LİNÇ EDENLER, KÜÇÜMSEYENLER, İFTİRA ATANLAR…
HEPSİNİN ORTAK KORKUSU: KİMLİĞİYLE BARIŞIK, VİCDANIYLA DİK DURAN BİR ADAM
Evet, Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirebiliriz.
Elbette eleştiririz!
Çünkü siyasetçi eleştiriden muaf değildir. Kılıçdaroğlu’nun da yanlışları vardır, eksikleri vardır, tartışılması gereken siyasi tercihleri vardır.
Ama bugün asıl mesele Kılıçdaroğlu’nun eleştirilip eleştirilemeyeceği değildir.
Asıl mesele; yıllarca linç edilen, küçümsenen, “bitti” denilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün yeniden CHP’nin başında olmasıdır.
Mutlak butlan tartışmasının ardından CHP’nin başına yeniden geçen Kılıçdaroğlu, şimdi sadece bir genel başkan olarak değil, CHP’nin geçmişiyle bugünü arasındaki büyük siyasi hesaplaşmanın tam ortasında duruyor.
Ve artık herkesin maskesi daha görünür.
Dün “değişim” diye bağıranlar bugün CHP’den ayrılmış durumda.
Özgür Özel yeni bir parti kurdu.
Ekrem İmamoğlu CHP’den ayrıldı.
Ve Kılıçdaroğlu?
CHP’nin başında.
Şimdi sorulması gereken soru çok basit:
Dün Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin bütün sorunlarının kaynağı ilan edenler, bugün CHP’den neden ayrıldılar?
Gerçekten mesele Kılıçdaroğlu muydu?
Yoksa mesele CHP’nin yönetimi miydi?
Yoksa daha büyük bir siyasi hesap mı vardı?
İşte bunu artık millet değerlendirecek.
ELEŞTİRİ BAŞKA, LİNÇ BAŞKADIR
Kılıçdaroğlu’nu eleştirebiliriz.
Ama bir insanı siyasi rakip olduğu için aşağılamak başka şeydir.
Küçümsemek başka şeydir.
İftira atmak başka şeydir.
Linç etmek başka şeydir.
Çünkü Kılıçdaroğlu’nun yıllardır bazı çevreleri rahatsız eden bir tarafı var:
Siyasetin kirine pasına bulaşmadan siyaset yapma iddiası.
Zoom bilmez, trol orduları kurmaz, sosyal medyada insanları linç ettirmek üzerine siyaset inşa etmez.
Gösterişli siyasi hayatlar kurmaz.
Halkın karşısına pahalı prodüksiyonlarla çıkmak yerine kendi mutfağında konuşur.
Sade konuşur.
Kibar konuşur.
Bağırmaz.
Tehdit etmez.
Korkutmaz.
Hedef göstermez.
“Ya bendensin ya düşmanımsın” anlayışıyla siyaset yapmaz.
Milleti birbirine düşürerek oy devşirmeye çalışmaz.
İşte bugünün sert, kutuplaştırıcı ve kişiselleştirilmiş siyaset düzeninde bunların tamamı bazıları için büyük bir eksikliktir!
Çünkü bu ülkede dürüstlük naiflik,
tevazu zaaf,
iyilik beceriksizlik,
temiz kalmak ise saflık sayılabiliyor.
Erdem değil entrika ödüllendiriliyor.
Sakinlik değil bağırmak,
uzlaşma değil kavga,
fikir değil slogan,
vicdan değil güç kazanıyor.
Kılıçdaroğlu ise bütün bunların ortasında hâlâ kendi kimliğiyle barışık, vicdanıyla dik duran bir siyasetçi olarak kalmaya çalışıyor.
İşte bazılarını asıl rahatsız eden budur.
ANADOLU’NUN VİCDANI NEDEN RAHATSIZ EDİYOR?
Onca yıl bürokraside görev yapmış, onca yıl siyasetin içinde bulunmuş bir insanın hâlâ gösterişten uzak yaşaması…
Hâlâ sıradan insanın mutfağında konuşması…
Hâlâ halkın ekonomik sıkıntısını kendi diliyle anlatmaya çalışması…
Bazıları için anlaşılmaz olabilir.
Çünkü siyaseti servet, güç, makam, gösteriş ve kişisel ikbal üzerinden okuyanlar için sade yaşamak anlaşılması zor bir şeydir.
Oysa Kılıçdaroğlu’nun mutfağı, tam da bu nedenle siyasetin en güçlü görüntülerinden biri haline gelmiştir.
Çünkü o mutfak sadece bir mutfak değildir.
Emeklinin mutfağıdır.
İşçinin mutfağıdır.
Dar gelirlinin mutfağıdır.
Pazara gidip fiyat karşısında şaşıran annenin mutfağıdır.
Ay sonunu getirmeye çalışan milyonların mutfağıdır.
Ve belki de bazılarını rahatsız eden şey tam olarak budur:
O mutfakta halk vardır.
Kılıçdaroğlu’nu Anadolu’nun vicdanı yapan da tam olarak budur.
Çünkü Anadolu’nun vicdanı yüksek sesle bağırmaz.
Kibirle konuşmaz.
Gücünü gösterişten almaz.
İnsanı makamına göre değerlendirmez.
Sofrasına geleni kapıda bırakmaz.
Haksızlığa uğrayana “sen kimsin?” diye sormaz.
Ve en önemlisi, güçlünün karşısında eğilip güçsüzün karşısında kabaran bir anlayışı kabul etmez.
SİYASİ ELEŞTİRİYİ İNSANLIKTAN AYIRMAYALIM
Kılıçdaroğlu’nun bütün siyasi geçmişini aklamak zorunda değiliz.
Başarısızlıklarını konuşacağız.
Yanlışlarını konuşacağız.
Seçim sonuçlarını konuşacağız.
Genel başkanlık dönemindeki hatalarını konuşacağız.
Parti yönetimindeki eksiklerini konuşacağız.
Ama bunları konuşurken insanlığımızı kaybetmeyeceğiz.
Çünkü siyasi eleştiri başka şeydir;
siyasi linç başka.
Bir siyasetçiyi eleştirmek demokratik haktır.
Ama onu aşağılamak, ailesi üzerinden vurmak, kişiliğine saldırmak, iftira atmak ve insanlığını hedef almak siyaset değildir.
Bu, olsa olsa siyasi çaresizliğin dışavurumudur.
“DEĞİŞİM” DEDİNİZ… PEKİ NE DEĞİŞTİ?
Yıllarca “CHP değişmeli” denildi.
Peki ne oldu?
Değişim CHP’nin içerisinde tamamlanmadı.
Özgür Özel ayrıldı.
Yeni parti kuruldu.
Ekrem İmamoğlu CHP’den ayrıldı.
Yeni bir siyasi merkez oluştu.
Kılıçdaroğlu ise CHP’nin başına geri döndü.
Şimdi dönüp sormak gerekiyor:
Demek ki mesele sadece CHP’yi değiştirmek değilmiş.
Çünkü gerçekten amaç CHP’yi değiştirmek olsaydı, mücadele CHP’nin içinde devam edebilirdi.
Elbette herkes kendi siyasi yolunu seçebilir.
Yeni parti kurmak da demokratik siyasetin bir yoludur.
Ancak bunun siyasi sorumluluğu da vardır.
Özgür Özel’e sorulacaktır:
CHP’den neden ayrıldınız?
Ekrem İmamoğlu’na sorulacaktır:
CHP’den neden ayrıldınız?
Yeni partiye katılanlara sorulacaktır:
CHP’yi değiştirmek yerine neden başka bir siyasi yapı kurdunuz?
Ve Kılıçdaroğlu’na da sorulacaktır:
Şimdi CHP’yi nasıl yöneteceksiniz?
Çünkü artık herkesin hesabı vardır.
KILIÇDAROĞLU’NUN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK SINAV
Kılıçdaroğlu’nun dönüşü bir intikam fırsatı değildir.
Kendisine geçmişte karşı çıkanlardan rövanş alma zamanı değildir.
Tasfiye zamanı hiç değildir.
Tam tersine, Kılıçdaroğlu’nun şimdi vereceği en büyük sınav şudur:
Kendisini yıllarca eleştirenlere rağmen demokratik bir CHP kurabilecek mi?
Dün kendisine karşı duranları dışlamadan,
dün kendisine ağır sözler söyleyenleri ötekileştirmeden,
dün kendisini tasfiye etmeye çalışanlara rağmen kişisel intikamdan uzak durarak…
CHP’yi yeniden örgütün partisi haline getirebilecek mi?
İşte gerçek liderlik burada başlayacaktır.
Çünkü güçlü olmak, rakibini ezmek değildir.
Güçlü olmak, rakibin sana yaptığını ona yapmamaktır.
MEĞER NE ÇOKMUŞ İÇİMİZDEKİ “İNEK HIRSIZI OSMANLAR”
Meğer ne çokmuş içimizde o “inek hırsızı Osmanlar.”
CHP’li maskesi takıp Kılıçdaroğlu nefretini büyütenler…
Kendi siyasi hesaplarını CHP’nin çıkarı gibi pazarlayanlar…
Dün başka, bugün başka konuşanlar…
Dün Kılıçdaroğlu’nun yanında duran, bugün onu yok sayanlar…
Dün “parti bizim” diyen, bugün başka bir parti kuranlar…
Dün Kılıçdaroğlu’nu küçümseyen, bugün onun CHP’nin başında olmasını hazmedemeyenler…
Şimdi aynaya bakma zamanı.
Çünkü gerçek düşman bazen dışarıda değildir.
İnsanın kendi siyasi hafızasındadır.
Dün söylediklerinizi unutabilirsiniz.
Ama millet unutmaz.
Dün attığınız tweetleri silebilirsiniz.
Ama siyasi hafıza silmez.
Dün alkışladığınız kişiye bugün düşman kesilebilirsiniz.
Ama dün söyledikleriniz, bugün karşınıza çıkar.
İşte siyaset tam da budur.
CHP KİMSENİN ŞAHSİ MÜLKÜ DEĞİLDİR
Bugün Kılıçdaroğlu’nun karşısında artık yalnızca CHP içindeki muhalifleri yok.
Yeni bir siyasi yapı da var.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu artık başka bir siyasi yolun aktörleri.
Kılıçdaroğlu ise CHP’nin başında.
Dolayısıyla tartışmanın adı artık yalnızca “kim genel başkan olacak?” tartışması değildir.
Artık soru şudur:
CHP mi büyüyecek, kişisel siyasi projeler mi?
CHP’nin tarihi mi kazanacak, kişisel iktidar mücadeleleri mi?
Örgüt mü güçlenecek, liderler mi?
İlkeler mi belirleyici olacak, siyasi kariyerler mi?
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir kişinin şahsi siyasi mülkü değildir.
Ne Kılıçdaroğlu’nun…
Ne Özgür Özel’in…
Ne Ekrem İmamoğlu’nun…
Ne de herhangi bir başka ismin.
Genel başkanlar gelir geçer.
Belediye başkanları gelir geçer.
Milletvekilleri gelir geçer.
Parti yöneticileri gelir geçer.
CHP kalır.
İşte mesele tam da budur.
ŞİMDİ SÖZ DEĞİL, HESAP ZAMANI
Evet, Kılıçdaroğlu eleştirilebilir.
Ama önce şu acı gerçeği kabul etmeliyiz:
Bu ülkede dürüstlük naiflik,
tevazu zayıflık,
iyilik beceriksizlik,
temiz kalmak saflık sayılıyor.
Ve Kılıçdaroğlu, bütün tartışmalara rağmen hâlâ siyasetin kirli yöntemlerine teslim olmadan ayakta durmaya çalışıyorsa…
Bu bile başlı başına konuşulması gereken bir meseledir.
Çünkü kirlenmiş bir siyasette temiz kalmak kolay değildir.
Kişisel çıkarların öne çıktığı bir düzende vicdanı korumak kolay değildir.
Herkes bağırırken sakin kalmak kolay değildir.
Herkes birbirini düşman ilan ederken insan kalmak kolay değildir.
Anadolu’nun vicdanı olmak da zaten kolay değildir.
Çünkü vicdan, makamdan daha ağırdır.
Vicdan, koltuktan daha değerlidir.
Vicdan, alkıştan daha kalıcıdır.
Ve vicdanın hesabını sandıkta değil, önce insan kendi içinde verir.
ŞİMDİ TARİHİ SORUMLULUK KILIÇDAROĞLU’NUNDUR
Şimdi Kılıçdaroğlu’nun önünde tarihi bir sorumluluk var.
CHP’yi yeniden ayağa kaldırmak.
Örgütü güçlendirmek.
Parti içi demokrasiyi işletmek.
Kişisel hesapların yerine kurumsal aklı koymak.
Liyakati öne çıkarmak.
Delegeyi özgürleştirmek.
Gençleri, kadınları, emekçileri, emeklileri ve toplumun bütün kesimlerini yeniden CHP’nin siyasal merkezine taşımak.
Ve en önemlisi:
Kendisini destekleyenlerin değil, CHP’nin genel başkanı olmak.
Bunu başarabilirse Kılıçdaroğlu’nun dönüşü yalnızca bir siyasi geri dönüş olmaz.
CHP’nin yeniden kuruluşuna dönüşebilir.
İşte o zaman Anadolu’nun sessiz vicdanı, siyasetin yüksek sesli gürültüsüne karşı gerçek cevabını vermiş olur.
HERKES KENDİ SİYASİ MİRASINI TAŞIYACAK
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu da kendi siyasi yollarını seçmiştir.
Bu onların hakkıdır.
Ama artık seçtikleri yolun hesabını da halka vermek zorundadırlar.
Kılıçdaroğlu da aynı şekilde.
Çünkü siyaset hesap vermeden yapılmaz.
Ve bugün herkesin karnesi önündedir.
Kim CHP için mücadele etti?
Kim koltuk için?
Kim örgüt için?
Kim kişisel siyasi geleceği için?
Kim ilke için?
Kim iktidar için?
Kim gerçekten halk için?
Bunu artık sloganlar değil,
zaman gösterecek.
KILIÇDAROĞLU GERİ DÖNDÜ.
AMA BU SADECE BİR GERİ DÖNÜŞ DEĞİL.
Bu, yıllarca küçümsenen bir siyasi anlayışın yeniden sınanmasıdır.
Bu, kavganın yerine siyasetin,
kişisel ikbalin yerine örgütün,
gösterişin yerine sadeliğin,
kibrin yerine tevazunun,
gücün yerine vicdanın konulup konulamayacağının sınavıdır.
Ve belki de en önemlisi:
Anadolu’nun sessiz vicdanının, siyasetin gürültüsü karşısında yeniden konuşup konuşamayacağının sınavıdır.
Kılıçdaroğlu bugün CHP’nin başındadır.
Artık “Kılıçdaroğlu geri döner mi?” sorusunun zamanı geçmiştir.
Yeni soru şudur:
KILIÇDAROĞLU CHP’Yİ NASIL YENİDEN AYAĞA KALDIRACAK?
Ve bundan daha önemli bir soru vardır:
BU PARTİYİ KİŞİLER Mİ YÖNETECEK, YOKSA CHP’NİN KURUMSAL HAFIZASI VE ÖRGÜTÜ MÜ?
İşte bundan sonraki mücadele budur.
Ve bu mücadelede herkesin yeri, artık sözleriyle değil,
attığı adımlarla belli olacaktır.
Çünkü siyaset unutmaz.
Millet unutmaz.
Tarih hiç unutmaz.
Ve sonunda herkes kendi siyasi mirasıyla baş başa kalır.
Kılıçdaroğlu Anadolu’nun vicdanıdır.
Şimdi mesele, o vicdanın CHP’nin geleceğine nasıl yön vereceğidir.
