Siyasette “24 saat” gerçeği vardır; bazen bir gün, bazen iki…
Ama son 48 saatte yaşanan gelişmeler, gündemi tamamen domine etmeye yetti.
Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’ndaki görev değişimleri elbette önemliydi. İçişleri Bakanlığı’na yapılan atama da etkili oldu; ancak yeri yerinden oynatan asıl gelişme, Adalet Bakanlığı’nda yaşanan “değişim” oldu.
“Değişim” söylemiyle CHP’yi kirliliğin içine çekenler, bu değişimden nedense hiç hoşlanmadılar. Hoşnutsuzluklarını sözle ifade etmek yerine, bir bahane ile yumruklarla anlatmayı tercih ettiler.
Peki mesele neydi?
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, bakanlık koltuğuna oturmadan önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla, kamuoyunda “Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” olarak anılan dosyanın içini dolduran kişiydi.
Ekrem Bey’in 2350 yıla kadar yargılanmasının önünü açan; tek bir değil, birçok suç tespiti yapan ve iddianameyi klasörler dolusu delille hazırlayan isimdi.
Bu dosyalar Ekrem Bey’in içeriden çıkmasını neredeyse imkânsız hâle getirirken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 5 Haziran 2025’te Gaziosmanpaşa’da düzenlenen mitingde şu sözleri sarf etmişti:
“Burnunu yere sürttüreceğim böyle, böyle böyle…
Akın, sert kayaya çarptın oğlum, sert kayaya çarptın…
Aklını başına takın!
Bir daha görmeyeceğim o haysiyetsizliği!”
Bu sözleri gerçekten Özgür Özel mi söyledi, yoksa Silivri’deki birilerinin mi söylettiği ayrı bir tartışma konusudur.
Dosya genişledikçe, Özgür Özel’in milletvekillerine dönüp söylediği şu cümle de hafızalardadır:
“Ben içeri girip 30 yıl yatarsam, siz de benimle yatarsınız.”
Yani açık bir “ya hepimiz, ya hiçbirimiz” uyarısı…
Bugün tabloya bakıldığında, sert kayaya çarpanın Akın Gürlek değil, baltayı kayaya vuranın Özgür Özel olduğu net biçimde görülmektedir.
Akın Gürlek’in burnu sürtülmedi; aksine Adalet Bakanı oldu.
Çıkın işin içinden çıkabilirseniz Özgür Bey…
Özgür Özel’in önünde yalnızca 38. şaibeli kurultayda yaşananlar yok.
Başta İBB ve Ekrem Bey olmak üzere, belediyelerde dönen işlerin de hesabını vermesi gerekmektedir.
İhalelerde alınanlar–verilenler, rüşvet iddiaları, banka dekontları, tapu kayıtları, SGK girişleri, Ekrem Bey’in “havuzuna” dâhil olanların yakınlarının işe alınmaları, video ve ses kayıtları; baklava yiyenlerden, KİPTAŞ üzerinden dağıtıldığı iddia edilen 70–80 daireye kadar uzanan tablo…
İtirafçılar meselesi ise işin artık sıvanmış hâlidir.
Bu noktada Özgür Bey kimsenin burnunu yere sürtemez.
Aksine, sıvanmış bu dosyaların içinden çıkması neredeyse imkânsız görünmektedir. Dahası, daha da kötüye gideceği açıktır.
Altını özellikle çizmek gerekir:
Bu noktaya gelinmesinin sebebi Akın Gürlek değildir.
İlerleyen günlerde “mutlak butlan” tartışması yaşanırsa, bunun sebebi de Akın Gürlek olmayacaktır.
İnsan ister istemez şu soruyu sormaktadır:
“Özgür Özel ‘alın bunu’ dedi de mi alındı?”
Tüm bu yaşananları “siyasi dava” diyerek geçiştirmek de mümkün görünmemektedir. Adalet Bakanlığı’nda CHP’li biri olsaydı, anayasanın yok sayılmasını mı bekleyecekti?
Bir de İçişleri Bakanı değişti.
Yani devletin en kritik iki bakanlığı, hem de hiç beklenmedik bir anda, aynı gün el değiştirdi. Oysa bu iki bakanlık, birbiriyle en uyumlu çalışması gereken kurumlardır.
Bu durum ister istemez şu soruyu gündeme getirmektedir:
Arınma sürecinin ikinci aşamasına mı geçiliyor?
İBB ve Ekrem Bey üzerinden CHP’nin belediyeler ayağında bir “arınma” tamamlandıysa, sırada CHP’nin kendi iç arınması mı vardır?
Çünkü bu klasörlerin içinde yalnızca belediye başkanlarının değil, CHP’li milletvekillerinin isimlerinin de geçtiği konuşulmaktadır.
Bunu yapabilmek için önce bu bakanlıkların “sağlamlaştırılması” gerekiyordu. Görünen o ki bu adım atılmıştır.
Meclis’te yaşanan kavga meselesine daha sakin bakalım.
Yemin etmek için kürsüye çıkanlara hukuki yollarla değil, fiziki saldırıyla karşılık verilmesi; CHP’li vekillerin kendi tabanına “biz mücadele ediyoruz” mesajı verme çabasıdır. Sonucu aşamayacaklarını bilseler de, “göğüs göğüse kavga ediyoruz” görüntüsüyle tabanı konsolide etmeye çalışmışlardır.
AKP’li vekiller ise önüne gelen CHP’li milletvekiline dayak atmıştır.
Her kavgada öne çıkmayı seven Mahmut Tanal gibi isimler de bu süreçte kendi PR’ını yapmıştır.
Üzüldüğüm şey, bu isimlerin dayak yemesi değildir; CHP tarihine kara bir leke olarak düşmesidir.
Tarih, “AKP’li vekiller CHP’li vekilleri dövdü” diye yazacaktır.
Ve bir kez daha lekelenen CHP olacaktır.
Son söz olarak şunu söylemek gerekir:
Özgür Bey, siz kimsenin burnunu yere sürtemediniz.
Ama kendi burnunuzun sürteceği günler yakın görünmektedir.
Sert kayaya çarptığınızı, baltayı taşa vurduğunuzu siz de biliyorsunuz.
Akın Gürlek’in elinin artık çok daha güçlü olduğu ise inkâr edilemez.
Ben bu atamaları, CHP’de yaşanacak kabus gibi günlerin habercisi olarak görüyorum.
