Tüm sivil ve siyasal örgütlenmeler için “vesayet sistemi” tehlikelidir. “Davulu birinin boynunda, tokmağı başkasının elinde” görüyorsanız, orada başka işler dönüyor demektir.
CHP’de bu sistemi kurma planları suya düşenler, şimdi de “çokbaşlı parti” modelini hayata geçirmeye çalışıyor. Parti içi demokrasi, parti içi rekabet ve mücadele sınırlarını aşan bir “başıbozuk parti” imajı için her türlü algı operasyonu deneniyor. Butlan kararı çıktığında kendisinin “Genel Başkan” olmadığını kabul edip ve ama hala yok hükmündeki “başkan yardımcıları” ile MYK toplantısı yapmaya kalkmak, başka nasıl izah edilebilir ?
Bu durumu, CHP içi ihtilaf olarak geçiştirmek, ya da Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel mücadelesi gibi tarif etmek konuyu bilerek gizlemeye yeltenmektir. “Özgür’ün Özgürleşmesi” için sunulan tüm fırsatlar kaçırılmıştır. Bu durumu, “İmamoğlu’na sırtını dönmeyi reddetmek” biçiminde izah etmek de “kedinin erişemediği ciğere murdar demesi” halinden öte bir şey değildir. Paranın ve gücün tahakkümünden kurtulmadan özgür olunmaz, olunamaz !
Cezaevindeki yol arkadaşlarınızla dayanışma içinde olmakla, suç ortaklığına bulaşmak aynı olmadığı, olamayacağı gibi.
Gelelim Meclis Grubu ve grup toplantısı konusuna.
Grup yönetiminin partilerde temel işlevi, genel merkez ile parlamento grubu arasında “uyumu sağlamak” ve milletvekillerinin parti merkezi politikalarına uygun söylem geliştirmesini desteklemektir. Bunun dışında bir güç kullanımı, parti iradesini aşan statü ve ve tüzel kişilik oluşturma çabası beyhudedir. Partilerin belediyelerden yönetilmesi nasıl paranın saltanatını doğuruyorsa, parlamentodan idare edilmeye yönlendirilmesi de “parlamenterizm” hastalığına zemin oluşturur. Özgür politika üretiminin ana güvencesi, gerçek halk iradesine gölge düşürecek her türlü belediye ve parlamento vesayetinin aşılmasıyla sağlanabilir. Siyasette politik perspektifler önemsizleşince geriye iki tip siyaset tarzı kalır. Birincisi bulunduğu konumun sorumluluğu ile hareket edip toplumsal beklentiyi esas alan siyaset tarzıdır. İkincisi ise kendi kariyer planlamasını parti menfaati, hatta ülke yararının üzerinde konumlandırıp, her oturduğu koltukta, sonraki oturacağı koltuğun hesabı içine girmektir. Bu yozlaşma tüm kesimler için en büyük risktir. Bu işin muhafazakarı, sosyal demokratı, milliyetçisi, Kürdü yoktur. Adalet ve Kalkınma Partisi içinde, Erdoğan sonrası için oyun kurma hevesiyle hareket edenler, muhalefetin dizaynına dönük mühendislik işlerinden geri durmuyorlar. Bu konuda “Parti Genel Başkanı” sıfatına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarafsızlığı ile Meclis Başkanı Kurtulmuş’un “tarafsızlık sorumluluğu” aynı olamaz ! Meclis Başkanlığı, bu konuda hukukun tarafı olmak ve kararlı davranmak zorundadır. Meclis İç Tüzüğünden kaynaklı imkanların bağlamından koparılarak istismarına kapı açılmamalıdır. Bu, yol yapmak ve bir süre sonra başka partilerde de buna benzer durumlar oluşturmaya dönük arayış ise, Erdoğan’ın bu duruma seyirci kalmaması, geç kalmadan müdahale etmesi gerekir. Bu konuda faturayı, yargıya, Cumhurbaşkanlığı makamına ya da devlete çıkartmaya kalkmak da açık bir hedef saptırma ve hedef şaşırtmaktır. İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsünü anlatan “Kırmızı Pazartesi” gibi
Salı “Grup Toplantısı” sendromuna ortam oluşturmak, tarihi bir sorumluluk ve ahlaki bir vebaldir.
