HALKWEBYazarlarSol, Neden Bu Kadar Haklıyken Bu Kadar Etkisiz?

Sol, Neden Bu Kadar Haklıyken Bu Kadar Etkisiz?

Türkiye’de sol, çoğu zaman kendi potansiyelini kendi elleriyle boğan bir siyasal gelenek olmuştur.

0:00 0:00

Türkiye’de sol ve sosyalist hareketlerin bir türlü kalıcı, güçlü ve geniş tabanlı bir siyasal aktöre dönüşememesi artık tesadüf ya da yalnızca “dış baskılar” ile açıklanabilecek bir mesele değildir. Bu durum, hem tarihsel kırılmaların hem de bizzat solun kendi iç zaaflarının bir sonucudur. Sert konuşmak gerekirse: Türkiye’de sol, çoğu zaman kendi potansiyelini kendi elleriyle boğan bir siyasal gelenek olmuştur.

Öncelikle, ideolojik saflık takıntısı bu alanın en büyük hastalıklarından biridir. Sol yapılar, halkın gerçek gündemlerinden koparak kendi içlerinde bitmek bilmeyen teorik tartışmalara gömülmüş, küçük farkları büyük ayrılıklara dönüştürerek bölünmeyi adeta bir refleks haline getirmiştir. Aynı mahallede yaşayan, aynı ekonomik sıkıntıları çeken insanlara hitap etmesi gereken hareketler, kendi içinde “en doğru kim?” kavgasına tutuşarak toplumdan kopmuştur. Sonuç: örgüt var, teori var, ama halk yok.

İkinci büyük sorun elitizm. Türkiye’de solun önemli bir kısmı, kendini halktan üstün gören bir dil ve tavır üretmiştir. İşçiden, köylüden, esnaftan söz ederken bile onların hayatına temas edemeyen, onların diliyle konuşamayan bir siyaset anlayışı gelişmiştir. Bu da solun geniş kitleler tarafından “uzak”, “anlaşılmaz” ve hatta “tepeden bakan” bir yapı olarak algılanmasına yol açmıştır. Halkın desteği olmadan “halk için siyaset” yapılabileceğini sanmak, başlı başına bir çelişkidir.

Üçüncü olarak, örgütlenme zaafı. Türkiye’de sağ siyaset yıllardır mahalle mahalle, sokak sokak örgütlenirken; sol çoğu zaman dar kadrolar içinde sıkışıp kalmıştır. Sendikalar zayıflamış, yerel örgütlenmeler sürdürülebilir olmaktan çıkmış, gençlik hareketleri ise süreklilik kazanamamıştır. Tepkisel çıkışlar olmuş ama bunlar kalıcı bir siyasal güce dönüşememiştir.

Bir diğer kritik mesele de strateji eksikliği. Sol hareketler çoğu zaman uzun vadeli bir siyasal plan üretmek yerine anlık tepkilerle hareket etmiştir. Seçim dönemlerinde ortaya çıkan geçici ittifaklar, kriz anlarında yapılan sert çıkışlar, ama ardından gelen sessizlik… Bu da güven sorunu yaratmıştır. Seçmen, istikrarlı ve öngörülebilir bir siyasal aktör görmek ister; sürekli yön değiştiren, kendi içinde kavgalı bir yapıya güven duymaz.

Elbette devlet baskısı, darbeler, yasaklar ve sistematik dışlanma bu tablonun önemli bir parçasıdır. Ancak her şeyi buna bağlamak, sorumluluktan kaçmaktır. Çünkü aynı koşullarda farklı siyasal hareketler büyüyebildiyse, sorun sadece dış faktörlerde değil, içeride de aranmalıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’de sol ve sosyalistlerin gelişememesi yalnızca “engellenmişlik” hikâyesi değildir; aynı zamanda yanlışların, kopuklukların ve inatla sürdürülen hataların hikâyesidir. Eğer bu gelenek gerçekten güçlenmek istiyorsa, önce kendi içine dönüp şu soruyu sormalıdır: “Biz neden halkın umudu olamıyoruz?”

Bu soruya dürüst bir cevap verilmeden, aynı tartışmaların içinde dönüp duran bir sol, ne kadar haklı olursa olsun, etkisiz kalmaya mahkûm olacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI