HALKWEBYazarlarAKP FELAKETTİR

AKP FELAKETTİR

0:00 0:00

YAZI DİZİSİ 1

Cumhuriyetin Kurumları Nasıl Aşındırıldı?

Devletler yalnızca bayraklardan, binalardan ve kanunlardan oluşmaz.

Bir devleti ayakta tutan asıl güç, kurumlarıdır.

Çünkü kurumlar kişilerin ömründen daha uzun yaşar.

Hükümetler gelir geçer.

Siyasi partiler yükselir ve düşer.

Liderler tarih sahnesine çıkar ve çekilir.

Ama devletin hafızası kurumlarda yaşar.

Bir ülkenin geleceği de büyük ölçüde bu kurumların sağlamlığına bağlıdır.

Türkiye Cumhuriyeti kusursuz bir devlet değildi.

Bürokrasisi zaman zaman hantaldı.

Yargısı her dönem eleştirilere konu oldu.

Demokrasisi darbelerle kesintiye uğradı.

Ancak bütün eksiklerine rağmen Cumhuriyet, onlarca yıl boyunca kurumsal bir devlet yapısı inşa etmişti.

Bakanlıklar vardı.

Düzenleyici kurumlar vardı.

Planlama yapan yapılar vardı.

Karar alma süreçlerinde belli gelenekler ve teamüller vardı.

Devletin sürekliliği bu yapılar sayesinde korunuyordu.

AKP iktidara geldiğinde elinde böyle bir devlet buldu.

Bugün ise geriye dönüp bakıldığında şu soru kaçınılmaz biçimde ortaya çıkıyor:

Bu kurumlar güçlendirildi mi, yoksa zayıflatıldı mı?

Bir kurumun çöküşü bir gecede yaşanmaz.

Sessiz başlar.

Önce uzmanlık ikinci plana itilir.

Sonra liyakat tartışmalı hale gelir.

Ardından görevler ehliyete göre değil, sadakate göre dağıtılmaya başlanır.

Kurum dışarıdan aynı görünür.

Kapısında aynı tabela asılıdır.

Ancak içerideki işleyiş değişmiştir.

Türkiye’nin son yirmi üç yılı boyunca yaşanan süreç büyük ölçüde budur.

Devlet kadrolarında deneyim ve uzmanlık yerine siyasi yakınlığın belirleyici olduğu yönündeki eleştiriler giderek arttı.

Ülkenin en kritik kurumları hakkında yapılan tartışmaların merkezinde artık performans değil, bağımsızlık ve tarafsızlık yer almaya başladı.

Bu durumun yarattığı zarar yalnızca bugünü ilgilendirmiyor.

Çünkü kurumlar güven üretir.

Vatandaş, hakkını aradığında adil davranılacağına inanırsa devlete güvenir.

Yatırımcı kuralların değişmeyeceğine inanırsa yatırım yapar.

Öğrenci sınav sistemine güvenirse geleceğini planlar.

Memur emeğinin karşılığını alacağına inanırsa daha iyi çalışır.

Kurumların neden önemli olduğunu anlamak için büyük siyasi tartışmalara bakmak gerekmez.

Basit bir örnek yeterlidir.

Bir deprem olduğunda insanlar ilk olarak devlete bakar.

AFAD’a bakar.

Valiliğe bakar.

Belediyeye bakar.

Arama kurtarma ekiplerine bakar.

Çünkü afet anlarında hayat kurtaran şey sloganlar değil, çalışan kurumlardır.

Kurumlar güçlü ise kriz yönetilir.

Zayıf ise kriz büyür.

Bu nedenle kurumsal kapasite soyut bir kavram değildir.

Bazen bir insanın enkaz altında kaç saat bekleyeceğini belirleyen şeydir.

Güven kaybolduğunda ise sistem işlemeye devam ediyor gibi görünür ama içeriden çürümeye başlar.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri tam da budur.

Bir başka örnek ise üniversiteyi yeni bitiren gençtir.

Bir genç sınava girer.

Yıllarca çalışır.

Diplomasını alır.

Sonra işe başvurur.

Eğer o genç işe alınırken bilgi, emek ve yeteneğinin değerlendirildiğine inanıyorsa sisteme güvenir.

Ama sonucu belirleyen şeyin liyakat değil bağlantılar olduğunu düşünüyorsa yalnızca işi kaybetmez.

Ülkeye olan inancını da kaybetmeye başlar.

İşte kurumların görünmeyen etkisi budur.

Kurumlar yalnızca karar vermez.

Toplumun adalet duygusunu da şekillendirir.

Ekonomik krizler aşılabilir.

Enflasyon düşürülebilir.

Borçlar yeniden yapılandırılabilir.

Ancak kurumsal güven kaybedildiğinde onu yeniden inşa etmek yıllar alır.

Belki de bu nedenle son yıllarda en sık duyulan cümlelerden biri şudur:

“Kimse yarının ne olacağını bilmiyor.”

Oysa güçlü devletlerin en önemli özelliği öngörülebilir olmalarıdır.

Vatandaşın da yatırımcının da girişimcinin de önünü görebilmesi gerekir.

Kurumların amacı tam olarak budur.

Belirsizliği azaltmak.

Kuralları kişilere göre değil ilkelere göre işletmek.

Devleti günlük siyasetin üstünde tutmak.

Ne var ki Türkiye’de giderek daha fazla insan devlet ile iktidar arasındaki çizginin silikleştiğini düşünmeye başladı.

Bu algının kendisi bile başlı başına bir sorundur.

Çünkü demokratik devletlerde iktidarlar geçicidir.

Devlet ise kalıcıdır.

Bir siyasi hareketin başarısı, devleti kendisine benzetmesinde değil; devleti kendisinden bağımsız bırakabilmesinde ölçülür.

Bugün Türkiye’nin yeniden ihtiyaç duyduğu şey yeni sloganlar değildir.

Yeni kutuplaşmalar da değildir.

İhtiyaç duyulan şey güçlü kurumlardır.

Bağımsız çalışan kurumlar.

Hesap verebilen kurumlar.

Liyakatle yönetilen kurumlar.

Çünkü bir ülkenin geleceğini kurtaran şey güçlü liderler değil, güçlü kurumlardır.

Liderler değişir.

Kurumlar kalır.

Ve bir ülke ancak kurumları kadar güçlüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI