KONUK YAZAR / HASAN TARTUS
Tarih: 18 Mart 2011, Suriye’de olaylar henüz tam başlamamıştı, orada burada bir avuç insanın gösterileri dışında pek önemli ve ülkenin 14 yıllık bir iç savaşın arifesinde olduğunu hissettirecek bir şey yoktu. Ülkenin güney ili Dera’da siyasi emniyet şubesi başkanı Tuğgeneral Atıf Necip, duvarlarda yönetim karşıtı yazılar yazan birkaç çocuğu gözaltına almıştı. Bir rivayete göre; 12-13 yaşındaki çocukları ağır bir işkenceden geçirip tırnaklarını söktürmüştü. Başka bir rivayete göre ahaliye ve hatta bölgenin önde gelen isimlerine karşı kabul edilemez, aşağılayıcı bir dil kullanmıştı. Başka bazı rivayetler ise bunu yalanlar. Teyzesinin oğlu olan zamanın Cumhurbaşkanı Beşar Esad, hangi bilgilere veya hesaplara dayanarak bilinmez ama yargılamadan görevinden uzaklaştırmakla yetindi. Velhasıl Atıf Necip geniş bir kitle tarafından sorumlu gösterilip Dera’da ilk geniş gösteri düzenlendi. Ve neredeyse tüm dünyanın bir şekilde müdahil olduğu adeta bir mini dünya savaşı, o tarihte ilk işaret fişeğini ateş etmişti.
Gel zaman git zaman, 8 Aralık 2024’te Ahmet El Şaraa Şam’a ayak basıyor, Esad yönetimi dağılmış, yönetimin üst kadroları bir anda kayboldu. Daha sonra bir kısmının Rus hava üssüne iltica etmiş, oradan Rusya’ya gittiği, bir başka kısmının ise Lübnan’a veya Irak’a, oradan da başka ülkelere geçtiği bilgileri gelmeye başladı. Yine de orada burada bazı figürler ülkede kalmaya karar verdi. Bu figürlerin bir kısmı yeni yönetim tarafından tutuklanmıştır. Ve evet, başta Atıf Necip’in kendisi var.
Yeni yönetim, sembol isimleri yargılama kararı aldı. Gerçi her yeni yönetim devrik yönetimin sembollerini yargılamak ister çünkü bu, psikolojik bir üstünlük sağlar ve destekçilerine “davaya sadık kamla” mesajını verme fırsatını verir. Şam yönetimi de böyle yaptı. Davaların önemli bir kısmı canlı yayında verme kararı alındı, sürece “geçiş adaleti” adı verildi, bu kavram “barış ve huzur içinde yaşayan bir devlete doğru geçiş süreci için önemli olan adalet mekanizması” şeklinde açıklandı. Hatta mesela Atıf Necip davasında şöyle ince bir detaya yer verildi. Dava sırasında orada bulunan bir avukat “Hübel düştü” diye çağırmaya başladı, yerel medya buna geniş bir yer verdi. İşin aslı ise, çok eskiye dayanıyor. Hz. Muhammet, Mekke’yi ele geçirip Kabe’deki tapınılan heykelleri yerle bir etmesiyle en büyük heykel “hübel” düştüğünde benzer bir çığlık çıktığı rivayet edilir.
Atıf Necip yanı sıra dönemin müftüsü Ahmet Hassun, Esad’ın kuzeni Vesim Esad, eski hava istihbaratı şefi Tümgeneral İbrahim Hüveyce ve büyük bir katliamla suçlanan astsubay Emcet Yusuf yargılanıyor. Ancak, yargılananlar kadar yargılanmayanlar dikkat çekiciydi. Mesela Cumhuriyet Muhafızları tugayı komutanı ve Esad’ın kuzeni Tümgeneral Talal Makhluf, Esad destekçisi “Ulusal Savunma” askeri yapılanmasının komutanı Fadi Sakr ve Esad’a yakınlığıyla bilinen ve yönetimin finans şebekesinin önemli bir aygıtı olmakla suçlanan milyarder Muhammet Hamşo.
Durumun garipliğini şu örnekle anlatalım. Astsubay Emcet Yusuf Şam Tadamun semtinde 41 kişiyi yakarak öldürmekle suçlanıyor. Guardian gazetesi görüntüleri 2022’de yayınlamıştı, ancak zamanında Tadamun bölgesinden askeri açıdan sorumlu olan Fadi Sakr, bırakın yargılanmayı, hatta bırakın ifadesi bile alınmayı devlet nezdinde Alevileri temsil eden muhatap olarak sahnede yer almaya devam ediyor.
Bir yerde gizli bir düğüm olduğu kesin. Yönetimin bazı yanlıları, yeni kurulan devletin bu hassas dönemde gri bölgelerde hareket etme hakkı olduğunu, ona güvenmek gerektiğini savundular. Diğer yanlılar ise devletin haklarını savunmakta yetersiz olduğunu dile getiriyor. İşin arkasındaki asıl sırrı bilmediğimiz halde yeni devletin liderlerinin, yeni yönetimi pekiştirmek için bazı destekçilerinin baskısına maruz kalmayı ve bir kısmını kaybetmeyi bile göze almış durumda olduğu sonucuna ulaşmamız pek zor değil. Muhtemelen geçici bir süreçtir. Ama geçici de olsa ne kadar zaman alacak, işe o büyük bir muamma!

