Ermenistan, Güney Kafkasya’nın jeopolitik kaderini belirleyecek tarihi bir seçimin eşiğinde.. Pazar günü, yani 7 Haziran 2026’da yaklaşık 2,5 milyon Ermenistan vatandaşı sandık başına gidecek. Fakat bu pazar kurulacak sandıklar, alelade bir parlamento aritmetiği belirlemenin çok ötesinde bir anlama sahip. Erivan’da verilecek oylar; Güney Kafkasya’nın, Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın da içinde bulunduğu koca bir coğrafyanın jeopolitik kaderini oylayacak.
2018’deki Kadife Devrim’le adından söz ettiren Nikol Paşinyan için bu pazar, sekiz yıllık yönetiminin en çetin, en bıçak sırtı sınavı. 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın acı hatıraları, Eylül 2023’te yaşanan o büyük kırılma ve nihayetinde Azerbaycan ile yürütülen sancılı normalleşme süreci… Paşinyan, halkın karşısına tüm bu travmatik ama radikal dönüşümün bir nevi “hesaplaşması” ile çıkıyor.
Peki kamuoyu araştırmaları ne fısıldıyor, meydanlarda hangi semboller yarışıyor? Daha da önemlisi, sandıktan çıkacak tablo Türkiye ve Azerbaycan açısından ne ifade ediyor?
Paşinyan Önde Ama Prangalı
Son düzlükte yayımlanan IRI ve EVN Report anketlerine baktığımızda, Başbakan Nikol Paşinyan’ın liderliğindeki Sivil Sözleşme Partisi %30-32 bandında seyrederek yarışı ilk sırada götürüyor. Karabağ’ın kaybının yarattığı derin toplumsal travmaya, kilise destekli çalkantılara ve muhalefetin sert tonuna rağmen Paşinyan hâlâ bu desteği koruyabiliyorsa, bunun tek bir sebebi var: Ermeni seçmeninin “eski rejim” korkusu. Muhalefet bloklarındaki tanıdık yüzler, halkın hafızasında hâlâ oligark düzeni ve yolsuzluk dönemleriyle özdeşleştiği için seçmen eskiye dönmektense Paşinyan’ın faturasına razı görünüyor.
Ancak Paşinyan için asıl mesele seçimi kıl payı kazanmak değil. Asıl mesele, Azerbaycan ile yürütülen barış sürecini nihayete erdirecek o devasa siyasi güce, yani anayasal çoğunluğa ulaşıp ulaşamayacağı. Bilindiği üzere Bakü’nün barış anlaşması için masaya koyduğu en sert ön şartlardan biri, Ermenistan Anayasası’ndaki (1990 Bağımsızlık Deklarasyonu’na atıf yapan) tarihsel referansların ayıklanması. Pazar günkü sandık, işte bu yüzden sadece bir başbakan seçmeyecek; barış masasının sınırlarını ve ömrünü de çizecek.
Moskova ile Batı Arasında Bir Sandık Savaşı
Madalyonun diğer yüzünde ise bu kez sahneye çok daha farklı bir aktör çıkıyor. Rusya ile yakın bağları bilinen milyarder Samvel Karapetyan’ın mimarı olduğu “Güçlü Ermenistan” ittifakı, anketlerde %15’leri zorlayarak ana muhalefet odağı haline geldi. Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın geleneksel milliyetçi çizgisiyle de birleşince karşı cephe tam bir pro-Rus blokuna dönüşüyor.
Bu durum, Erivan’daki sandığı küresel güçlerin açık bir nüfuz savaşına çeviriyor. Bir tarafta, Paşinyan’a açık destek veren ABD Başkanı Donald Trump, Brüksel’de onaylanan ve bölgeyi Batı ticaret ağlarına entegre etmeyi amaçlayan TRIPP (Trump Route for International Peace and Prosperity) projesi var. Diğer tarafta ise Ermenistan’ın KGAÖ’(Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü) den fiilen kopmasından ve Rus askerlerini sınır dışı etmesinden derin rahatsızlık duyan, Erivan’ı yeniden kendi geleneksel şemsiyesine çekmek isteyen bir Kremlin mevcut. Yani bu pazar kulaklar sadece Erivan’da değil; Washington’da, Brüksel’de, Moskova’da, Ankara’da ve Bakü’de de pürdikkat kesilecek.
Haritaların Savaşı: “Gerçek Ermenistan” Doktrini
Paşinyan’ın meydanlarda yürüttüğü kampanyanın merkezinde edebi ve ideolojik bir manifesto yer alıyor: “Gerçek Ermenistan” (Real Armenia) doktrini. Başbakan kürsülere elinde sarı bir Ermenistan haritası maketiyle çıkıyor ve seçmene son derece radikal, bir o kadar da ezber bozan bir mesaj veriyor: “Tarihsel mitlerin, geçmişin büyük hayallerinin peşinden koşmayı bırakıp; uluslararası hukukun tanıdığı 29.743 kilometrekarelik mevcut devlet sınırlarımıza odaklanalım.”
Bu hamle, Ermeni siyasi zihniyetinde yüzyıllık bir ezberin bozulması demek. Muhalefet ise tam bu noktada ayağa kalkıyor. Onlara göre bu rasyonellik değil, bir “taviz ve teslimiyet” politikası. Sandığın ideolojik özü de burada düğümleniyor: Geçmişin iddialarını geride bırakıp coğrafyayla barışmak isteyenler ile bu geri çekilmeyi ulusal bir kimlik kaybı olarak görenler karşı karşıya.
Bizim Sınırlar Açılır mı?
Gelelim bizi, Türkiye ve Azerbaycan’ı doğrudan ilgilendiren o can alıcı soruya: Muhalefet kazanırsa ne olur?
Açık konuşmak gerekirse; Samvel Karapetyan veya Koçaryan çizgisinin belirleyici olacağı bir koalisyon senaryosunda, son yıllarda ilmek ilmek dokunan normalleşme süreci tamamen donar ve rafa kalkar. Muhalefet, Nahçıvan’ı Azerbaycan ana karasına bağlayacak ulaşım hatlarına (Zengezur Koridoru) ve sınır belirleme komisyonlarına kesin bir dille karşı çıkıyor. Karabağ dosyasını uluslararası mahkemelerde yeniden agresif bir şekilde kaşıma sözü veriyorlar ki bu durum, bölgede diplomatik zeminin çökmesi ve sınır kapılarının ebediyen kilitli kalması anlamına gelir.
Eğer Paşinyan güçlü bir şekilde sandıktan çıkarsa, Batı’nın ve hatta savunma sanayisinde yeni müttefiki haline gelen Hindistan’ın desteğiyle “Barış Kavşağı” projesini yürütmeye, Türkiye ile sınırları açma vadini kovalamaya devam edecektir.
Türkiye Ermenileri cemaati ve Garo Paylan gibi sivil aktörler de süreci bu rasyonel pencereden izliyor. Oy hakları olmasa da İstanbul’dan bakıldığında görünen net: Bölgede sınırların açıldığı, ticaretin ve halklar arası temasın arttığı bir iklimin kalıcı olması, ancak bu barış iradesinin sandıkta korunmasıyla mümkün.
Son Söz
Ermenistan seçmeni bu pazar sadece parlamenter seçmeyecek, ülkenin yönünü belirleyecek tarihi bir yön tabelasının önüne dikilecek.
Önlerinde iki farklı yol var: Ya komşularla uzlaşmayı, sınırları açmayı vadeden ama anayasal tavizleri de barındıran riskli bir “Barış Kavşağı”; ya da güvenlik kaygılarını merkeze alan, Rusya’nın geleneksel şemsiyesine sığınan ama bölgeyle olan bağlarını tamamen koparan bir “Güvenlik Duvarı”.
Sandıktan ne çıkarsa çıksın, faturası da ödülü de Kafkasya dağlarını aşacak.
