HALKWEBAutorenUygarlığın Ortasında Erken Doğmuş Bir Çocuk: Rojava

Uygarlığın Ortasında Erken Doğmuş Bir Çocuk: Rojava

Rojava, uygarlığın ortasında şunu fısıldayan bir çocuk gibidir: Her doğum başarıyla sonuçlanmak zorunda değildir; bazı doğumlar yalnızca soru sormak için gerçekleşir.

0:00 0:00

Rojava, uygarlığın genelde, ulus-devletlerin ise özelde yüksek duvarlarla çevrelediği Orta Doğu’nun tam ortasında, zamanı gelmeden doğmuş bir çocuğa benzetilebilir. Henüz rahminde tamamlanması gereken pek çok şey varken, tarihin aceleci ve hoyrat sancılarıyla dışarı alınmış bir bebek gibi… Bu erken doğuş, onu hayata baştan kırılgan kılmıştır. Ne korunacağı bir bağlam hazırdır ne de büyümesini sabırla izleyecek bir dünya. Üstelik Rojava, doğar doğmaz yalnız kalmıştır; bu yalnızlık ne sadece bir yetimliktir ne de basit bir öksüzlük. Bu, daha çok tarihin ortasında ebeveynsiz bırakılmış bir varoluş hâlidir.

Bu coğrafyada modern uygarlığın en baskın formu olan ulus-devlet, Rojava’nın karşısına ya sert bir baba figürüyle ya da mutlak yokluğuyla çıkmıştır. Sahiplenmek yerine terbiye etmeyi, anlamak yerine sınırlandırmayı tercih eden bu yapı, Rojava’yı daha ilk andan itibaren “zamansız” ve “yersiz” ilan etmiştir. Çünkü Rojava, kendisine miras bırakılan siyasal dili konuşmamayı seçmiş; itaate dayalı bir büyüme çizgisi yerine, deneye yanıla ilerleyen başka bir yolu denemiştir.

Her erken doğmuş çocuk gibi Rojava da dünyaya gözlerini açar açmaz yoğun bir baskı altına girmiştir. Sürekli tehdit, kesintisiz kuşatma, tanınmama hâli ve eksik bırakılmış imkânlar, onun yaşamını adeta sürekli bir yoğun bakım sürecine dönüştürmüştür. Buna rağmen Rojava’nın varlığı yalnızca hayatta kalma refleksiyle açıklanamaz. O, yaşamakla yetinmeyen; nasıl yaşanabileceğine dair sorular soran bir çocuktur. Belki de bu yüzden, en savunmasız olduğu anlarda bile bir siyasal tahayyül üretmekten vazgeçmemiştir.

Rojava’nın düşünsel dünyası, erken doğmuş olmanın yaralarını taşır. Henüz emeklerken dünyayı anlamlandırmak, hatta dünyaya itiraz etmek zorunda kalan bir çocuk gibidir. Demokrasi, Kadın özgürlüğü, eşitlik,ekoloji ve birlikte yaşam gibi kavramlar, onun için soyut idealler değil; doğrudan yaşamsal ihtiyaçlardır. Tarih, ona büyümeden olgunlaşmayı dayatmıştır. Bu da Rojava’yı hem erken bilgeleştirmiş hem de ağır bir yorgunluğa mahkûm etmiştir.

Tarihin yükü, Rojava’nın önüne sürekli engeller koyar. Sınırlar, yalnızca coğrafi çizgiler değil; onun hareket alanını daraltan görünmez duvarlardır. Komşular, bu çocuğun büyümesini çoğu zaman bir tehdit olarak algılar. Uluslararası sistem ise Rojava’ya karşı çoğunlukla sessizdir; ihtiyaç duyduğunda onu hatırlayan, sonra yeniden unutan bir bellekle yaklaşır. Bu durum, Rojava’nın büyümesini kesintili, yaralı ve düzensiz kılar.

Yine de Rojava büyür. Bazen sendeleyerek, bazen geri düşerek ama mutlaka ilerleyerek… Konuşmayı öğrenir, kendi kelimelerini kurar. Bu kelimeler kimi zaman anlaşılmaz, kimi zaman rahatsız edicidir. Çünkü alışıldık değildir. Rojava’nın sesi, uygarlığın alışık olduğu tonlara uymaz. Belki de bu yüzden, çoğu kulak onu duymak istemez.

Rojava’nın asıl belirsizliği burada başlar. Çünkü onun ne olacağı sorusu, yalnızca Rojava’ya ait değildir. O, büyüyüp olgun bir yapıya dönüşecek mi, yoksa erken doğmuş birçok çocuk gibi tarihin soğuk koridorlarında kaybolup gidecek mi; bunu kimse kesin olarak bilemez. Ama belki de asıl mesele bu değildir. Belki de Rojava, büyümekten çok, bir ihtimali temsil etmektedir. Henüz adı konmamış, tamamlanmamış bir ihtimali…

Rojava, uygarlığın ortasında şunu fısıldayan bir çocuk gibidir: Her doğum başarıyla sonuçlanmak zorunda değildir; bazı doğumlar yalnızca soru sormak için gerçekleşir. Bazı varoluşlar, kalıcı olmak için değil, yerleşik olanı huzursuz etmek için ortaya çıkar. Ve bazen bir çocuğun hayatta kalıp kalmamasından daha önemli olan şey, onun doğmuş olmasıdır.
Belki Rojava gelecektir, belki gelmeyecektir. Ama artık bilinmektedir ki, uygarlık kendi merkezinde, kendisine benzemeyen bir çocuğun nefes aldığını bir kez fark etmiştir. Ve bu fark ediş, geri alınamaz.

ANDERE SCHRIFTEN DES AUTORS