister. Son numarayı da denemek ister.
Lakin perde kapanırken hakikat değişmez:
Haram lokma doyurmaz.
Haksız kazanç kurtarmaz.
Kurulan her hesabın üstünde bir hesap vardır.
Ve herkes er ya da geç kendi hesabıyla yüzleşir.
O gün geldiğinde açık büfenin ışıkları söner, kapalı gişelerin sırrı dağılır, rejisörün taktikleri unutulur.
İçeride jön açlıktan kırılırken dışarıda hâlâ “Kaç porsiyon verelim abime?” diye soranlar varsa, bilsinler ki sofranın sonuna gelinmiştir.
Çünkü haramın ziyafeti uzun sürebilir; fakat hesabı mutlaka gelir.
24 Haziran 2026
Numan CENGİZ
