HALKWEBAuthorsVatan Yahut Sermaye

Vatan Yahut Sermaye

Yargının görevi, siyasal ve ekonomik analizler yaparak karar almak değildir. O riskleri düşünmesi gereken, siyaset ve bürokrasidir.

0:00 0:00

Namık Kemal’in Kırım Savaşı’ndaki fedakarlığı anlattığı, meşhur oyunu, “Vatan Yahut Silistre” birçoğumuzun hafızasındadır. Küresel ölçekte demokrasileri tehdit eden otoriter rejimlerin meşruiyetini büyük oranda kaybetmesinden sonra, halk iradesi üzerindeki en güçlü tehdit unsuru sermayedir.

Sermaye adeta, her şeyin yerini alabilecek, her yeri ele geçirebilecek bir gücü ifade etmektedir. Dünya tarihi, bazılarına göre silahın parayı yönettiği, başka bir bakış açısına göre de, paranın silahı yönettiği, dolayısıyla iki güç unsurunun ilişkisiyle şekillendiği bir alandır. Ahlak, bilgi liyakat, bu güç yarışında tıpkı vatan sevgisi gibi son derece kıymetsizdir!

Bu anlamda, Vatan neredeyse sermayedir. Sermayeyi korumak, sermayeyi savunmak, elbette vatanı ve onun üzerinde yaşayanları daha müreffeh, daha insani bir standarda kavuşturmak için değil, vatan kaynaklarını ele geçirmek, devlet gücünü yönlendirmek, milletin iradesi üzerinde ipotek kurmak içindir. Bu durumu bir sermaye düşmanlığı gibi okumak yerine, gerçekten tehlikenin büyüklüğünü, cesaretle masaya yatırmak gerekmektedir.

Dünyada seçimleri manipüle ederek, demokrasiyi sadece şekli temsili bir seremoniye çevirme süreci uzun süredir sorgulanıyor. Bizim tehlikenin farkına varıp, gerekli tedbirleri almamız zaman alacak gibi görünüyor.

Özellikle CHP içerisinde belediyelerin, parti merkezinin önüne geçen güç devşirmesi, bir örnek vaka olarak önümüzde duruyor. Erdoğan’ın önce İstanbul Belediyesi’ni kazanıp sonra siyasetin merkezini şekillendirme imkanı yakalaması da, CHP için örnek gösteriliyor.

Oysa her geleneğin, her partinin kendi iç ilişkileri, işleyişi, denge dinamikleri farklı olabileceği gibi, her dönemin, denetleme ve kontrol mekanizmaları da farklıdır.

İktidar ile çürüme arasındaki ilişki, toplumu ve politikaları ikincil duruma ittiğinde, siyaset sermayenin kontrolüne girer. Bir süre sonra, toplumsal vicdan, siyasal perspektifler, araçsallaşır ve sermayenin inşa ettiği algının aparatı haline gelir.

CHP Kurultay davasıyla ilgili en yaygın propaganda, butlan kararı çıkarsa, bunun iktidar partisini yıpratacağı iddiasıdır. Eğer yargıya müdahale kötüyse, bunu kim, hangi gerekçeyle yaparsa yapsın karşı çıkılmalıdır.

Yargının görevi, siyasal ve ekonomik analizler yaparak karar almak değildir. O riskleri düşünmesi gereken, siyaset ve bürokrasidir. Butlan kararı, “borsayı ne yapar, uluslararası piyasalarda nasıl bir tabloyu doğurur ve bu durum seçmen kitlesinde iktidarı ne kadar yıpratır ?” sorularının muhatabı hakimler olmamalıdır.

Dolayısıyla butlan kararı çıkarsa, bu durum, “iktidarı zora sokar, kamuoyu algısı iktidarı sorumlu ve suçlu kabul eder, karar tersi yönde çıkmalıdır” yaklaşımı, kabul edilebilir bir tutum değildir.

Mahkeme önündeki somut delillere, hukukun ilkelerine ve kendi vicdani kanaatine göre hareket etmelidir. Somut ifadeler ve toplanmış deliller, bir şaibe ortaya çıkartıyorsa, gayet tabi bunun gereği yerine getirilmelidir.

Ahlaki bir toplumda, iktidarı ve onun adalet ile kurduğu ilişkiyi, asıl sorgulatacak olan, bir haksızlığı örtmek, bir kirlenmeyi yargı marifetiyle halının altına süpürmektir. Yani butlanın somut koşulları olmasına rağmen, bu yönde karar çıkmaması için kamuoyu baskısı oluşturmak, mahkeme üzerinde insiyatif kullanmaya kalkmak, iktidarı yıpratmıyorsa asıl dönüp buna bakılması gerekir.

Tam Namık Kemal’in “Silistre vatandır” yaklaşımı gibi, “siyasal etik ve insani değerler vatandır” diyemezsek, sermaye vatanı işgal edecektir.

Ramazan ayı gerçekten bir ahlaki arınmayı, kötülükten uzak durmayı sembolize edecekse, bu arınmaya, toplumsal hayatımızı kuşatan siyasi kirlenmeden başlamalıyız.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR