HALKWEBYazarlarRuhunu Satan "Zoom"cular Ve Altı Ok’un Kimliksizleşen Gölgesi

Ruhunu Satan “Zoom”cular Ve Altı Ok’un Kimliksizleşen Gölgesi

Sürekli bir "düşman" işaret edip tabanın zaaflarını tetikleyen bu yapı, aslında partinin özünü boşaltıyor.

0:00 0:00

Türkiye’de siyaset, artık fikirlerin yarıştığı bir meydan değil; partinin kanından, hücrelerinden ve o tertemiz partililerin hayallerinden beslenen bir “seçkinler kulübünün” kapalı devre ihale salonuna dönüştü.

Bugün CHP koridorlarında fısıldanan “Adaylık için falanca vekile ne kadar verdin?” sorusu, sadece bir yolsuzluk iddiası değil; liyakatin “borsaya”, Altı Ok’un ise “rant kapısına” kurban edildiğinin tescilidir.

Zoom Odalarında Satılan Ruhlar

Milletvekili ya da belediye başkanı olabilmek için kapalı kapılar ardında, gizli Zoom toplantılarında ruhunu pazarlık masasına sürenlerin hikayesi, bu çürümenin en somut halidir. Bir gecede saf değiştirenlerin, dün “liderim” dediğine bugün kuyu kazanların tek bir derdi var: Makamı korumak. Bu “Zoomculuk” geleneği, partideki samimiyeti bitirip yerine sadakati sadece koltuğa olan bir siyasi oportünist gürüh yerleştirdi.

Daha da acısı, partinin bulunduğu mahalleden bile geçmemiş, ömrü boyunca CHP değerlerine sırtını dönmüş isimlerin; sırf belli dengeler veya akçeli ilişkiler uğruna belediye başkanlığı ve meclis üyelikleriyle ödüllendirilmesidir. Altı Ok’un altına sığınıp, kürsüde “Bozkurt işareti” yapan bir CHP’li seçilmiş olabilir mi? Bu, sadece bir görsel tezat değil; partinin genetiğiyle, ideolojik hücreleriyle oynanmasıdır. Kendi öz evladını dışlayıp, dışarıdan gelen devşirme siyasetçilere makam dağıtan bir yapı, kendi sonunu kendi elleriyle hazırlar.

Kemal Bey döneminde partinin üzerine çöken o yerleşik yapılar (Ağababalar, Bökeler, Mahirler, Tezcanlılar…), bugün sadece maske değiştirdi. Kılıçdaroğlu; SADAT’ın kapısına dayandığında veya Adalet Yürüyüşü’nde yolları aşındırdığında devletin “sert uçlarına” bu denli çarpmamıştı. Ancak bugün Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibi, Türkiye’nin ayakta kalması gereken temel değerleriyle oynarken; aynı zamanda parti içindeki “yiyip doymayan gürühun” elinde birer piyona dönüşme riskiyle karşı karşıya.

Bu ideolojik savrulma, beraberinde ahlaki zafiyeti de getiriyor. Ekrem İmamoğlu davalarında adı geçen Ertan Yıldız ve Gülibrahimoğlu gibi isimlerin itirafları ortadayken, bazı CHP’lilerin bu isimleri “utanmadan” savunur hale gelmesi, gelinen son noktadır.

Belediyelerin adı hizmetle değil, şaibeli ihalelerle anılırken; partinin üzerine sıçrayan bu çamur, kurumsal kimliği yutmaktadır.

Genel başkanlık değişimiyle birlikte, sanki partinin hafızası da birileri tarafından formatlandı. Nerede o her gün meydanlarda haykırılan “128 Milyar Dolar”? Nerede halkın rızkına çöken “5’li Çete”? Peki ya borçları bir kalemde kazınarak silinen Demirören Grubu? Dün bu yolsuzlukların hesabını sormaya söz verenler, bugün kendi “akçeli” iddialarını örtbas etmekle o kadar meşguller ki, büyük vurguncuların adını anmaya dahi korkuyorlar.

En acısı da; partinin gerçek sahibi olan o “saf” tabanın, neyin haklı neyin haksız olduğunu sorgulamadan sergilediği şuursuz koruma refleksidir. Kendi memleketinden veya meşrebinden olduğu için yanlışa “kalkan” olanlar, aslında o gürühun en büyük koruyucusudur. Bu insanlar yarın yaptıklarından utanmayacaklar mı? Siyaseti bir ahlak meselesi değil de bir “geçim kapısı” olarak gören o profesyonel parazitler muhtemelen utanmayacak. Ancak 128 milyar doların peşine düşen o samimi partili, bu kimliksizleşme ve çamur her yere sıçradığında aynaya nasıl bakacak?

Sürekli bir “düşman” işaret edip tabanın zaaflarını tetikleyen bu yapı, aslında partinin özünü boşaltıyor. Altı Ok’un devrimci ruhu, yerini “akçeli işlerin” sessizliğine ve Zoom odalarının pazarlığına bıraktığında, orada artık halkın partisi değil, bir “çıkar ittifakı” kalır. Tarih, bu sessizliği ve şuursuz kenetlenmeleri değil; “bizden” diyerek yanlışa ortak olmayanları ve hafızasını kaybetmeyenleri yazacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI