HALKWEBYazarlarÇELİŞKİNİN ÇELİŞKİSİ

ÇELİŞKİNİN ÇELİŞKİSİ

Siyasette çelişki görmek yeni bir durum değildir. Dün söyleneni bugün inkâr eden, bugün savunulanı yarın terk eden siyasetçiler her dönemde olmuştur. Ancak bugün Türk sol siyasetinde yaşanan tablo, klasik bir çelişkinin ötesine geçmiş durumda. Artık karşımızda “çelişkinin bile kendi içinde çeliştiği” bir siyasi iklim var.

Bunu yalnızca söylemler üzerinden değil, davranışlar ve kurulan ilişkiler üzerinden de görmek mümkündür.

Hatırlayalım…

Sayın Özgür Özel, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez için kamuoyunda tartışılan “iğrenç bıyıklı” ifadesini kullandı.

Siyasette sert eleştiriler olabilir. Fikirler çatışabilir. İnsanlar birbirini ağır biçimde eleştirebilir. Ancak eleştirinin fikre değil de fiziksel özelliklere yönelmesi, yıllardır “ayrımcılığa karşı siyaset” iddiasında bulunan bir anlayış açısından ayrıca sorgulanmayı hak eder.

Fakat benim dikkat çekmek istediğim nokta bu değil.

Asıl dikkat çekici olan, aynı siyasi zeminde birlikte hareket edilen Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş’ın bu söylem karşısındaki sessizliğidir. Zira siyasi görüş olarak hem solcu hem de Atakan Bey ile aynı bıyık bırakan birinin dut yemiş bülbüle dönmesi ister istemez kafa karıştırıyor.

İnsanlar gayri ihtiyari soruyor:

Eğer kullanılan ifade yanlışsa neden buna itiraz edilmedi?

Yanlış değilse, yıllardır savunulan “kimsenin görünüşü üzerinden siyaset yapılmamalıdır” ilkesi ne oldu?

İşte burada ortaya çıkan şey basit bir çelişki değildir; ilkenin kişiye göre değişmesidir.

Siyasette en tehlikeli durum da budur.

Çünkü ilke, dosta uygulanıp rakibe uygulanmıyorsa artık ilke olmaktan çıkar; taktiğe dönüşür.

Bir başka çelişki ise mutlak butlan tartışmalarıyla birlikte kurulan yeni siyasi ilişkilerde görülüyor.

Mahkeme sürecinin ardından İYİ Parti ile kurulan sıcak temaslar kamuoyunun gözünden kaçmış değildir.

Elbette siyaset diyalog sanatıdır.

Farklı partiler görüşebilir.

Ortak stratejiler geliştirebilir.

Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ancak burada şu soru önemlidir:

Bugün aynı masaya oturulan kesimlerin tabanları gerçekten birbirine ne kadar yakındır?

Siyasi liderlerin kurduğu ilişki ile seçmenin zihni aynı doğrultuda mı ilerlemektedir?

Örneğin, milliyetçi hassasiyetleri yüksek olan İYİ Parti seçmeninin, kendi dünya görüşüne uzak gördüğü bir aday etrafında aynı heyecanla birleşeceğini varsaymak ne kadar gerçekçidir?

Diğer taraftan, TİP ve benzeri sol partilerin seçmenleri açısından da benzer bir durum söz konusudur.

Yıllardır milliyetçi siyaseti sert biçimde eleştiren bir kitlenin, farklı bir siyasi denklem oluştuğunda aynı rahatlıkla destek vereceğini düşünmek de kolay değildir.

Siyasetin matematiği kadar sosyolojisi de vardır.

Liderler anlaşabilir.

Fakat seçmen, her zaman lider kadar hızlı yön değiştirmez.

Daha dikkat çekici olan ise geçmişte Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hakkında rahatlıkla “Saray aparatı” suçlamasını dillendiren bazı çevrelerin, bugün benzer siyasi yakınlaşmalar karşısında aynı sertliği göstermemesidir.

Demek ki mesele ilişki kurmak değilmiş.

Mesele, ilişkiyi kimin kurduğuymuş.

İşte buna çifte standart denir.

İlke, kişiye göre değişiyorsa ortada ilke değil, siyasi konfor alanı vardır.

Benzer durum etik tartışmalarında da karşımıza çıkıyor.

Bir belediyede ortaya çıkan iddia karşısında en yüksek sesle konuşanların, benzer iddialar kendi siyasi çevrelerine yöneldiğinde sessizleşmesi toplumun adalet duygusunu zedeliyor.

Oysa hukuk herkese eşit uygulanmalıdır.

Etik ilke de herkese eşit uygulanmalıdır.

“Onlar da yaptı.” cümlesi, hiçbir yanlışın mazereti olamaz.

Başkasının yanlışı, bizim yanlışımızı doğru hâle getirmez.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen kesimlere bakıldığında ise en azından siyasal pozisyon bakımından başından beri aynı çizgiyi koruyan önemli bir kitlenin varlığı görülüyor.

Katılırsınız ya da katılmazsınız…

Ancak siyasal tutarlılık açısından bunun teslim edilmesi gerekir.

Bugün yaşanan savrulmaların önemli kısmı ise Kılıçdaroğlu karşıtlığı üzerinden kurulan yeni ittifakların kendi içinde yaşadığı gerilimlerden kaynaklanıyor.

Sonuç olarak siyaset yalnızca seçim kazanma sanatı değildir.

Siyaset aynı zamanda hafızadır.

Toplum söylenen sözleri de, kurulan ittifakları da, unutulan ilkeleri de kaydeder.

Bugün alkışlanan çelişkiler, yarın güven krizine dönüşebilir.

Çünkü seçmen her şeyi affedebilir; fakat samimiyetsizliği kolay kolay affetmez.

İlke; dosta göre değil, doğruya göre uygulanıyorsa ilkedir.

Aksi hâlde geriye yalnızca “çelişkinin çelişkisi” kalır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI