HALKWEBYazarlar20 Temmuz 1974: Ambargodan Millî Güce Uzanan Yol

20 Temmuz 1974: Ambargodan Millî Güce Uzanan Yol

Milletlerin tarihinde bazı tarihler vardır; yalnızca kazanılmış bir zaferi değil, bir devletin karakterini de anlatır. 20 Temmuz 1974, Türk milleti için işte böyle bir tarihtir.

O gün Türkiye, yalnızca Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini korumak için değil; uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanarak bağımsız iradesini ortaya koymak için de harekete geçti. Bunun ekonomik, siyasi ve diplomatik bedelleri olacağını biliyordu. Buna rağmen geri adım atmadı.

Kıbrıs Barış Harekâtı, yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denizden, havadan ve karadan gerçekleştirdiği başarılı bir askerî operasyon değildir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası baskılar karşısında egemenlik haklarından taviz vermeyeceğini dünyaya ilan ettiği tarihî bir dönüm noktasıdır.

Bugün Kıbrıs yalnızca bir ada değildir. Doğu Akdeniz’in kilidi, Anadolu’nun güney güvenliğinin ayrılmaz bir parçası ve deniz yetki alanlarından enerji hatlarına kadar uzanan jeopolitik mücadelenin merkezidir. Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, Mavi Vatan perspektifi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı birlikte değerlendirildiğinde, 20 Temmuz 1974’ün stratejik anlamı çok daha net anlaşılmaktadır.

Ancak bu noktaya bir gecede gelinmedi.

1950’li yıllarda Enosis hedefi doğrultusunda kurulan EOKA’nın silahlı saldırıları, 1963 Kanlı Noel olayları, ortaklık devletinin fiilen ortadan kaldırılması, Türk köylerine yönelik sistematik saldırılar ve nihayet 15 Temmuz 1974’te Yunan askeri cuntasının desteklediği Nikos Sampson darbesi, Kıbrıs Türklerini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı.

Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması’nın verdiği hukuki yetkiye dayanarak önce diplomasiyi sonuna kadar zorladı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in İngiltere ile ortak müdahale girişimi sonuçsuz kalınca, garantörlük hakkını kullanarak Barış Harekâtı’nı başlattı.

20 Temmuz sabahı başlayan harekât, yalnızca Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini sağlamadı; Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik varlığını da güvence altına aldı.

Ancak bu kararın ağır bir bedeli vardı.

Türkiye, harekât sırasında zaten 1973 Petrol Krizi’nin yol açtığı ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyordu. Artan enerji fiyatları, döviz darboğazı ve ithalata bağımlı sanayi yapısı ekonomiyi zorluyordu. Buna bir de 5 Şubat 1975’te yürürlüğe giren ABD silah ambargosu eklendi.

Silah ve yedek parça temini durdu. Dış finansman daraldı. Döviz sıkıntısı büyüdü. Akaryakıt, tüp gaz, margarin, sıvı yağ, şeker ve birçok temel tüketim maddesinde uzun kuyruklar oluştu. Elektrik kesintileri günlük hayatın olağan bir parçasına dönüştü.

Bugün belli bir yaşın üzerindeki herkesin hafızasında yer eden o kuyruklar, yalnızca ekonomik sıkıntının değil, bağımsızlık uğruna ödenen bedelin de sembolüydü.

Fakat tarih bazen baskıları fırsata dönüştüren milletleri yazar.

Türkiye geri adım atmadı.

Ambargoya karşılık olarak Amerikan askerî tesislerinin büyük bölümü Türk denetimine alındı. Daha da önemlisi, dışa bağımlılığın millî güvenlik açısından taşıdığı risk bütün açıklığıyla görüldü. İşte bu tarihî tecrübe, Türkiye’nin savunma sanayiinde kendi ayakları üzerinde durma kararlılığını kalıcı bir devlet politikası hâline getirdi.

ASELSAN – Askerî Elektronik Sanayi A.Ş. (1975), Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı öncülüğünde, milletimizin bağışları ve desteğiyle kuruldu.

Ardından TUSAŞ – Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (1973; 1984’te bugünkü yapısıyla yeniden yapılandırıldı), HAVELSAN – Hava Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (1982), ROKETSAN – Roket Sanayii ve Ticaret A.Ş. (1988) ve Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş. – STM (1991) gibi kamu öncülüğündeki stratejik kuruluşlar millî savunma sanayimizin omurgasını oluşturdu.

Özel sektörün dinamizmini temsil eden BAYKAR – Baykar Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş. (1986) ise geliştirdiği insansız hava araçlarıyla bu ekosistemin küresel ölçekteki en önemli başarı hikâyelerinden birini yazdı. Bugün Bayraktar TB2 ve AKINCI’dan ANKA, AKSUNGUR ve KAAN’a; ROKETSAN’ın füze sistemlerinden ASELSAN’ın elektronik harp teknolojilerine kadar ortaya çıkan başarılar, 1974’te çıkarılan derslerin somut sonuçlarıdır.

Hiç kuşkusuz bu başarı, herhangi bir hükümetin ya da belirli bir dönemin tek başına eseri değildir. Bu başarı; Türk milletinin ortak iradesinin, devlet yönetiminde devamlılık ilkesinin ve nesiller boyunca sürdürülen millî hedeflerin bir tezahürüdür.

1974’te atılan adımlar; farklı dönemlerde görev yapan hükümetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bilim insanlarının, mühendislerin, teknisyenlerin ve milyonlarca vatandaşın ortak emeğiyle bugünkü seviyesine ulaşmıştır. Savunma sanayii, günlük siyasetin değil; devlet aklının, kurumsal hafızanın ve uzun vadeli millî stratejinin ürünüdür.

Bu nedenle ASELSAN’dan TUSAŞ’a, HAVELSAN’dan ROKETSAN’a, STM’den BAYKAR’a kadar elde edilen her başarı; siyasi görüşü ne olursa olsun, bu ülkeye aidiyet duyan her vatandaşın gurur duyacağı ortak bir millî değerdir. Çünkü bu kurumlar yalnızca teknoloji üretmemekte; Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık iradesini, milletimizin azmini ve devletimizin sürekliliğini temsil etmektedir.

Kıbrıs Barış Harekâtı, yalnızca Kıbrıs Türklerinin varlığını güvence altına alan bir askerî harekât değil; aynı zamanda Türkiye’nin stratejik bağımsızlık yürüyüşünün ve bugün ulaştığı millî savunma kapasitesinin en önemli dönüm noktalarından biridir.

Barış Harekâtı’nın yıl dönümünde; vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyor; harekâtın sevk ve idaresinde görev alan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün mensuplarını, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü, Başbakan Bülent Ecevit’i, Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı, hükümet üyelerini, devlet adamlarını ve bu tarihî kararın alınmasında emeği geçen herkesi saygı, rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Çünkü bazı zaferler, yalnızca kazanıldıkları günü değil; bir milletin geleceğini de değiştirir. Kıbrıs Barış Harekâtı, Türk milletinin bağımsızlık iradesini, devlet aklını ve ortak hafızasını geleceğe taşıyan tarihî dönüm noktalarından biri olarak daima hatırlanacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI