HALKWEBAutorenİslamabad’da Çıkmaz: ABD-İran Görüşmeleri Sonuçsuz, Bölgesel Gerilim Tırmanıyor...

Stillstand in Islamabad: US-Iran-Gespräche ergebnislos, regionale Spannungen eskalieren...

Die Gespräche in Islamabad führten zwar nicht zu einem Durchbruch, aber auch nicht zu einem Zusammenbruch.

0:00 0:00

İslamabad’da gerçekleşen ve tam 21 saat süren ABD-İran görüşmeleri, diplomasi tarihinde nadir görülen uzunlukta ve yoğunlukta temaslardan biri olarak kayda geçti. Ancak bu maraton görüşmelerden somut bir sonuç çıkmadı. JD Vance’in net ifadeleriyle “uzlaşma yok, anlaşma yok.” Washington’un “nihai teklif” olarak sunduğu çerçevenin Tahran tarafından reddedilmesi, taraflar arasındaki derin güvensizliğin hâlâ aşılmadığını gösteriyor.

Taraflar masayı terk etmedi ama somut ilerleme de kaydedilmedi. Önümüzdeki günlerde:
Ateşkesin uzatılıp uzatılamayacağı,
Hürmüz Boğazı’nın statüsü,
Nükleer dosyanın yeni tur görüşmelere taşınıp taşınmayacağı
kritik olacak.
Trump yönetiminin “kırmızı çizgiler” vurgusu ile İran’ın “zaferimizi masada tescil ettireceğiz” tutumu arasındaki mesafe hâlâ büyük görünüyor.

Anlaşmazlığın merkezinde ise İran’ın nükleer programı yer alıyor. ABD, uzun vadeli ve bağlayıcı güvenceler talep ederken; Tahran bu tür taahhütlerin egemenlik alanına müdahale anlamına geleceğini savunuyor. İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerin “yoğun ve ciddi” geçtiğini kabul etmekle birlikte, sürecin başarısızlığını Washington’un “aşırı taleplerine” bağlıyor.

Diplomasi masasındaki bu tıkanma, sahadaki gerilimle paralel ilerliyor. Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümeti, Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlarını sürdürürken, Batı Şeria’da da askeri faaliyetlerini genişletiyor. Netanyahu’nun olası bir anlaşma için Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasını şart koşması, bölgesel denklemi daha da sertleştiren bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, yalnızca İran ile ABD arasındaki müzakereleri değil, aynı zamanda Lübnan ve genel olarak Doğu Akdeniz güvenlik mimarisini de doğrudan etkiliyor.

Enerji boyutu ise bu krizin en kritik başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Suudi Arabistan, saldırıların ardından üretim kapasitesini hızla toparlayarak günlük yaklaşık 7 milyon varil seviyesine ulaştığını açıkladı. Bu adım, küresel piyasalarda arz şokunu sınırlamaya yönelik stratejik bir hamle olarak okunmalı. İran tarafı ise hasar gören rafineri ve dağıtım altyapısına rağmen kısa vadede %70-80 kapasiteye ulaşmayı hedeflediğini belirtiyor. Bu durum, Tahran’ın ekonomik ve stratejik dayanıklılığını göstermesi açısından dikkat çekici.

Türkiye açısından tablo ayrı bir hassasiyet barındırıyor. Recep Tayyip Erdoğan, görüşmelerin başarısız olması halinde İsrail’e karşı daha sert adımların gündeme gelebileceğini ifade ederek Ankara’nın pozisyonunu netleştirdi. Bu açıklama, Türkiye’nin yalnızca diplomatik bir aktör değil, aynı zamanda gerektiğinde sahaya etki edebilecek bir güç olarak konumlandığını gösteriyor.

Sonuç olarak İslamabad görüşmeleri, bir “breakthrough” yani sıçrama yaratamadı; ancak bir “breakdown” yani tam çöküş de yaşanmadı. Taraflar masayı terk etmedi ama çözüm de üretemedi. Bu durum, uluslararası sistemin giderek daha fazla “ara bölgede” sıkıştığını gösteriyor: Ne tam barış ne de açık savaş. Ancak bu gri alan, sanıldığından çok daha kırılgan. Küçük bir kıvılcım, bölgesel bir çatışmayı küresel bir krize dönüştürme potansiyeline sahip. Diplomasi çalışıyor gibi görünüyor, fakat aslında yalnızca zaman kazandırıyor. Ve o zamanın kimin lehine işlediği, önümüzdeki sürecin en belirleyici sorusu olacak.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS