Zararın tecrübesi olmaz…
Bazı insanlar, aynı hatayı defalarca yapmalarına rağmen bundan hiçbir ders çıkarmaz. Yaşadıkları her olayın ardından “yanlış anlaşıldım” demeyi tercih ederler ama dönüp kendilerine “Ben nerede hata yaptım?” diye sormazlar. İşte asıl sorun da burada başlıyor.
Kendisini CHP neferi gören vatandaş da, herhangi bir siyasi hareketin gönüllüsü olduğunu söyleyen kişi de aklına gelen her şeyi yapmamalı, ağzına gelen her sözü söylememelidir. İfade özgürlüğü; hakaret etme, kutsalları aşağılamaya çalışma ya da toplumun sinir uçlarıyla oynamanın ruhsatı değildir. Özgürlüğün olduğu yerde sorumluluk da vardır. Bunu birbirinden ayırdığınız anda hem kendinize hem temsil ettiğinizi düşündüğünüz çevreye zarar vermeye başlarsınız.
Defalarca yazdık, defalarca söyledik. Yaptığınız her hareket, istemeseniz bile içinde bulunduğunuz siyasi yapıya mal edilir. Siz nasıl ki AK Parti’ye yakın olduğunu düşündüğünüz ünlü ya da ünsüz bir kişinin sözünü ve davranışını bütün iktidar çevresiyle ilişkilendiriyorsanız, karşınızdaki de aynı yöntemi size uygular. Buna şaşırmanın bir anlamı yok.
“Ben kimseye hesap vermem, ağzıma kilit vuramam.” diyorsanız, başkalarının da size cevap verme hakkını kabul edeceksiniz. Eleştiri tek taraflı bir hak değildir.
Espri üretmek ciddi bir yetenektir. Ancak mizah üretmekle gündem olmak için toplumun hassasiyetlerini istismar etmek aynı şey değildir. Espri malzemen tükendiyse, insanların kutsalları üzerinden prim yapmaya çalışmayacaksın. Çünkü kolay olan budur; zor olan ise zekâyla güldürmektir.
Üstelik belki moral vermek, belki destek olmak amacıyla seni ziyaret eden bir parti liderine “CHP’yi sal.” diyebiliyorsan, burada artık nezaket sınırları aşılmış demektir. Adabımuaşeretin yerini hoyratlık aldığında, komedyenlikle palyaçoluk arasındaki çizgi de incelmeye başlar.
Gösterilen bazı tepkilerin ölçüsüz olduğu elbette söylenebilir. Hukukun dışına çıkan, tehdit içeren veya linç kültürünü besleyen hiçbir tavır doğru değildir. Ancak bu gerçek, yapılan yanlışı doğru hâle getirmez. İki yanlış bir doğru etmez.
Burası Türkiye’dir. Bu toplumun dinî ve manevi hassasiyetleri vardır. Beğenseniz de beğenmeseniz de milyonlarca insan bu değerlere önem verir. Toplum önünde bulunan herkes, özellikle de geniş kitlelere hitap eden sanatçılar ve mizahçılar, bunun bilinciyle hareket etmek zorundadır. Mesele sansür değil; birlikte yaşamanın gerektirdiği ölçü ve dengedir.
Bakın, Cem Yılmaz yıllardır mizah yapıyor. Kimi zaman eleştiriliyor, kimi zaman alkışlanıyor ama mizahın tekniklerini bilen biri olarak sınırları nasıl yöneteceğini de biliyor. Demek ki mesele mizah yapmak değil; nasıl yaptığını bilmektir. Her işin bir usulü vardır. Usulü terk edenler sonunda yaptıkları işin özüne de zarar verirler.
Asıl düşündürücü olan ise bazı köşe yazarlarının ve kanaat önderlerinin, Deniz Göktaş’ın tavrını neredeyse kahramanlık gibi sunmaya çalışmalarıdır. Yanlışa alkış tutmak, onu doğru yapmaz. Kişiyi eleştiriden muaf hâle de getirmez.
Daha sonra aynı kişiler çıkıp “gençler neden yargılanıyor”, “ifade özgürlüğü” diye meydan meydan dolaşıyor. Oysa gerçekten gençlerin geleceğini düşünüyor olsalardı, onları alkışlarla ateşe sürmek yerine sağduyuya davet ederlerdi. Bir insanın başını derde sokacak davranışı teşvik etmek kolaydır; bedelini ödeyen ise çoğu zaman o kişi olur. Klavye başında kahramanlık yapmakla gerçek hayatta sorumluluk almak aynı şey değildir.
Topluma sürekli parmak sallayan, herkese ahlak dersi vermeye çalışan, eleştirilemez olduğunu sanan üstenci anlayış artık insanlarda karşılık bulmuyor. Saygı talep eden önce saygı göstermeyi öğrenmelidir. Mizah, eleştiri ve ifade özgürlüğü; nezaket, sorumluluk ve toplumsal barışla birlikte anlam kazanır.
Unutulmamalıdır ki, “en büyük cesaret, hakaret etmek değil; farklı düşünen insanlarla aynı toplumda saygı içinde yaşayabilmektir”. Kutuplaşmayı büyüten değil, ortak zemini güçlendiren bir dil, hem siyasete hem sanata hem de topluma daha fazla katkı sağlar.
Astarı yüzünden pahalıya mal olan ceketlerden sıkıldık vallahi!
Sizi taşımaktan yoruldu bu parti!
Düşün artık Parti’nin yakasından…
