Klavyelerin arkasına saklanan sanal pusu, kadınların yaşam hakkını ve aile mahremiyetini hedef alıyor; ekrandan taşan dijital kontrolsüzlük, gerçek dünyadaki şiddetin ilk tuğlalarını döşüyor!
İnternet ve sosyal medya platformları, çağımızın en büyük kamusal alanı haline geldi. Ancak bu yeni dünya, sunduğu kolaylıkların yanında toplumsal huzuru ve aile mahremiyetini tehd eden modern bir suç merkezine dönüşüyor. Fiziki sokaklarda hukukun, emniyetin ve geleneksel ahlak değerlerinin sınırlarına çarparak durdurulan kötü niyetli eğilimler, klavyelerin arkasındaki o denetimsiz, anonim dünyada siber birer silaha dönüşüyor. Bu sanal pusu ve dijital şiddetin hedefinde ise ne yazık ki en çok kadınlarımız, annelerimiz ve geleceğimiz olan genç kızlarımız yer alıyor.
Bugün sosyal medya mecraları, sadece fikrini söyleyen veya iş hayatında var olmaya çalışan kadınlara yönelik organize haksızlıkların ve dijital itibar suikastlarının adresi olmuş durumdadır. Kadınların kişisel bilgilerinin hukuka aykırı şekilde internete saçılması (doxing), rıza dışı mesajlar ve şantajlar yoluyla yapılan sanal takipler (cyberstalking) ile yapay zeka marifetiyle üretilen sahte içerikler (deepfake), kadınlarımızın anayasal haklarını ve lekelenmeme hakkını doğrudan gasp ediyor. Üstelik sınır tanımayan bu siber zorbalık, mağdurun evine, cep telefonuna, yani en güvenli alanı olan yaşam alanına kadar sızıyor. Bu durum, bir kadının temel yaşam hakkını elinden aldığı gibi, çalışma hürriyetini ve toplumsal hayata katılımını da açıkça engelliyor.
Meseleye adalet ve hukuk felsefesi açısından yaklaştığımızda, ortada devasa bir denetim boşluğu ve cezasızlık algısı olduğunu görmek zorundayız. Bilgi çağı adı altında sunulan bu kontrolsüz düzen, sanal dünyadaki kuralsızlıklar karşısında kadınlarımızı ve aile yapımızı korumakta tamamen yetersiz kalmaktadır. İnternetin sunduğu sahte “isimsizlik” maskesi, suçlulara asılsız bir cesaret verirken; kadınları sosyal, kültürel ve ekonomik hayattan kopma noktasına getiriyor. Siber alanda kadınlarımıza yönelik yapılan bu zorbalıklar, sadece tek bir bireyi değil, o kadının ailesini ve toplumun temel yapısını da derinden sarsıyor.
Buradaki en büyük sorumlulardan biri de milyarlarca dolar kazanan küresel sosyal medya şirketleridir. Bu platformların güvenlik politikalarının yetersizliği ve siber hukukun teknolojinin hızına yetişemeyen hantal yapısı, dijital sokakları kadınlarımız için adeta tekinsiz birer mahalleye dönüştürüyor. Şikayet mekanizmaları işlemiyor, uluslararası dev şirketler sorumluluktan kaçıyor ve fatura yine vatandaşa kesiliyor.
Şunu net bir şekilde görmek ve seslendirmek zorundayız: Sanal mecralarda kadınlara yönelik üretilen hakaretler, dijital hak ihlalleri ve sanal tacizler, gerçek dünyadaki asayiş olaylarının ve toplumsal şiddetin ilk tuğlalarını döşemektedir. Ekrandan taşan bu dijital kontrolsüzlüğe, hukuki ve idari tedbirlerle zamanında müdahale edilmediği takdirde, daha büyük toplumsal dramların yaşanması kaçınılmazdır.
Halkın huzurunu ve güvenliğini korumak, sadece fiziki sokakları değil, klavyelerin başını da kadınlarımız için güvenli kılmaktan geçer. Etkin, caydırıcı ve tavizsiz siber yasaların hızla hayata geçirilmesi, dijital platformların ağır hukuki yaptırımlarla sorumluluk altına alınması artık bir lütuf değil, devletin asli görevidir. Kadınların ve annelerin dijital dünyada dahi huzurla, emniyetle ve güvenle var olamadığı bir düzende, ne toplumsal barıştan ne de gerçek bir adaletten bahsetmek mümkün olmayacaktır.
