HALKWEBYazarlarGök Mavisi, Al Kan, Yeşil Yaprak: 23 Aylık Mucizenin Adı

Gök Mavisi, Al Kan, Yeşil Yaprak: 23 Aylık Mucizenin Adı

0:00 0:00

Tarih, bazen asırlara sığmayan büyük devrimleri ve uyanışları küçücük zaman dilimlerine sığdırır. Birinci Dünya Savaşı’nın fırtınası Kafkasya’nın kalbinde esip kavururken, sadece yeni bir devlet kurulmuyor; Doğu ve İslam dünyasının makûs talihi yeniden yazılıyordu. Mehmet Emin Resulzade ve yol arkadaşlarının Tiflis’te yaktığı o bağımsızlık meşalesi, bugün gururla dalgalanan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin (AHC) ta kendisiydi.

Geriye dönüp baktığımızda, bu hikaye sadece askeri veya siyasi bir başarı değil; imkansızlıklar içinde filizlenen bir medeniyet tasarımıdır.

İmparatorluğun Enkazından Doğan Hürriyet

Çarlık Rusyası’nın 1917’deki Bolşevik ihtilaliyle yerle bir olması, Kafkasya’da tam bir kaos ortamı yaratmıştı. Bölge halkları kendi başlarının çaresine bakmak zorundaydı. Kısa ömürlü Transkafkasya bağının kopmasıyla, Azerbaycan Milli Şurası tarihi bir sorumluluk üstlendi ve 6 maddelik İstiklal Beyannamesi ile dünyaya şu haykırışta bulundu: Biz hürüz, biz bağımsızız!

Ancak hürriyeti ilan etmek, ona sahip olmaya yetmiyordu. Yeni yönetimin kalbi sayılan Bakü, Bolşevik ve Taşnak çetelerinin işgali altındaydı. Fetali Han Hoyski liderliğindeki geçici kabine, çalışmalarını Gence’de yürütmek zorundaydı. İşte tam o karanlık günlerde, Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu yardıma koştu. Türk ve Azerbaycan askerlerinin omuz omuza verdiği destansı mücadeleyle, 15 Eylül 1918’de Bakü kurtarıldı ve ait olduğu yere, baş köşeye yerleşti.

Çağının Fersah Fersah Ötesinde Bir Yönetim

AHC, sadece Doğu’nun ilk laik ve demokratik idaresi olmakla kalmadı; o dönem medeniyet beşiği sayılan Avrupa devletlerine adeta insan hakları dersi verdi.

İleri görüşlü pek çok hak ve özgürlük, bundan bir asır önce Bakü sokaklarında zaten yürürlükteydi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını; Fransa, İtalya ve İsviçre gibi ülkelerden çok daha önce tanıyan bir vizyondan bahsediyoruz. Öz dilin devlet dili ilan edilmesi, Bakü Devlet Üniversitesi’nin kurulması, özgün bir ordunun teşkil edilmesi… Hepsi, bir milletin küllerinden doğuşunun ve kurumsallaşma iradesinin kanıtlarıydı.

23 Aylık Mirasın Sonsuz Yankısı

Ne yazık ki bu rüya, petrolün kokusunu alan ve emperyalist iştahı kabaran Bolşevik Rusya’nın 27 Nisan 1920’deki işgaliyle yarım kaldı. Yapılan yatırımlar ve yeşeren umutlar, henüz taze bir fidan iken tankların paletleri altında ezildi.

Ancak tarih bize göstermiştir ki, kağıt üzerindeki yapılar yıkılabilir ama bir halkın kalbine kazınan özgürlük fikri asla yok edilemez. 1920’de indirilen o üç renkli bayrak, zihinlerde ve gönüllerde dalgalanmaya devam etti.

Nitekim 1991 yılında Sovyet prangaları kırıldığında, Kafkasya’nın semasında saklanan Zümrüdüanka bir kez daha odlar yurdu Azerbaycan’da küllerinden yeniden doğuyordu. Modern Azerbaycan ayağa kalktı ve kendisini bu şanlı geçmişin yegane mirasçısı ilan etti.

“İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal” şiarı ile yola çıkan Azerbaycan milli davası, Resulzade’nin o meşhur ve zamana sığmayan sözünün, yani “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!” idealinin somutlaşmış çelikten ifadesidir.

Ey kahraman evladın şanlı vatanı, cumhuriyetin ilelebet kutlu yaşasın!

Ve selam olsun; bağımsızlık ve özgürlük uğruna geride hür bir vatan bırakarak, ömürlerini gurbetin hüzünlü koynunda, yad ellerde tamamlayan o büyük ruhlara… Minnet, saygı ve sonsuz rahmetle.

YAZARIN DİĞER YAZILARI