HALKWEBAutorenDie Menge applaudiert den Starken und der Beute

Die Menge applaudiert den Starken und der Beute

Dieser heimtückische Klang, den uns die Geschichtswissenschaft und die Mythologie zuflüstern, erzählt uns sehr vertraute Geschichten darüber, wie ein Führer, der kurz vor dem Sieg steht, von den bösen Zentren um ihn herum in den Rücken gestoßen wird.

0:00 0:00

Siyaset, sadece karşı tarafa karşı verilen bir cephe savaşı değildir; bazen en büyük, en kanlı darbe, zafer meşalesini tutarken arkandan vurulmaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 trajedisi incelenirken yapılan en büyük hata, onun baştan kaybetmeye mahkum olduğunu sanmaktır.

Hayır; toplumun her kesimini bir araya getiren, tarihi Adalet Yürüyüşü ile dip dalgayı başlatan “Bay Kemal”, seçimi kazanmaya hiç olmadığı kadar yakındı. Ancak onun kazanması, kendi ikballerini ve koltuklarını düşünen sinsi bir silsilenin kabusu oldu. “Kılıçdaroğlu kazanırsa biz yok oluruz” diyenler, arkasından kuyusunu kazarak, türlü entrikalarla bu zaferi sabote ettiler.

Dieser heimtückische Klang, den uns die Geschichtswissenschaft und die Mythologie zuflüstern, erzählt uns sehr vertraute Geschichten darüber, wie ein Führer, der kurz vor dem Sieg steht, von den bösen Zentren um ihn herum in den Rücken gestoßen wird.

Kemal Bey’in yıllarca elinden tutup yükselttiği, partinin vitrini yaptığı Özgür Özel, bu hikayenin modern Brutus’udur. Meydanlarda Kılıçdaroğlu’nun kazanması için en ateşli nutukları atıp, sahte bir sadakat maskesi takan Özel ve ekibi, arka odalarda liderin altındaki zemini kaydırıyorlardı. Kemal Bey zafere yürüdükçe, onun kurultayda ve devlet yönetiminde tek güç olmasından korktular.

Kazanabilecek bir lideri, seçim gecesi sahadan çekerek, algı yönetimini eksik bırakarak ve parti içi motivasyonu kırarak adım adım yalnızlığa ittiler. Maskeler düştüğünde anlaşıldı ki; amaç seçimi kazanmak değil, Kemal Bey’e kaybettirip tahtı ele geçirmekti.

Mısır mitolojisinde ülkeye adaleti ve bereketi getiren tanrı Osiris, zafere ve güce ulaştığı an kardeşi Set’in sinsi ve şeytani planıyla karşı karşıya kalır. Set, Osiris’in kazandığı ihtişamı hazmedemez. Onun ölçülerine göre muazzam bir sandık yaptırır ve bir şölende bu sandığa yatan kişiye onu hediye edeceğini söyler. Osiris sandığa yattığı an, Set ve işbirlikçileri kapağı çivileyip onu nehre atarlar; ardından bedenini parçalayıp ülkenin dört bir yanına dağıtırlar.

Bülent Tezcan, Veli Ağbaba ve Ali Mahir Başarır silsilesi, bu hikayedeki Set ve işbirlikçileridir. Kemal Bey, toplumsal mutabakatı sağlamış, sandıkta zaferin kapısını aralamıştı. Ancak bu üçlü ve arkalarındaki şebeke, Kemal Bey’e güya destek veriyormuş gibi görünerek onun en güçlü olduğu alanları sabote ettiler. Örgütleri pasifize ettiler, Anadolu’daki seçim koordinasyonunu felç ettiler ve sandık güvenliğinde zafiyet yarattılar. Kemal Bey’i zafere götürecek yolları sinsi entrikalarla mayınlayarak onu bir mağlubiyet sandığına hapsettiler. Seçimin kaybedilmesi için yürütülen bu şeytani plan, kurultay sürecinde Osiris’in bedenini parçalayan Set’in müritleri gibi, Kılıçdaroğlu’nun bütün siyasi mirasını yağmalamakla tamamlandı.

Selin Sayek Böke ve Gizli Sabotaj

Truva Savaşı’nı on yıl boyunca dışarıdan gelen hiçbir güç yıkamamıştı; çünkü Truva güçlüydü ve kazanıyordu. Akhalar savaşı ancak içeriden bir hileyle, meşhur Truva Atı ile kazanabildiler. Şehrin kapıları içeriden açılmasaydı, Truva asla düşmeyecekti.

CHP’nin fildişi kulesinde oturan, batı merkezli siyaset elitlerinin temsilcisi Selin Sayek Böke, bu hikayedeki Truva Atı’nın ta kendisidir. Kılıçdaroğlu halkla birleşip kazanma formülünü üretmişken, Böke ve ekibi ürettikleri yabancılaşmış, toplumun dokusuna aykırı söylemlerle, teşkilatları felç eden yapısal kararlarla zaferin kapılarını arkadan düşmana açtılar. Sahada canla başla çalışan partililerin emeğini, genel merkez fildişi kulesinden yürüttükleri sinsi bürokrasiyle boğdular. Amaçları Kılıçdaroğlu’nu saraya taşımak değil, onun kazanma ihtimalini içeriden çökertip kendi küresel kliklerinin partideki hakimiyetini korumaktı.

Kemal Kılıçdaroğlu, bu ülkenin makus talihini yenmeye, seçimi kazanmaya çok yaklaşmıştı. Onun en büyük hatası, düşmanın sadece karşı cephede olduğunu sanması ve etrafını saran o riyakar, gürültülü kalabalığa güvenmesiydi. Eski din alimlerinin o zamansız ve kadim bir düsturu vardır: “Kalabalık olanda hak arama.” Çünkü bilirler ki, sesin çok çıktığı yerde hakikatin sesi boğulur; kalabalıklar çoğu zaman adaleti değil, güçlüyü ve ganimeti alkışlar.

Kemal Bey, etrafındaki o tezahüratçı kalabalığın içinde hakkı, hukuku ve sadakati aradı; oysa o kalabalık, onu zafere taşımak için değil, o kazanmasın diye arkadan gizli ittifaklar kurmak, kuyusunu kazmak için toplanmıştı.

Bugün genel merkez koridorlarında “değişim” çığlıkları atarak koltuklarında oturanlar, dün Kemal Bey kazanmasın diye sahayı sabote eden, o kaybetsin diye şeytani planlar peşinde koşan o uğursuz kalabalığın ta kendisidir.

Tarih, Kemal Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetini ve saflığını yazarken; zaferi onun elinden sinsi entrikalarla çalan, gürültüleriyle hakikati boğan bu isimleri de ihanetin ortakları olarak kaydedecektir.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS