HALKWEBYazarlarArınmama Lüksü Ve Seçilmiş Olma Üstünlüğü 

Arınmama Lüksü Ve Seçilmiş Olma Üstünlüğü 

Arınma konusu, elbette bir tercih ve cesaret ister. Ancak hayatın olağan akışında, her şey ortalığa saçıldığında, arınma konusu mecburiyete dönüşür. Konuyu örtmek, halının altına süpürmek, geleceği ertelemek imkansızlaşır. Bu nedenle arınmak sadece CHP için değil, herkes için, hem ihtiyaç hem de zorunluluktur. Temiz siyaset, bileşik kaplar gibi biri dolduğunda diğerine taşar. Yine siyasi aktörler için arınma hamleleri, domino etkisi yapar. Yani bir taş yıkıldığında, zincirleme yıkım süreci başlar. Seçilmiş olmak, arınma sorumluluğundan muaf tutulmayı doğurmaz, doğuramaz. Elbette seçilmişlerin özel ve istisnai durumları olabilir. Ama bazı suç kategorilerinin, toplumsal algı ve ahlak açısından ifade ettiği boyut, istisna kılınma imkanı bırakmaz. Kamu malının keyfi kullanımı ve kişisel menfaate malzeme yapılması, değil ikna, izah bile edilemez. Seçilmişlerin dokunulmazlık ayrıcalığı da, bu kapsamın dışında tutulamaz. Milletvekili olmak, siyasi mücadele içinde bulunmak, kamu malının kullanımında ayrıcalık oluşturmaz. Aksine daha dikkatli ve duyarlı davranma sorumluluğunu yükler. Toplumun diğer kesimleri için örnek oluşturma ihtimali çok daha hassas hareket etmeyi mecbur kılar. Hele bu seçilmiş olma pozisyonu, şaibeli bir durum içeriyorsa, zaten seçimin kendisi sorgulanır. Popülist siyasetin önemli propaganda argümanlarından birisi, seçilmişlerle atanmışlar arasında hiyerarşi kurarken ahlaki üstünlüğü değersizleştirmesidir. Bir göreve nasıl geldiğiniz halk iradesi açısından elbette önemlidir. Oysa halk iradesinin, kamu malının yağmasına rıza oluşturması düşünülemez. Bütün konumlar seçimle belirlenemeyeceği için seçilmişlerin atadığı kişiler de, sonuçta bir iradenin dolaylı yansımasıdır. Seçilmişlerle atanmışları karşı karşıya getiren yaklaşım, Türkiye siyasetinin geçmişine damga vurmuş, büyük acılara zemin oluşturmuştur. Seçimle belirlenen bir konuma atamayla gelmek elbette kabul edilebilir bir durum değildir. Ancak seçim gerçekten adil bir seçimse, bu değerlendirme yapılabilir. Şaibeli seçimle gelmeyi, seçilmiş olmak diye tarif etmek, ancak kendini kandırarak durumu idare edeceğini zannetmektir. Haklı nedenlerle bir seçimin iptali durumunda, o seçim hiç yapılmamış sayılır. Bu durum seçilmişin yerine geçici atamayı doğurabileceği gibi, seçimden önceki hukuki statüyü esas almayı da doğurabilir. Birincisi kayyum atanmasını ifade ederken, ikincisi mutlak butlan dolayısıyla, seçimin yok sayılmasını içerir. Kavramları birbirine karıştırarak, içini boşaltarak, algı oluşturmak gerçeğe ve zamana meydan okumaktır. Gerçeğin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi bir özelliği vardır. Seçilmişlik bir kudsiyet içermiyorsa, yani seçilen kişiler de herkes gibi beşer olmanın zaaflarını taşıyorsa, sorumluluktan, hesap vermekten muaf tutulamazlar. Hem toplumsal vicdanda, hem yargısal ortamda, aklandıklarında gayet tabii herkes gibi siyasal sorumluluk almak, siyasi konumlara talip olmak hakkına sahip olurlar. Yargı süreçlerinde masumiyet esasken, toplumsal meşruiyet ve ahlak muhasebesinde geçerli olması gereken kural, aklanana kadar bir adım geri durmayı ve aklandıktan sonra elde edeceği gücün önünde herkesin eğileceğini bilmektir. Bundan emin olan ve kendisine güvenen, hakkındaki iddialarla ilgili, gözlerini yummayı, kulaklarını tıkamayı ve bağırarak gerçeğin ortaya çıkmasını ertelemeyi, engellemeyi tercih etmez. Ancak kendi yapıp ettiğini bilen, bunların toplumsal vicdanda kabul görmeyeceğini fark edenler, ya yeni suçlar işlemeye devam ederler ya da konuyu örterek yol yürüyebileceklerini zannederler.

YAZARIN DİĞER YAZILARI