Mutlusun…
Mutluluklar…
Ama birileri mutsuzluktan besleniyor!
Ne garip değil mi? İnsanların umutlarıyla oynayıp, boş vaatlerle, içi doldurulmamış sözlerle onlarca miting yapıp toplumu oyalamak… Sonra da çıkıp her şeyi bir belediye başkanına, Ekrem İmamoğlu’na teslim etmek.
Evet, açık açık söylüyorum: Bu bir teslimiyettir.
Ve bu teslimiyet yerel seçim döneminde başladı.
Paralar saçıldı, hediyeler dağıtıldı… “Al parayı ver oyu” düzeni kuruldu. Belediye başkanı olmak için verilenlerin hesabı hiç sorulmadı. Peki o paralar nereden geldi? Kim verdi, neden verdi?
Bir dostumun dediği gibi:
“Bir milyon dolar verip o koltuğa oturan, en az üç milyon dolarlık rantın peşine düşer.”
İşte meselenin özü tam olarak bu.
Görünen köy kılavuz istemez! Ama ne yazık ki sorgulaması gerekenler sustu. Sorgulaması gereken Cumhuriyet Halk Partisi, yıllardır yolsuzlukla eleştirdiği Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı güçlü bir duruş sergilemek yerine, kendi içinde aynı tartışmaların odağı haline geldi.
“Ne kadar geciktirirsek, ne kadar üstünü örtersek o kadar iyi” anlayışıyla hareket edildi. Ama unutulan bir şey var: Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.
Bugün çıkıp konuşanlara bakıyoruz:
Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Gökhan Zeybek, Oğuz Kaan Salıcı, Adnan Beker, Cemal Enginyurt ve diğerleri…
Söz çok, iddia çok… Ama dosyalar ortada, mahkemeler ortada.
Şunu kimse unutmasın:
Gerçek mahkeme sadece salonlarda kurulmaz.
Asıl mahkeme halkın vicdanıdır.
Ve o vicdan geliyor… gelmekte olan.
