Bir insan elini kaybettiğinde yalnızca bir uzvunu kaybetmez. Çay bardağını tutarken yaptığı o ince kuvvet ayarını, gömleğinin düğmesini iliklerkenki sabrı, bir çocuğun başını okşarken hissettiği teması kaybeder. Bu kayıp hem fiziksel hem de psikolojik bir boşluk yaratır.
Bugün tıp, bu boşluğu gelişmiş biyonik protezler ve el-kol nakilleriyle doldurmaya çalışıyor.
Güncel üst ekstremite protezlerinin büyük bölümü miyoelektrik sistemle çalışır. Amputasyon sonrası kalan kaslar düşük düzeyli elektrik sinyalleri üretmeye devam eder. Cilt üzerine yerleştirilen elektrotlar bu sinyalleri algılar; mikroişlemci gelen veriyi analiz eder; motorlar aktive olur ve parmaklar hareket eder. Çok eklemli protezlerde her parmak ayrı ayrı hareket edebilir. Bu sayede el, farklı nesneleri tutabilmek için farklı kavrama biçimleri oluşturur.
Örneğin bir bardağı kavrarken parmaklar yuvarlak bir nesneyi saracak şekilde kapanır (silindirik tutuş). Anahtar çevirirken başparmak ile işaret parmağı daha kontrollü ve yan kavrama pozisyonu alır (anahtar kavrama). Küçük bir düğmeyi ya da bozuk parayı tutarken ise başparmak ile işaret parmağı uç uca gelir (ince pinç). Kullanıcı, ihtiyacına göre bu kavrama modlarından birini seçerek daha işlevsel ve amaca uygun bir tutuş elde edebilir.
Son yıllarda kontrol sistemlerinde önemli ilerlemeler sağlandı. Daha fazla kas sinyali toplayan ve örüntü tanıma algoritmaları kullanan sistemler, kullanıcının niyet ettiği hareketi daha doğru tahmin edebiliyor. Hedefli kas reinnervasyonu gibi cerrahi teknikler daha ayrıştırılabilir kas sinyalleri elde edilmesine yardımcı oluyor ve kontrolü daha sezgisel hale getiriyor.
Ancak gerçekçi olmak gerekir. Günlük kullanımda yaygın olan sistemler hala dıştan takılıp çıkarılabilen, motorlu ve batarya bağımlı cihazlardır. İnce dokunsal geri bildirim sınırlıdır. Sinir içine yerleştirilen ve gerçek dokunma hissi sağlamayı amaçlayan implant sistemleri araştırma ve sınırlı klinik uygulama aşamasındadır; henüz standart bir çözüm değildir. Ayrıca ağırlık, batarya süresi, mekanik arıza riski ve düzenli bakım gereksinimi pratik kısıtlamalar arasındadır. Yani teknoloji gelişmektedir; ancak kusursuz değildir.
Türkiye’de miyoelektrik üst ekstremite protezleri uygulanmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Sağlık Uygulama Tebliği kapsamında tanımlıdır. Bununla birlikte geri ödeme limitleri ile cihazların piyasa bedeli arasında fark oluşabilmekte ve ek ödeme gerekebilmektedir. Teknoloji mevcuttur; fakat herkes için eşit ve sorunsuz erişilebilir olduğu söylenemez.
Kadavradan el veya kol nakli, tıpta vaskülarize kompozit doku allotransplantasyonu olarak adlandırılır. Kemik, damar, sinir, kas, tendon ve deri tek seansta mikrocerrahi ile birleştirilir. Teknik olarak mümkündür ve Türkiye’de de uygulanmıştır. Ancak ameliyat yalnızca başlangıçtır.
Nakil sonrası hasta ömür boyu bağışıklık baskılayıcı tedavi kullanmak zorundadır. Akut ve kronik rejeksiyon riski vardır. Enfeksiyon, metabolik etkiler ve uzun dönem ilaç yan etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca yoğun ve uzun süreli rehabilitasyon gerekir; sinir rejenerasyonu zaman alır ve fonksiyonel geri kazanım her hastada aynı düzeyde gerçekleşmez. Bu alandaki araştırmaların büyük bölümü immünsüpresyon gereksinimini azaltmaya ya da toksisiteyi ortadan kaldırmaya yöneliktir. Ancak insan bağışıklık sisteminin karmaşıklığı nedeniyle uygulama hala seçilmiş merkezlerle sınırlıdır.
El-kol nakli hayat kurtarıcı bir girişim değildir; yaşam kalitesini artırmaya yönelik bir prosedürdür. Bu nedenle hasta seçimi son derece kritiktir.
Travma veya tümör nedeniyle uzuv kaybı yaşayan bireylerde hem protez hem de seçilmiş vakalarda nakil daha gerçekçi seçenekler olabilir. Çünkü mevcut kas ve sinir altyapısı korunmuştur ve beyin o uzvu daha önce kullanmıştır. Doğuştan uzuv eksikliğinde ise tablo farklıdır. Kas ve sinir altyapısı sınırlı olabilir; nakil genellikle tercih edilmez. Protez uygulamaları mümkündür ancak teknik yaklaşım ve rehabilitasyon stratejisi değişir.
Bugün tablo nettir. Biyonik protezler her yıl daha fonksiyonel ve daha hassas hale gelmektedir. El-kol nakli teknik olarak mümkündür; ancak ömür boyu immünsüpresyon gerektirir ve bunun beraberinde getirdiği biyolojik riskler nedeniyle yaygın bir uygulama değildir.
Karar yalnızca teknoloji ile biyoloji arasında değildir. Risk-fayda dengesi, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik, hastanın yaşı, mesleği, psikososyal durumu ve yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
El-kol nakli mümkündür. Biyonik protezler gelişmektedir. Ancak her mümkün olan doğru değildir. Tıpta asıl ölçüt, teknik başarı değil; hastanın ömür boyu taşıyacağı yükün ağırlığıdır.
