“Siyaset yapma” diyorlar.
Sanki bir sihirli söz bu.
Söylenince acı azalacak, ölümler geri alınacak, hayat kaldığı yerden devam edecek.
Ama etmiyor.
Çünkü bazı cümleler vardır —
söylendikçe değil, söylendiği için içimizi daha çok acıtır.
Bir okulun koridorunda yankılanan ayak sesleri kesiliyor bir gün.
Bir sıranın üstü boş kalıyor.
Bir çanta bir daha açılmıyor.
Bir çocuk eksiliyor hayattan.
Birileri soruyor: “Nasıl oldu?”
Birileri fısıldıyor, sonra yükseltiyor sesini:
Siyaset yapma.
Gece, bir şehir sallanıyor.
Önce duvarlar titriyor, sonra hayatlar.
Bir bina çöküyor — ama aslında sadece beton değil, yılların ihmali yıkılıyor üstümüze.
Bir anne sesleniyor enkazın altından.
Bir çocuk cevap veremiyor.
Birileri soruyor: “Neden?”
Cevap hazır:
Siyaset yapma.
Bir kadın yürürken arkasına bakıyor.
Bir mesaj atıyor: “Bana bir şey olursa…”
Cümle yarım kalıyor, hayat gibi.
Sonra bir haber düşüyor ekranlara.
Bir isim daha eksiliyor.
Birileri soruyor: “Neden korunmadı?”
Birileri yine aynı cümleyi kuruyor:
Siyaset yapma.
Bir kapı açılmıyor.
Bir alarm çalmıyor.
Bir çıkış yolu aslında hiç yokmuş gibi davranılıyor.
Duman yükseliyor.
İnsanlar kaçamıyor.
Alevler sadece bir binayı değil, ihmalin üzerini de aydınlatıyor.
Birileri soruyor: “Bu nasıl mümkün?”
Ve o tanıdık cümle, yine aynı soğuklukla:
Siyaset yapma.
Oysa biz siyaset yapmıyoruz.
Biz yas tutarken soruyoruz.
Biz kaybederken anlamaya çalışıyoruz.
Biz eksildikçe, neden eksildiğimizi bilmek istiyoruz.
Bu mudur siyaset?
Eğer buysa, evet —
siyaset yapıyoruz.
Çünkü siyaset dediğiniz şey,
bir çocuğun sabah okula gidip dönememesiyle ilgilidir.
Bir kadının “beni koruyun” deyip duyulmamasıyla ilgilidir.
Bir binanın içinde yaşayanlara mezar olmasıyla ilgilidir.
Siyaset, hayatın tam ortasındadır.
Ve hayat yanıyorsa,
siyaset de yanıyordur.
“Yapma” diyenler aslında şunu ister:
Konuşmayalım.
Sormayalım.
Unutalım.
Çünkü unutmak kolaydır.
Unutmak, kimseyi rahatsız etmez.
Unutmak, düzeni bozmaz.
Ama hatırlamak…
Hatırlamak ağırdır.
Hatırlamak sorumluluk ister.
Hatırlamak değişim ister.
Bir çocuk daha eksilmesin diye,
bir kadın daha susmasın diye,
bir bina daha mezar olmasın diye —
birilerinin konuşması gerekir.
Rahatsız ede ede,
ısrar ede ede,
hatırlata hatırlata.
Belki de mesele şu:
Biz konuştuğumuz için ölmüyor kimse.
Ama biz sustukça,
bir şeyler hep aynı kalıyor.
Ve bazı şeyler aynı kaldıkça,
birileri hep eksiliyor.
O yüzden bu cümleyi olduğu yere bırakalım:
“Siyaset yapma.”
Çünkü bazı zamanlar vardır,
susmak değil —
konuşmak insanın son kalan vicdanıdır.
