HALKWEBYazarlar" Ölek Ölek" Siyaseti

” Ölek Ölek” Siyaseti

"Televizyon ekranlarından siyasete uzanan acı bir Türkiye gerçeği... Çatalan Köprüsü'nde elindeki ipi gevşek bırakan kurnazların ve sahte sadakatlerin anatomisi."

0:00 0:00

Adana’nın o kendine has, hayatın tam kalbinden süzülüp gelen acı tatlı sokak hikayeleri vardır. Hani bazen ciltler dolusu siyaset kitabının anlatamadığı çıplak gerçekleri tek bir cümleyle özetleyiverir ya, tam öyle bir şey: “Gardaş ölek ölek de nasıl ölek?” Bu basit ama sarsıcı soru; sadece çaresiz bir haykırış değil, aynı zamanda insan psikolojisinin ve peşinden sürüklendiğimiz sahte bağlılıkların da ilk büyük uyarısıdır.

Siyaset, insandan ve sokağın ruhundan asla ayrı düşünülemez. Mahalle arasında yaşanan bir olay, meclis kürsülerindeki ya da parti binalarındaki en büyük kopuşların asıl yüzünü bize gösterebilir. Tıpkı Adanalı iki eski dostun, Mehmet Ali ve Şahap’ın o sarsıcı hikâyesinde olduğu gibi…

İki Dostun Çaresiz Hikâyesi (*)

Hayatın sillesini yemiş, aile bağları kopmuş, borç batağında ezilen; teselliyi kadehlerde, parayı ise şans oyunlarında arayan orta yaşlı iki can dosttur onlar. Dünyada yüzleri bir türlü gülmeyince, çaresizliğin son durağında birlikte ölmeye karar verirler. Ancak onlar için yaşam gibi ölüm de bir kolaycılık arayışıdır. Ölümün bile en zahmetsiz, en “beleş” yolunu bulmak isterler; zehirlenmenin kolay olduğu düşüncesiyle gider bir yerlerden kömür çalarlar. İşin içine daha en baştan hırsızlığı, suçu ve kolaycılığı bulaştırırlar. Fakat hayatı şans oyunlarına, ölümü dahi kolaycılığa bırakmak isteyen bu zihniyet, çaldıkları kömürle zehirlenmeyi bile beceremez.

Son çare olarak Adana’nın meşhur Çatalan Köprüsü’ne çıkarlar. Seyhan’ın karanlık sularına atlamadan önce, geri dönüş olmasın diye ellerini bir çamaşır ipiyle birbirine bağlarlar. Şahap, yola çıktığı dosta ve aldıkları karara o kadar inanmıştır ki kendi elini sımsıkı bağlar ve kendini boşluğa bırakır. Mehmet Ali ise kendi elindeki ipi gevşek bırakmıştır; arkadaşı atlayınca köprünün demirlerine tutunup kalır. Gerekçesi ise tarihe geçecek bir kurnazlıktır: “Atlasaydım Şahap’ın üzerine düşecektim.” Günün sonunda o kolay kazanç ve kolay ölüm arayışı büyük bir trajediyle biter; Şahap toprağa, Mehmet Ali ise suça ortaklıktan ve ölüme yardımdan cezaevine gider.

Siyasetin “Gevşek İp” Hastalığı

Çatalan Köprüsü’nün başında gevşek bırakılan o ip; bugün siyaset sahnelerinde, iş hayatında ve büyük dava ortaklıklarında her an karşılaştığımız o “son anda geri adım atanların”, “kapı arkası pazarlık yapanların” ve “yarı yolda bırakanların” en net resmidir.

Siyasette sizinle yola çıkanlar, meydanlarda en gür sesle “senin için ölürüm” diye bağıranlar, genellikle kendi iplerini her zaman kolayca çözebilecekleri birer “açık kapı” bırakanlardır. Onların kolu hiçbir zaman gerçekten bağlı değildir. Sloganların coşkusuna kapılıp elini sımsıkı bağlayan samimi insanlar (Şahaplar) soğuk sulara gömülürken; ipi gevşek bırakan kurnaz figürler (Mehmet Aliler) köprünün üstünde kalır. Üstelik bir de yukarıdan bakıp yaşanan acıyı kendi pencerelerinden topluma anlatarak paçayı kurtarmaya çalışırlar.

Dünün Yol Arkadaşı, Bugünün Sırtından Vuranı

Bu toplumsal hastalık, gücü ve çıkarları merkezine alan tüm yapılarda kaçınılmaz bir sonu getirir: Dün en ateşli konuşmalarla yanınızda duranlar, rüzgâr tersine döndüğünde ya da bedel ödeme vakti geldiğinde birer “itirafçıya”, “iftiracıya” ya da sizi ilk ihbar eden kişiye dönüşebilirler. Çünkü onların derdi inandıkları değerler değil, o anki zor durumdan sıyrılma kurnazlığıdır. Siyaset inanmış insanlarla yapılır; ancak iplerin sıkı sanıldığı her ortaklıkta, sadakat gerçekten test edilene kadar herkes masum rolü oynar.

Son Söz: Bu Yolda Kiminle Yürünür?

Unutmamak gerekir ki, siyasetin her adımı birer Çatalan Köprüsü, her köşesi Seyhan’ın soğuk sularıdır. Bu kaygan ve derin yolda yürürken asıl mesele, yanınızda kimin göründüğü değil, o yolculuğun hangi ahlaki ilkeler üzerine kurulduğudur.

Şahıslar için, koltuklar için veya anlık öfkeler için “ölüme giderim” diyenler; sizi yalnızlığa gönderip kıyıda güvenle bekleyen ilk kişiler olacaktır. Yol yürünecekse; şahısların geçici coşkusuna değil, inandığı değerler uğruna bedel ödemeyi göze alanların sarsılmaz duruşuna güvenilmelidir. Çünkü menfaatle bağlanan ipler ilk fırtınada çözülür; ilkeli bir duruşla, karakterle bağlanan kaderleri ise ne köprülerin yıkılışı ayırabilir ne de hiçbir nehrin akıntısı koparabilir.

(*) Yazarın Notu: Yazıya konu olan Şahap ve Mehmet Ali’nin Çatalan Köprüsü’ndeki trajik hikâyesi tamamen gerçektir. Dönemin toplumsal hafızasında derin iz bırakan bu olay, Müge Anlı ile Tatlı Sert programında da uzun süre tüm detaylarıyla işlenmiş ve kamuoyunun gündemine oturmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI