HALKWEBPolitikİnsanlık Büyüyor, Peki Yerel Demokrasi İnsanlaşabiliyor mu?

İnsanlık Büyüyor, Peki Yerel Demokrasi İnsanlaşabiliyor mu?

0:00 0:00

İnsanlık tarih boyunca büyüdü.

Şehirlerini büyüttü, devletlerini büyüttü, ekonomilerini büyüttü, ordularını büyüttü, teknolojisini büyüttü. Toprağın altına indi, denizleri aştı, gökyüzüne yükseldi, uzaya ulaştı. Bilgiyi çoğalttı, üretimi artırdı, dünyayı birbirine bağladı.

Bugün birkaç saniyede dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor, insanlık tarihinin biriktirdiği bilgiye bir ekran üzerinden erişebiliyoruz. Hiç olmadığı kadar güçlü, hızlı ve etkili bir çağda yaşıyoruz.

Fakat bütün bu büyümenin ortasında hâlâ cevap bekleyen bir soru duruyor:

İnsanlık büyüyor, peki insanlaşabiliyor mu?

Belki de çağımızın en temel sorusu budur.

Çünkü büyümek ile insanlaşmak aynı şey değildir.

Büyümek sayılarla ölçülür; insanlaşmak vicdanla.

Büyümek daha fazla şeye sahip olmakla ilgilidir; insanlaşmak ise sahip olduklarımızla nasıl bir ilişki kurduğumuzla.

Büyümek dışarıya doğru genişlemektir; insanlaşmak insanın kendi içine doğru derinleşmesidir.

Ne var ki modern dünya bize sürekli büyümeyi öğretiyor, insanlaşmayı değil. Daha çok üretmeyi, daha çok tüketmeyi, daha çok kazanmayı ve daha çok görünür olmayı öğretiyor. Bu nedenle insanlık büyüdükçe büyüyor; fakat aynı ölçüde kendisine yaklaşamıyor.

Bilgi artıyor ama bilgelik aynı hızla büyümüyor.

İletişim araçları çoğalıyor ama insanlar birbirini daha iyi anlamıyor.

Servet büyüyor ama paylaşma duygusu büyümüyor.

Kalabalıklar artıyor ama yalnızlık derinleşiyor.

Teknoloji gelişiyor ama insanın içindeki boşluk küçülmüyor.

Sanki insanlık dış dünyasını büyütürken iç dünyasını ihmal etmiş gibi.

Oysa insanın kendisiyle kuramadığı ilişki, zamanla kurduğu bütün yapılara da yansıyor. Devletler, kurumlar, partiler, şirketler ve belediyeler; hepsi biraz da onları kuran zihniyetin izlerini taşıyor.

Bu nedenle belediyecilik meselesi yalnızca teknik bir yönetim meselesi değildir. Aslında insanın güçle, yetkiyle ve yönetme arzusu ile kurduğu ilişkinin yerel ölçekteki yansımasıdır.

Bugün birçok yerde halktan, katılımdan ve demokrasiden söz ediliyor. Fakat aynı zamanda merkezileşme eğilimi, kontrol tutkusu ve iktidar anlayışı da varlığını sürdürüyor.

Bu yüzden birçok belediye, halka en yakın kurum olmasına rağmen halka en uzak yönetim biçimlerinden birine dönüşebiliyor.

Başkan merkeze yerleşiyor.

Bürokrasi onun etrafında şekilleniyor.

Kararlar dar çevrelerde alınıyor.

Halk ise çoğu zaman sürecin öznesi değil, sonucu bekleyen taraf hâline geliyor.

Böylece belediye, ortak yaşamı örgütleyen demokratik bir alan olmaktan çıkıp küçük ölçekte işleyen bir devlet mekanizmasına dönüşüyor.

Aslında burada ortaya çıkan şey yalnızca kurumsal bir sorun değildir. Bu, insanın kendi içinde aşamadığı iktidar ilişkisinin toplumsal alandaki yansımasıdır.

Çünkü iktidarcı kişilik yalnızca devlet üretmez; bulunduğu her yerde devlet gibi davranmaya başlar.

Yetkiyi paylaşmak yerine toplar.

Kararı ortaklaştırmak yerine merkezileştirir.

Katılımı teşvik etmek yerine denetim altında tutar.

Farklılıkları zenginlik olarak görmek yerine yönetilmesi gereken unsurlar olarak değerlendirir.

Bu nedenle demokratik belediyeciliğin önündeki en büyük engel çoğu zaman bütçe eksikliği ya da yasal sınırlar değil, iktidarı yeniden üreten yönetim anlayışıdır.

Bugün alternatif belediyecilikten, sosyal belediyecilikten, ekolojik belediyecilikten ve demokratik yerel yönetimlerden söz ediliyor. Fakat çoğu zaman bu arayışların beklenen sonuçları ortaya çıkmıyor.

Çünkü isimler değişse de yönetme biçimi değişmiyor.

Sloganlar değişiyor ama zihniyet değişmiyor.

Kurumlar değişiyor ama iktidar ilişkileri varlığını sürdürüyor.

Halk adına konuşuluyor fakat halkla birlikte karar alınmıyor.

Katılım savunuluyor fakat yetki paylaşılmıyor.

Demokrasi anlatılıyor fakat yönetim merkezileşiyor.

Sonuçta belediyeler, eleştirdikleri sistemin küçük bir kopyasına dönüşebiliyor.

Bu durum bazen başka bir biçimde de ortaya çıkıyor.

Sürekli toplantılar yapılıyor.

Sürekli tartışmalar yürütülüyor.

Sürekli değerlendirmeler gerçekleştiriliyor.

Fakat bütün bu hareketliliğin içinde yaşamı değiştiren somut sonuçlar yeterince ortaya çıkmıyor.

Çünkü konuşmak ile inşa etmek aynı şey değildir.

Tartışmak ile dönüştürmek aynı şey değildir.

Toplantı yapmak ile demokratikleşmek de aynı şey değildir.

Demokrasi yalnızca söz üretme değil, ortak iradeyi ortak eyleme dönüştürebilme yeteneğidir.

Eğer her toplantı yeni bir toplantı üretiyor ama hiçbir toplantı yaşamı dönüştürmüyorsa, orada demokratik siyaset değil, bürokratik bir döngü oluşmaya başlamıştır.

Yerel demokrasi ise tam tersine, halkın kendi yaşamının gerçek öznesi hâline gelmesini gerektirir.

Mahallenin kendi geleceği hakkında söz sahibi olmasını gerektirir.

Yerel ekonominin yalnızca ihaleler üzerinden değil, kooperatifler, dayanışma ağları ve toplumsal üretim üzerinden güçlenmesini gerektirir.

Ekolojinin yalnızca park yapmak değil, yaşamı korumak olarak anlaşılmasını gerektirir.

Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve toplumun bütün kesimlerinin karar süreçlerine doğrudan katılabilmesini gerektirir.

Fakat bunların hiçbiri yalnızca yeni kurumlar kurmakla, yeni projeler üretmekle ya da yeni yönetmelikler hazırlamakla gerçekleşmez.

Çünkü demokrasi önce insanın dünyasında başlar.

Kişilik dönüşmeden kurumlar dönüşmez.

İktidar kültürü aşılmadan yetki paylaşımı gerçek anlamına kavuşmaz.

İnsan kendi içinde özgürleşmeden kurduğu yapıları özgürleştiremez.

Bu nedenle demokratik belediyecilik her şeyden önce teknik değil, zihinsel ve ahlaki bir dönüşüm meselesidir.

İnsanlık büyük bilgiler üretebilir, güçlü kurumlar kurabilir ve etkileyici teknolojiler geliştirebilir. Fakat bunları yönlendiren kişilik demokratik değilse, bilgi denetimin aracına, güç tahakkümün aracına, kurumlar ise bürokratik yapılara dönüşebilir.

Bu nedenle belediyecilik sorunu aslında insanlaşma sorununun yereldeki yansımasıdır.

Çünkü insanın kurduğu her yapı, biraz da onun iç dünyasının aynasıdır.

İnsanlaşamayan bir bilinç, yönettiği her yerde iktidar üretir.

İnsanlaşamayan bir zihin, halk adına konuşsa bile halkın yerine karar verir.

İnsanlaşamayan bir kurum ise ne kadar demokratik görünürse görünsün, sonunda mikro bir devlete dönüşür.

Belki de artık sormamız gereken soru şudur:

Biz gerçekten yeni bir belediyecilik mi arıyoruz, yoksa yeni bir insan mı?

Çünkü yeni insan ortaya çıkmadan yeni toplumun kurulması zordur.

Yeni toplum kurulmadan demokratik belediyecilik eksik kalır.

Demokratik belediyecilik gelişmeden de yerel demokrasi gerçek anlamına kavuşamaz.

Belki de insanlığın, siyasetin ve yerel yönetimlerin önündeki ortak görev; daha fazla büyümek değil, büyüklüğüne yakışacak kadar insanlaşabilmektir.

Ancak o zaman belediyeler küçük devletler olmaktan çıkabilir.

Ancak o zaman yönetim iktidar olmaktan çıkıp ortak yaşamın hizmetine dönüşebilir.

Ancak o zaman halk, yönetilen değil yöneten olabilir.

Ve ancak o zaman yerel demokrasi, bir slogan değil yaşayan bir gerçeklik hâline gelebilir.

Gürsel Karaaslan

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS