Bu ülkede siyaset bir görev olmaktan çıktı.
Bir imtihan olmaktan çıktı.
Bir emanet olmaktan çıktı.
Siyaset artık “ganimet” gibi görülüyor.
Koltuk; hizmet yeri değil, geçim kapısı oldu.
Makam; sorumluluk değil, kalkan oldu.
Yetki; milletin hakkı değil, birilerinin payı oldu.
Ve sonra biz her gün aynı manzarayı izliyoruz:
Bir skandal patlıyor…
Bir iddia çıkıyor…
Bir belge konuşuluyor…
Ama kimse yerinden kıpırdamıyor.
Çünkü bizde utanma, istifadan önce gelmiyor.
Bizde utanma, hiç gelmiyor.
Yolsuzluk var.
Rüşvet var.
İhale düzeni var.
Kayırma var.
Makam üzerinden menfaat üretme var.
Ama mesele sadece para değil.
Bazı ilişkiler var…
İnsan iradesini sakatlayan.
Kararı bozan.
Aklı kirleten.
İrade dediğin şeyin üzerine gölge düşüren.
Bir siyasetçi özel hayatını kararttığında mesele “Privatleben” değildir artık.
Mesele devletin güvenliğidir.
Mesele milletin geleceğidir.
Çünkü zaafı olan yönetilir.
Zaafı olan yönlendirilebilir.
Zaafı olan, bir gün birilerinin elinde oyuncak olur.
Bir de partilerin içi var…
Sandığın içine hile karıştırmıyorlar sadece.
Partinin içine de karıştırıyorlar.
Delege satın alma konuşuluyor.
Listeleri parayla kurma konuşuluyor.
İradeyi pazara çıkarma konuşuluyor.
Bu mesele “parti içi çekişme” değil; iradeyi sakatlayan bir menfaat düzenidir.
Ve işin en acı tarafı ne biliyor musunuz?
Partililer de artık ideoloji için gelmiyor.
Dava için gelmiyor.
İlke için gelmiyor.
Çıkar için geliyor.
“Bu parti benim dünya görüşüm” demiyor.
“Bu partiden bana ne düşer?” Er sagt.
Bir ülkede siyaset bu hale gelirse;
parti teşkilatı dava adamı üretmez, iş takipçisi üretir.
program üretmez, liste üretir.
ahlak üretmez, çıkar düzeni üretir.
O düzenin içinde liyakat ölür.
Adalet ölür.
Şeref ölür.
Dünyada bazı ülkeler temiz değil, ama akıllı.
Ne yapıyorlar?
Bir yük büyüyünce taşıtmazlar.
İstifa eder.
Çeker gider.
Çünkü bilirler: Devlet, bir kişiden büyüktür.
Bizde ise ne oluyor?
Skandal büyüyor…
Ama koltuk bırakılmıyor.
Bu ülke toparlanacaksa bir gün;
büyük laflarla değil, küçük bir cümleyle toparlanacak:
“Kamu vicdanı zedelendi. Bu göreve gölge düştü.
Milletin hakkını daha fazla taşımaya yüzüm yok.
İstifa ediyorum.”
İşte o gün, bir koltuk boşalmaz sadece.
O gün bu ülkede ilk kez,
millet “bedel” kelimesini yeniden duyar.
