HALKWEBYazarlarBACADAN GİREN KURUMUNU DA GETİRİR

BACADAN GİREN KURUMUNU DA GETİRİR

Arka kapının ahlaki yoktur…

“Kapıdan olmadı, bacadan girerim.” İşte üçkâğıtçının karakterini özetleyen cümle budur. Çünkü onun için usulün, ahlâkın, nezaketin, meşruiyetin hiçbir kıymeti yoktur. Maksat içeri girmektir; nasıl girdiğinin, neyi çiğnediğinin önemi yoktur.

Fakat hesap edemediği bir şey vardır: Bacadan giren, üzerine sinen isi de kurumuyla birlikte getirir. Girdiği yeri temizlemek yerine kirletir. Bulunduğu ortama güven değil, şüphe taşır; huzur değil, kavga getirir. İnsanlar onu makamıyla değil, ardında bıraktığı izlerle hatırlar.

Ne yazık ki bugün de aynı anlayışın temsilcileri var. Taraftarlarının verdiği ölçüsüz cesaretle, en küçük organizasyonda, en sıradan toplantıda, hatta cenaze gibi hürmet ve sükûnet gerektiren ortamlarda bile saygı sınırlarını aşmayı marifet sanıyorlar. Oysa bu davranışlar güç göstergesi değil; karakter zaafının dışa vurumudur.

İnsan, öfkesini kontrol edemediği anda önce kendisini küçültür. Bağırmak haklı olmak değildir. Hakaret etmek güçlü olmak değildir. Gürültü çıkarmak da siyaset yapmak değildir. Bunlar ancak fikrin tükendiği yerde başvurulan ucuz gösterilerdir.

Peki nedir bu bitmeyen hırs? Nedir bu dinmeyen öfke?

Ağızlara pelesenk olmuş birkaç slogan… “On üç seçim kaybetti” diyerek siyaset yaptıklarını zannediyorlar. Oysa rakamların da bir vicdanı vardır. Yaklaşık 25 milyon insanın oyunu almış bir lidere hakaret etmek, aslında o milyonlarca seçmenin iradesini küçümsemektir. Bir siyasetçi, önce milletin tercihlerine saygı duymayı öğrenmelidir.

Unutulmamalıdır ki seçimler sadece adayları değil, toplumun tercihlerini de ortaya koyar. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; fakat sandığın ortaya koyduğu iradeye hakaret ederek yeni bir irade inşa edemezsiniz. İnsanları aşağılayarak onların gönlüne giremezsiniz.

Bu millet, kibri de tanır; samimiyeti de tanır. Kimin hizmet için yürüdüğünü, kimin makam için koştuğunu zamanı geldiğinde ayırt eder. Bugüne kadar nice kurnazlar geldi geçti. Kendilerini vazgeçilmez sandılar, halkı küçümsediler, entrikayı siyaset zannettiler. Fakat millet, günü geldiğinde hepsini sandığın sessiz hükmüyle tarihin dipnotuna gönderdi.

Çünkü arka kapılarda devlet yönetilmez. Arka kapılarda ilke üretilmez. Orada çoğu zaman pazarlık olur; “al gülüm, ver gülüm” olur. Menfaat ilişkileri kurulur. Hesaplar yapılır. İlkeler ise ancak açık kapılardan girer. Şeffaflık, dürüstlük ve cesaret gizlenmeye ihtiyaç duymaz.

Kirli hesaplarla yükselenler, bir süre ayakta kalabilir. Fakat kir, sahibini asla terk etmez. Hamama girse tellak yorulur; su akar ama vicdana işlemiş lekeyi temizleyemez. Çünkü bazı kirler bedenin değil, karakterin üzerindedir.

Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Hile kısa vadede kazandırabilir; fakat uzun vadede güveni tüketir. Güvenini kaybeden bir insanın ise makamı olsa da itibarı olmaz. İtibarın olmadığı yerde de ne siyaset kalır ne de kalıcı bir başarı.

Velhasıl; kapıdan giremeyen bacadan girmeye çalışabilir. Ama bacadan giren, beraberinde getirdiği isi ve kurumu asla gizleyemez. İnsanlar bir süre aldanabilir; fakat hakikat eninde sonunda ortaya çıkar. Çünkü hakikatin en büyük özelliği, geç de olsa mutlaka görünmesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI