Sosyal hayatta kirlenme nasıl birleşik kaplar gibi kurumdan kuruma taşıyorsa, temiz toplum ideali de, yine domino etkisiyle farklı siyasal yapıları devirecek ya da dönüştürecektir. Çürümenin, yozlaşmanın önüne geçme konusunda siyasetin öncülük yapması, elbette anlamlıdır. Ancak çürümeyi sadece siyasal kurumlardan ibaret görmek, hele sadece bir partinin sorunu olarak tarif etmek, konunun büyüklüğünün farkında olmamaktır. Particilik mekanizmamız, talepler ve hak savunuculuğu savunuculuğundan ziyade temsil odaklı olduğu için, bir kesim adına söz söyleme konforu, her türlü kirliliği de örtmeye yetmektedir. Ezilenler adına, Kürtler, Aleviler dindarlar, milliyetçiler adına söz söyleme tekelini kendinizde gördüğünüzde, mali konulardaki yozlaşma ve çürümeyi kutuplaşma üzerinden kolayca örtebilirsiniz. Kavgada yumruk sayılmadığı gibi, çalma çırpma da sayılmaz artık. Her yol mübahtır.. Yeter ki kazanan taraf siz olun ve odaklandığınız başarıya yaklaşın. Hiç şüphesiz toplumun sesi çok çıkan kesimleri, aynı zamanda siyasetle çıkar ilişkisi içerisine giren örgütlü çevreleridir. Bunlar sadece merkezi siyasette değil, yerel siyaset medya ilişkileri, meslek örgütleri, odalar sendikalar, vakıflar dernekler, her tarafa sirayet etmişlerdir. Bu nedenle arınma dediğinizde bir linç kampanyasına maruz kalmanız, son derece anlaşılır bir durumdur. En iyi ihtimalle bu linç karşısında sessiz kalmayı tercih edenler, tarafsızlık oyununu sergileyenler, başka bir yerde başka bir kirli hesabın suç ortağı olabilirler. Belediye kaynaklarından beslenen gazeteciler, kiraları ödenen kurumlar, kirlenmeyi sadece karşı tarafı yıpratmaya dönük bir argüman olarak görebilirler. Kendi kirlenmişlikleri masaya yatırılmadığı müddetçe, temiz toplum hayalinden söz edebilirler. Bu tablo kimi tarikatlardan, cemevlerine, sağlı sollu sendikal mücadeleye, gayet tabii irili ufaklı partilere de sirayet etmiştir. Bu nedenle arınmayı savunmak, zor ama bir o kadar kıymetli ve onurlu bir mücadeledir. Bunun CHP içi mücadele ya da Kılıçdaroğlu taraftarlığı gibi tarif edilmesi, bazılarının işine gelse de, büyük resmin ısrarla küçültülmesidir.
Toplumun ana gövdesini oluşturan sessiz çoğunluğu ise siyaset arenasındaki şovu izlemekte ve günü geldiğinde sandıkta son sözü söylemeyi beklemektedir. Seçmen tercihi değişebilir olduğu için aslında siyasal tabloyu şekillendiren asıl kitle bunlardır. Gürültüsü çok çıkan fanatikler zaten öğrenmeye ve değişmeye kapalıdır.
İktidar şehveti geniş kitleleri, sessiz çoğunluğu fazla ilgilendirmez. Onları bu kavga heyecanlandırmaz.
İktidarı sadece hükümet olarak algılayanlar, paranın, yerel yönetimlerdeki imkanların, hatta bazen meslek örgütlerindeki, sendikalardaki rantın, nasıl bir iktidar gücü doğurduğunu görmüyor olabilirler. Bu gücün hiç bitmeyeceğini sananlar, bir süre sonra gücün şehvetine kapılarak, savundukları değerleri unutanlar, kaçınılmaz olarak herkesi utandıracak işlere imza atarlar. Ellerinin altındaki imkanları ve yetkiyi kaybetmemek için, her türlü hakareti, iftira atmayı mübah görenler, daha büyük iktidar imkanını bulduklarında da bundan farklı bir tutum göstermeyeceklerini baştan belli ederler. Güya iktidarla çok sert bir kavganın tarafıymış gibi imaj inşa etmek için, her türlü samimi haklı tepkiyi paspas edenler, el altından iktidar içi gerilimlerden medet ummayı da ihmal etmezler. Erdoğan karşıtlığını, bir alternatif program sanan, sadece bununla yetinerek muhalefet ortaya koymanın konforuyla, iktidar olacağına sananlar, ısrarla temel hiçbir politikada yaklaşımlarını açık biçimde ifade etmekten kaçınıyorlar. Siyasetin finansmanı, yerel yönetimlerin mali şeffaflığı gibi konularda, bir çift söz söyleyemeyen, öneri getiremeyenler, etik değerleri, toplumsal hassasiyetleri, çok da önemli görmezler. Yıllarca tüm toplumsal muhalefet beklentisini, Erdoğan’ın sağlığıyla ilgili risklere endeksleyerek beklenti yönetenler, Erdoğan sonrasına dair küçük hesap içine girenlere selam göndermeyi de ihmal etmezler. Bu bir siyaset yapma tercihi olabilir ancak, bunun bir Kılıçdaroğlu histerisine dönüşmesi, hele bu nefretin, Aleviler, Alevi sanatçıları, cemevleri üzerinden sergilenmesi, bir siyasi eyleme dönüşmesi, kabul edilebilir bir durum değildir. Dergahlarda, cemevlerinde, kimseye dönük nefret ve öfkeyi körükleyecek provokasyonlara malzeme üretilemez. İktidar şehveti aklını ve ahlakını alanlar, Hz Ali’nin kendinden önceki halifeler döneminde nasıl bir muhalefet yöntemi tercih ettiğini, azıcık okuyup öğrensinler. Kısa iktidarı döneminde de, ne kadar hakkaniyete, adalete değer verdiğini, kimseye karşı öfkesinden kaynaklı bir adaletsizliğe prim vermediğini görsünler. Her türlü din istismarı nasıl kabul edilemezse, Alevi kültürü üzerinden bir iktidar kavgası yürütülmesi de normal görülecek bir durum değildir.
“Arınma siyaseti” de gayet tabi şişede durduğu gibi durmayacak bir süre sonra, en azından kokusu her tarafa yayılacaktır.
Toplumun böyle bir talebi olmadığını sananlar yanılacaktır. Toplum temizlenmenin, arınmanın bedelini ödemeyi göze almasa da, çalanın yanına kar kalmasına mutlaka tepki verecektir.
Ekonominin paylaşım boyutu doğru bir dille topluma anlatılırsa, yoksullaşan kitlenin öfkesi, her kesimde görülecek ve bu toplumsal psikoloji, Kürt-Türk, Alevi-Sünni tüm kimlik siyaset odaklarını yeniden şekillendirecektir.
