Necip Fazıl Kısakürek’in meşhur dörtlüğünde ifade edilen “solmaz pörsümez yeni” insanlığın evrensel değerleridir.
“Bekleyin görecektir duranlar yürüyeni, sabredin gelecektir solmaz pörsümez yeni” derken, aslında “yeni” diye sunulanı baştan ikiye ayırır. Yani iki tür yeni vardır. Biri “solmaz, pörsümez yeni”, diğeri ise solmaya pörsümeye mahkum olan yeni.
İnanç dünyasına ait olan her şeyi, daha peşinen “geri” olarak tarif etmek, gericiliği bir kültürel kod zannetmek, bir kesiminin en büyük alışkanlığıdır. Anlamadığı, bilmediği her alanı peşinen “geri” olmakla suçlayan, kendisini “ileri” bir noktada sanar. İnsanlığın varoluşundan bu yana kazanımlarının toplamını oluşturan etik değerleri “eski” olarak gördüğünde, değerlerden arındırılmış kazanma hırsını “yeni” diye tarif eder.
Melami hayat felsefesinin ilham kaynağı ise “kınayıcıların kınamasına aldırış etmemektir”.
Parti gömleğinden daha kıymetli ve vaz geçilmez olan kişilik, karakter gömleğidir.
Kınayıcıların kınamasına rağmen, inandığı, hak bildiği yolda yürümek, bir yaşam biçimidir, varlık sebebi tercihidir. Her
popüler olana, yeni sanılana kıymet atfetmek, kitle psikolojisinin “bidat” sapkınlığıdır. Bu nedenle İslam düşünce dünyasında “bidat” yani “sonradan çıkan” “yeni olan” ikiye ayrılır. Tıpkı vücutta çıkan tümör gibi, “iyi huylu”, “kötü huylu” diye iki ayrı nitelik taşır. Hızlı yayılmak bazen tehlikeyi hızlandırır.
İnsanlığın kadim değerleri, var oluş geleneği “eskimeyen eski” gibidir. İnsanlık, çürüme ve yozlaşma batağına sürüklendiği anda, kurtuluş simidi işlevi görür. Böyle dönemlerde önemli olan, en yakın çevrenizin mahalle baskısına rağmen,
“ben melamet hırkasını kendim giydim kime ne” diyebilmektir. Akıntıya karşı kürek çekebilmektir.
