HALKWEBAgendaBir Sadakatin Hikâyesi: Çoban Ateşlerinden Mahkeme Salonlarına

Bir Sadakatin Hikâyesi: Çoban Ateşlerinden Mahkeme Salonlarına

Kemal Kılıçdaroğlu’na…

4/5 Kasım 2023’te gerçekleşen ve uzun süre tartışmaların odağında kalan şaibeli kurultayın ardından başlayan hukuki süreçler; zincirin halkaları gibi birbirine eklenerek ilerledi.

Sessiz ama ağır…
Uzun ama sonucu beklenen bir yürüyüş gibiydi.

Bu süreçte mücadele yalnızca mahkeme salonlarında verilmedi. Her türlü hakaret, küfür ve linçlere maruz kalan Kemal Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşları; sabrın sonunun selamet olduğuna inandılar.

Ve bütün bunların ortasında, üç yıl önce yakılan çoban ateşleri ülkenin dört bir yanında çoğalarak büyüdü.

Oysa kıvılcımı yakmak yürek isterdi… Başardılar.

Ödünler verdiler. Ailelerinden, çocuklarından ve ceplerinden…

Hain ilan edildiler. Partinin üvey evlatları gibi dışlandılar. Kovuldular. Yıllarca emek verdikleri partilerinden iki satırlık yazılarla ihraç edildiler.

Onlar; inandıkları değerlerden, savundukları ilkelerden ve doğru bildikleri liderden vazgeçmeyenlerdi.

Çünkü mesele yalnızca bir isim değildi.

Mesele; kendilerinden biri olarak gördükleri bir anlayıştı.

Özünü unutmayan…
Geldiği yeri inkâr etmeyen…
Makamların büyüklüğü altında ezilmeyen…
Makamın sunduğu imkânları elinin tersiyle itebilen…

Haramdan uzak durup helali savunan bir duruştu.

İnandıkları şey buydu.

Bu yüzden bedel ödediler.

Ailelerinden… Çocuklarından… Ekonomilerinden…

Kimi ihraç edildi. Kimi dışlandı. Kimi yıllarca emek verdiği partisinde “üvey evlat” muamelesi gördü.

Ama geri adım atmadılar.

“Cesurlar bir adım öne çıksın” denildiğinde, üç yıl önce o çoban ateşini yakmak cesaret isterdi.

Ve o cesareti gösterenler oldu.

Atılan her gül dalının bazen taştan ağır geldiğini; gözleri dolarak, yutkunarak, dişlerini ve yumruklarını sıkarak yaşadılar. Ama mücadeleyi diri tuttular.

Belki de bu yüzden “Arınacağız” sözü bazı çevreleri korkuttu.

Çünkü ahlak, erdem, onur ve namus; siyaset dilinde unutulmaya yüz tutmuş kavramlar olsa da hâlâ bazı insanların kutsalı olmaya devam ediyordu.

Cefakâr ve fedakâr yol arkadaşları, bu mücadelenin bireysel olmadığına inanıyorlardı.

Her cumartesi gecesi aynı saatte, aynı seslerde buluşan insanlar vardı.

Reflex odalarında yapılan sohbetler…

Paylaşılan fikirler…

Birbirine cesaret veren yol arkadaşları…

Bu işin lokomotiflerinden biri Çetin Sağsöz oldu.

Bir telefon konuşmasıyla başlayan, zamanla mücadele ortaklığına dönüşen isimlerden biri…

Bingöl’den Ankara’ya uzanan ortak payda aynıydı:

İnandıkları değerler…

Bir işçi emeklisinin düşüncelerini sabırla işleyen, yazmaya teşvik eden, mücadeleyi büyüten insanlar…

Hüseyin Abi…
Betül Hoca…
Gülşah Hanım…
Kemal Hoca…

Ve niceleri…

Her biri mücadelenin genişleyen zincirinin birer halkası oldular.

Çünkü mücadele kendileri için değil, herkes içindi.

Sonra beklenen gün geldi.

Mahkemenin karar verdiği gün…

Yıllardır savunulan haklılığın tescillendiğine inanılan gün…

Belki çocuk değillerdi ama çocuklar gibi sevindiler.

Çünkü bazen uzun mücadelelerin sonunda gelen bir karar; yalnızca hukuki bir sonuç değil, aynı zamanda yıllarca taşınan yüklerin hafiflemesi anlamına gelir.

Bugün geriye dönüp bakıldığında görülüyor ki bazı insanlar mücadeleyi makam için değil, inanç için sürdürür.

Ve bazı bağlılıklar karşılık beklemez.

Bir evladın babasına duyduğu sevgi gibi…

Bu nedenle söylenecek son söz belki de şudur:

Dün nasıl yanınızdaysak, yarın da aynı yerde olacağız.
Çünkü bazı yollar yalnızca siyasetle değil; sadakatle, emekle ve vefayla yürünür.

Sevgi ve saygılarımla…

 

Konuk yazar Murat Adıgüzel

YOU MAY BE INTERESTED IN