Arınma Önce Kendi Putlarını Yıkmaktır
Siyasette bazı kavramlar vardır ki, onları kullandığınız anda artık sadece bir cümle kurmuş olmazsınız; kendinizi tarihin huzurunda bağlamış olursunuz.
“Değişim” böyledir.
“Adalet” böyledir.
“Hesaplaşma” böyledir.
Fakat bunların içinde en ağır yükü taşıyan kelime “arınma”dır.
Çünkü arınma, sıradan bir yönetim değişikliği değildir.
Arınma, mevcut düzenin ahlaki meşruiyetini sorgulamaktır.
Arınma; “Bu parti yanlış yönetildi.” demekten daha fazlasıdır.
Arınma; “Bu partiyi yanlış yöneten anlayışla hesaplaşacağım.” demektir.
Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı görevini üstlendikten sonra yaptığı “Partiyi kirletenlerden arındıracağız.” açıklaması, herhangi bir siyasi slogan olarak görülemez.
Bu cümle, CHP tarihinin belki de en ağır siyasi taahhütlerinden biridir.
Çünkü bu sözün içinde iki kabul vardır.
Birincisi…
CHP’nin kirletildiğinin kabulüdür.
İkincisi ise…
Bu kirlenmenin sorumlularıyla hesaplaşılacağının ilanıdır.
İşte tam bu noktada siyaset başlar.
Çünkü siyaset, sloganların değil; sloganların gereğini yerine getirmenin sanatıdır.
Bugün herkes aynı soruyu sormaktadır.
Kim kirletti?
Ve daha önemlisi…
Kimlerden başlanacak?
İşte burada arınma ile propaganda birbirinden ayrılır.
Kolay olan büyük cümleler kurmaktır.
Kolay olan salonlardan alkış toplamaktır.
Kolay olan “temizlik” vaat etmektir.
Zor olan ise o temizliği gerçekten yapmaktır.
Çünkü gerçek arınma, hiçbir zaman siyasi konjonktüre göre başlamaz.
Gerçek arınma, kamuoyu araştırmalarına göre şekillenmez.
Gerçek arınma, maliyet hesabı yapmaz.
Gerçek arınma, önce kendi putlarını yıkar.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Fransız Devrimi yalnızca krallığa karşı yapılmadı.
Aynı zamanda eski rejimin bütün ayrıcalıklarına karşı yapıldı.
Cumhuriyet devrimleri yalnızca yeni kurumlar kurmadı.
Eski dokunulmazlıkları da ortadan kaldırdı.
Çünkü devrimlerin ortak özelliği şudur:
Önce semboller değişir.
Sonra kurumlar.
Sonra zihniyet.
Siyasette de böyledir.
Bir hareket gerçekten yenilenmek istiyorsa, önce kendi ürettiği dokunulmazlıkları yıkmak zorundadır.
Aksi hâlde adına devrim değil, restorasyon denir.
Bugün CHP’nin tam da böyle tarihî bir eşikte bulunduğunu düşünüyorum.
Çünkü “arınacağız” diyen bir yönetimin önünde artık mazeret kalmamıştır.
Arınma ya olacaktır…
Ya da hiç olmayacaktır.
Ortası yoktur.
Çünkü arınmanın yarısı olmaz.
Tıpkı adaletin yarısı olmadığı gibi.
Tıpkı hukukun yarısı olmadığı gibi.
Tıpkı devrimin yarısı olmadığı gibi.
Bugün CHP’nin önündeki temel mesele mahkeme kararları değildir.
Temel mesele siyasi ahlaktır.
Çünkü siyasi partileri ayakta tutan şey yalnızca hukuk değildir.
Toplumsal güven duygusudur.
Ve güven, büyük cümlelerle değil; büyük bedeller ödenerek kazanılır.
İşte bu yüzden bugün sorulması gereken soru yalnızca “CHP arınacak mı?” değildir.
Asıl soru şudur:
Arınma gerçekten bir devrim iradesi mi, yoksa günlük siyasi konjonktüre göre kurulmuş etkileyici bir cümle mi?
Çünkü siyasi hamlelerle günü kurtarabilirsiniz.
Kamuoyunun dikkatini başka yöne çevirebilirsiniz.
Yeni gündemler oluşturabilirsiniz.
Fakat bunların hiçbirine arınma denmez.
Arınma, günlük siyasi mühendislik değildir.
Arınma, karakter meselesidir.
Arınma, ilkeyi kişilerin önüne koyabilmektir.
Ve bunun ilk şartı şudur:
Önce kendi putlarını yıkacaksın.
Çünkü putlarını koruyan hiçbir hareket…
İlkelerini koruyamaz.
Arınma En Tartışmalı Dosyalardan Başlamıyorsa, Adı Arınma Değildir
Bir siyasi partiyi içeriden çürüten şey, çoğu zaman seçim yenilgileri değildir.
Bir partiyi içeriden çürüten şey; ilkeler ile uygulamalar arasındaki mesafenin giderek büyümesidir.
Siyasette en tehlikeli an, büyük sözlerin küçük hesaplara teslim edildiği andır.
Çünkü o andan itibaren siyaset, ilke olmaktan çıkar; konjonktür yönetimine dönüşür.
Bugün CHP’nin önünde duran temel mesele tam da budur.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Partiyi kirletenlerden arındıracağız.” sözü, sıradan bir siyasi vaat değildir.
Bu söz, CHP’nin kendi geçmişiyle hesaplaşacağının ilanıdır.
Fakat her hesaplaşmanın ilk sorusu aynıdır:
Hesap kimden sorulacak?
İşte bu soruya verilecek cevap, “arınma” kavramının samimiyetini belirleyecektir.
Çünkü arınma, soyut bir ahlak çağrısı değildir.
Arınma, somut siyasi tercihlerle ölçülür.
Hangi dosyalara dokunduğunuzla…
Hangi isimler hakkında siyasi değerlendirme yaptığınızla…
Hangi alanlarda risk aldığınızla…
Ve hangi konularda sessiz kaldığınızla…
Bugün CHP’nin son yıllardaki siyasi serüveni incelendiğinde, kamuoyunda en yoğun tartışmaların kurultay süreci, parti içi güç mücadelesi ve yargıya taşınan gelişmeler etrafında şekillendiği görülüyor.
Bu tartışmaların merkezinde de kamuoyunda en çok adı geçen siyasi aktörler arasında Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu yer aldı.
Her iki isim de kendilerine yöneltilen eleştirileri ve iddiaları reddetti, siyasi tutumlarını kamuoyu önünde savundu.
Ancak burada tartışılan konu bu değildir.
Tartışılan konu şudur:
Eğer yeni yönetimin temel iddiası “partiyi kirletenlerden arındırmak” ise, kamuoyunda partinin yaşadığı krizlerle en fazla ilişkilendirilen isimler hakkında neden herhangi bir siyasi değerlendirme yapılmamaktadır?
Bu soru, kişilere duyulan sempati ya da antipatiyle ilgili değildir.
Bu soru, ilke ile uygulama arasındaki mesafeyle ilgilidir.
Çünkü ilke, en zor durumda sınanır.
Hiç kimse, güçsüz bir üyeye disiplin işlemi uygulayarak ilke sahibi olduğunu kanıtlayamaz.
Asıl sınav, siyasi ağırlığı olan isimler söz konusu olduğunda başlar.
Arınma en zor yerden başlamıyorsa, kolay yere yöneliyorsa…
En tartışmalı dosyalara dokunmuyorsa…
En güçlü aktörler hakkında siyasi muhasebe yapmıyorsa…
Ortaya çıkan şey arınma değil, seçici uygulamadır.
Seçici uygulama ise güven üretmez.
Tam tersine, “Kurallar herkese eşit uygulanıyor mu?” sorusunu büyütür.
İşte bugün CHP’nin cevaplamak zorunda olduğu soru budur.
Çünkü siyaset yalnızca hukuki sorumluluk üzerine kurulmaz.
Siyasi sorumluluk, çoğu zaman hukuki sorumluluktan daha geniştir.
Bir siyasi partinin yönetimi, “Biz hukuki süreci bekliyoruz.” diyebilir.
Fakat aynı zamanda şu soruyla da karşılaşır:
“Partinin kurumsal itibarı açısından nasıl bir siyasi değerlendirme yaptınız?”
Bu soruya cevap verilmediği sürece, “arınma” söylemi eksik kalacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta daha vardır.
Arınma, hiçbir zaman günlük siyasi konjonktüre göre yapılmaz.
Çünkü konjonktür korkaktır.
Konjonktür bekler.
Konjonktür rüzgârın yönünü ölçer.
Konjonktür kamuoyu araştırmalarına bakar.
Konjonktür maliyet hesabı yapar.
Arınma ise bunların hiçbirini yapmaz.
Arınma ilkeye bakar.
Doğru olanı yapmanın bedeli varsa, o bedeli ödemeyi göze alır.
İşte bu yüzden siyasi tarihte gerçek dönüşümler, konfor alanını koruyanlar tarafından değil; kendi konforunu bozmayı göze alanlar tarafından gerçekleştirilmiştir.
Bugün CHP açısından tartışma da tam olarak buradadır.
Eğer “partiyi kirletenlerden arındıracağız” sözü gerçekten bir ilke beyanıysa, kamuoyunda en çok tartışılan dosyaların ve bu dosyalarla ilişkilendirilen siyasi isimlerin kapsam dışında kalması nasıl açıklanacaktır?
Bu soru cevapsız kaldıkça, arınma söylemi de tartışılmaya devam edecektir.
Çünkü siyaset, kelimelerin değil; kelimelerle alınan kararların alanıdır.
Ve tarihin en sert hükmü şudur:
Bir hareket, en tartışmalı dosyalarına dokunmadan kendini yenilediğini iddia edebilir; fakat toplumu buna inandıramaz.
İşte bu nedenle bugün cevap bekleyen soru yalnızca şudur:
Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasi konumlarının değişmediği bir süreç, ilan edilen “arınma” hedefiyle nasıl bağdaştırılmaktadır?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca iki isme ilişkin olmayacaktır.
Bu cevap, CHP’nin “arınma” kavramını bir ilke olarak mı, yoksa bir siyasi söylem olarak mı gördüğünü de ortaya koyacaktır.
Devrim Önce Dokunulmazlıkları Yıkar
Siyaset tarihinde hiçbir büyük dönüşüm, günlük siyasi hesaplarla gerçekleşmedi.
Hiçbir devrim, kamuoyu yoklamalarının sonucuna göre yapılmadı.
Hiçbir tarihî kırılma, “Bugün sırası değil.” diyenlerin eseri olmadı.
Çünkü devrim ile konjonktür birbirinin tam zıddıdır.
Konjonktür, günü kurtarmaya çalışır.
Devrim, geleceği kurmaya çalışır.
Konjonktür, siyasi maliyet hesabı yapar.
Devrim, ilke hesabı yapar.
Konjonktür, güçlü isimlere dokunmaktan çekinir.
Devrim ise tam tersine, önce dokunulmazlıkları yıkar.
İşte bu yüzden bugün CHP’de tartışılan mesele yalnızca iki isim değildir.
Mesele, Özgür Özel ya da Ekrem İmamoğlu meselesi olmanın çok ötesindedir.
Mesele, CHP’nin kendi ilan ettiği “arınma” ilkesini gerçekten hayata geçirip geçirmeyeceğidir.
Çünkü tarihte hiçbir siyasi hareket, kendi dokunulmazlıklarını koruyarak yenilenememiştir.
Hiçbiri…
Roma Cumhuriyeti’nden Fransız Devrimi’ne…
Tek parti rejimlerinden modern siyasi partilere kadar değişmeyen gerçek şudur:
Kurumlar, kişiler kurumların önüne geçtiği gün zayıflamaya başlar.
Bugün CHP’nin önündeki tehlike de budur.
Bir partiyi seçim kaybetmek bitirmez.
Bir partiyi mahkeme kararları da bitirmez.
Bir partiyi asıl bitiren, kendi ilan ettiği ilkeleri kendi içinde uygulayamamasıdır.
Çünkü siyaset, önce inandırıcılık meselesidir.
Toplum sizden kusursuz olmanızı beklemez.
Toplum sizden tutarlı olmanızı bekler.
Hata yapan bir siyasetçi affedilebilir.
Yanlış karar veren bir yönetim yeniden güven kazanabilir.
Ama aynı ilkeyi farklı isimlere farklı biçimde uygulayan bir yönetimin güven üretmesi çok daha zordur.
İşte bu nedenle “arınma” sözü, sıradan bir vaat değildir.
Bu sözün doğal sonucu, siyasi muhasebedir.
Ve siyasi muhasebe, en tartışmalı başlıklardan kaçınarak yapılamaz.
Bugün kamuoyunda CHP’nin son yıllardaki krizleriyle ilişkilendirilen isimler hakkında hiçbir siyasi değerlendirme yapılmaması, doğal olarak şu eleştiriyi doğurmaktadır:
İlan edilen arınma, gerçekten herkes için mi geçerlidir?
Yoksa bazı siyasi aktörler daha en baştan bu sürecin dışında mı tutulmaktadır?
Bu soruya açık, ikna edici ve ilkelere dayanan bir cevap verilmediği sürece, “arınma” kavramı sürekli sorgulanacaktır.
Çünkü arınma, yalnızca kelimelerle var olmaz.
Arınma, bedeli olan kararlarla görünür hâle gelir.
Bugün yapılması gereken, yeni sloganlar üretmek değildir.
Yeni bir siyasal güven üretmektir.
Bu güven ise basın toplantılarıyla kurulmaz.
Sosyal medya kampanyalarıyla kurulmaz.
Konjonktürel hamlelerle kurulmaz.
Güven, ancak ilkenin istisnasız uygulanmasıyla kurulur.
Eğer gerçekten “partiyi kirletenlerden arındıracağız” deniliyorsa, bunun ölçüsü siyasi yakınlık değil, ilan edilen ilke olmalıdır.
İlke kişiye göre değiştiği gün, ilke olmaktan çıkar.
Arınma istisna üretmeye başladığı gün, arınma olmaktan çıkar.
Devrim dokunulmazlık üretmeye başladığı gün ise devrim olmaktan çıkar.
Belki de bugün CHP’nin önündeki en büyük soru, bütün tartışmaların özetidir:
CHP yeni bir dönem mi başlatmak istiyor, yoksa sadece yeni bir yönetim mi?
Çünkü bunlar aynı şey değildir.
Yönetimler seçimle değişir.
Zihniyet ise cesaretle değişir.
Yönetimler kongrelerle gelir.
Kurumlar ise ilkelerle ayakta kalır.
Ve unutulmaması gereken son gerçek şudur:
Siyasi hamlelerle gündem değiştirilebilir.
Konjonktüre göre pozisyon alınabilir.
Krizler ertelenebilir.
Fakat bunların hiçbirine arınma denmez.
Arınma; ilkenin, kişinin önüne geçtiği gündür.
Arınma; dokunulmazlıkların sona erdiği gündür.
Arınma; bedeli ne olursa olsun aynı ölçünün herkese uygulandığı gündür.
Bunun dışında kalan her şey, siyasi taktik olabilir.
Strateji olabilir.
Kriz yönetimi olabilir.
Ama devrim değildir.
Ve devrim olmayan hiçbir arınma, bir partiyi yeniden ayağa kaldıramaz.
Bugün cevap bekleyen soru hâlâ bütün ağırlığıyla ortadadır:
Eğer CHP gerçekten arınacaksa ve bu süreç bir slogan değil, bir siyasal ilke olarak görülüyorsa; kamuoyunda partinin son yıllarda yaşadığı krizlerle en fazla ilişkilendirilen isimler hakkında neden aynı kararlılıkla siyasi muhasebe yapılmamaktadır?
Bu soruya verilecek cevap yalnızca bugünü açıklamayacaktır.
CHP’nin gelecekte nasıl bir siyasi kültür inşa etmek istediğini de gösterecektir.
Çünkü tarih, büyük söz söyleyenleri değil; o sözlerin gereğini yerine getirenleri hatırlar.
