HALKWEBYazarlarKürt Siyasetinin Yanlış Ata Oynama Israrı

Kürt Siyasetinin Yanlış Ata Oynama Israrı

Kürt siyasetinin uzun süredir en büyük stratejik handikapı, Öcalan’ın 3.Yol yaklaşımını ısrarla anlamamaktır. Öcalan, uzun süredir bir 3.Yol yaklaşımı ortaya koyuyor ama O’nu takip ettiğini iddia edenler, O’nun adına bu tezin canına okuyor. Öcalan’ın 3.Yol yaklaşımının 2 ayağı olduğunu, O’nu olduğu gibi, eğip bükmeden anlamaya çalışan herkes kolayca görebilir. Bunlardan biri, daha çok iktidar kavgasına taraf olmadan sivil topluma dayalı inşa hareketidir.

DTK’nin kuruluşundan beri bu iddia savunuluyor gibi görünüp içi boşaltılarak bağlamından uzaklaştırılır. Yine bununla bağlantılı ikinci boyut ise, büyük iktidar mücadelesi resmini görüp burada taraf olmamayı, temel siyasi tercih olarak şekillendirmektir. Hem genel seçimler, hem belediye seçimlerinde bu yöndeki çağrıları boşa düşürülmüş ve buradan da hareketle Öcalan’ın, “Silahsızlanma ve Demokratikleşme” sürecine katkı yapma gücüne sahip olmadığı algısı, inşa edilmiştir. Son 10 yılımızı kaybettiren bu yaklaşım, yeniden harekete geçirilmek isteniyor Öcalan’ın “sözü dinlenmeyen, etkisiz zayıf bir aktör olduğu” tezi, bir şekilde alternatif isimler telaffuz edilerek, kolaycı yöntemlerle sabote ediliyor.
Kürt siyasetinin bugün yaşanan aktüel tartışmada, CHP içi gerilimde bu kadar açık taraf olması, Demirtaş’ın mektubunda Kılıçdaroğlu’nu yok sayması, Özgür Özel’i muhatap alarak tutum alması, Tuncer Bakırhan’ın, İmamoğlu davasını tümüyle bir siyasal operasyon olarak tarif etmesi, bunun somut göstergeleridir.

Konu, Kılıçdaroğlu- İmamoğlu bağlamında ele alınacaksa hangisinin barış konusunda nerede durduğunu tartışabilirsiniz. Ancak apaçık bir yozlaşma çürüme ve belediyeler aracılığıyla siyaseti rehine pozisyonuna düşürme tuzağında taraf olmak, ahlaki politik toplum savını yok sayarak, çürümüş burujuva demokrasisi kayığına binerek, umut aramaktır. Bu ayrışma ve tartışmada taraf olunacaksa, ahlaki politik toplumdan ve yolsuzluklara karşı duyarlı bir demokratlıktan yana taraf olunabilir.

Benim HDP Grup Başkan Vekillerine ait olan, dokunulmazlığın kaldırılması başvuru evrakını paylaşma niyetim, bu taraf oluşun Kürt halkına ve Kürt siyasetine ödeteceği bedeli ön görerek, uyarı yapma arayışından ibarettir. “Seni başkan yaptırmayacağız” cümlesinin bedelini, 10 yıldır ödeyen bir halkın ve siyasetin, önümüzdeki 10 yılı da rehine durumuna düşürecek yanlış bir tercihe adım adım sürüklenişine itiraz ve küçük bir uyarıda bulunmak istedim. Konuyla ilgili yaptığım açıklamalarda da, başvuruda kendi imzamın da, Demirtaş’ın imzasının da bulunduğunu, dolayısıyla dokunulmazlıkların kaldırılmasının faturasının sadece Kılıçdaroğlu’na kesilmesinin haksızlık olduğunu net biçimde ifade ettim.

Ben o imzamın da AYM başvurusundaki imzamın da, o günlerde yaptığım tüm açıklamaların da arkasındayım. Her fırsatta, 10 yıl önce olduğu gibi bugün de, CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasında sergilediği tavrı eleştirdim. Ancak anlamak, hakkaniyetle davranmak, hakkı teslim ederek bir tutum ortaya koymak başkadır. Gerçeğin yarısını örterek, indirgemeci bir yaklaşımla, bütün faturayı bir kişiye kesmeye kalkmak başkadır.

Türk solundaki bazı grupların, üç beş kuruş İBB kaynaklarından destek için bu çürümüş liberal dalgayı arkalarına alarak Kılıçdaroğlu’na karşı kürek çekmesini anlarım. Kürt halkının buna ihtiyacı mı var ? Bu zillete ortak olmak, açık yolsuzlukları savunmayı demokratlık diye sunmaya kalkmak, ödenen bu kadar bedele değer mi ?

Kürt siyasetinin ödediği onca ağır bedeli, birilerinin rant ve koltuk kavgasına basamak yapmak, halka, adanmışlıklara ihanettir. Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olduğu dönemde, Özgür Özel de Grup Başkan vekiliydi. Birçok CHP’li milletvekilinin, oylarını belli ederek Ek.20 düzenlemesiyle dokunulmazlıkları kaldıran Anayasa değişikliğine hayır dediklerini ben de gayet iyi biliyorum. O gün referanduma gidecek sayıyı iktidar grubunun zaten bulduğunu, konunun referanduma götürülmesi durumunda, adeta bir linç kampanyasına dönüşecek halk oylamasının, ülkeye bir yararı olmayacağını, aksine kutuplaşmayı derinleştireceğini düşünerek, referanduma gitmesine gerek kalmayacak biçimde 20 oy vermeyi, ben kişisel olarak doğru bulmadığım gibi, her seferinde açık biçimde eleştirdim.

Ancak bu tercihi anlamak, anlayışla bir tavır ortaya koymak, insani ve ahlaki bir zorunluluktur. O gün Kılıçdaroğlu’na itiraz etmeyen CHP’lilerin, bugün sırf 3 tane Kürt oyu alma hevesiyle, Kılıçdaroğlu’nu “günah keçisi” ilan edip faturayı sadece ona kesmesine olan itirazım, çok açıktır. Ben 10 yıl önce durduğum yerin arkasındayım. Bunu da, isteyenle istediği platformda tartışmaya varım. İster Kürt siyasetinin platformları, isterse İmamoğlu’nun desteklediği medya kuruluşları. Kim nerede istiyorsa, bu konuyu istedikleri kişiyle tartışmaya hazırım.

Kürt siyasetinin yanlış ata oynama alışkanlığı, elbette sadece CHP içi tartışmalardan ibaret değil. İktidar bloku içerisinde de, Sayın Bahçeli ve Erdoğan’ın göze aldıkları risk ve ezber bozan yaklaşımlarına rağmen , hala iktidar içerisinde konuya dair hiçbir söz söyleme zahmetinde bulunmayan aktörlere yatırım yapmak, Erdoğan sonrasına hazırlık yapan çevrelerin, yelkenine binerek, dalgalı denizde sörf yapmaktır. İktidar içi mücadelelerde ya taraf olmazsınız ya da doğru tarafta olmanın dikkat ve özeni ile tercih yaparsınız. Bu sürecin hukuki altyapısını oluşturmak için büyük çaba sarf eden Uçum’u hedef tahtasına oturtup, daha bugüne kadar sürece dair bir tek açık olumlu cümle kurmamış kişilerle kapalı kapılar ardında ilişkiye girerek, yine Erdoğan’ın tasfiyesi operasyonlarına umut bağlamak, Kürt halkını uluslararası sofralarda meze yapmaya kalkmaktır. Eğer Anayasa Ek.20 maddesini tartışacaksanız, Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğiniz kadar, buna sessiz kalan diğer CHP’lileri de, o gün bu öneriyi getiren iktidarı da eleştireceksiniz. O zaman, toplum itirazınızın ahlaki ve tutarlı olduğunu düşünür.

“Öcalan’a özgürlük” mitingi düzenlemeden önce, Öcalan’ı anlama, doğru okuma eğitimleri düzenleseniz, Kürtlere de, Türkiye demokrasisine de daha büyük katkı yaparsınız. Sürece kökten karşı olan partilere malzeme verip, yeniden “bayrak mitingleri” yapılmasına zemin oluşturmanın tarihi vebali, önümüzdeki yıllarda bir daha yakalanamayacak fırsatları da kendi ellerinizle tepmenize neden olacaktır. Kürt siyesetini, Kürt toplumsal potansiyelini, rehine durumuna düşürecek yanlış bir tercihe, adım adım sürüklenişe itiraz ve küçük bir uyarıda bulunmak istedim.

Konuyla ilgili yaptığım açıklamalarda da, başvuruda kendi imzamın da, Demirtaş’ın imzasının da bulunduğunu, dolayısıyla dokunulmazlıkların kaldırılmasının faturasının sadece Kılıçdaroğlu’na kesilmesinin haksızlık olduğunu net biçimde ifade ettim. Ben o imzamın da AYM başvurusu imzanın da, o günlerde yaptığım tüm açıklamaların da arkasındayım. Her fırsatta, 10 yıl önce olduğu gibi bugün de, CHP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasında sergilediği tavrı eleştirdim. Ancak anlamak, hakkaniyetle davranmak, hakkı teslim ederek bir tutum ortaya koymak başkadır.

Gerçeğin yarısını örterek, indirgemeci bir yaklaşımla, bütün faturayı bir kişiye kesmeye kalkmak başkadır. Türk solundaki bazı grupların, üç beş kuruş İBB kaynaklarından destek için bu çürümüş liberal dalgayı arkalarına alarak Kılıçdaroğlu’na karşı kürek çekmesini anlarım. Kürt halkının buna ihtiyacı mı var ? Bu zillete ortak olmak, açık yolsuzlukları savunmayı demokratlık diye sunmaya kalkmak, ödenen bu kadar bedele değer mi ? Kürt siyasetinin ödediği onca ağır bedeli, birilerinin rant ve koltuk kavgasına basamak yapmak, halka, adanmışlıklara ihanettir.

Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olduğu dönemde, Özgür Özel de grup başkan vekiliydi. Birçok CHP’li milletvekilinin, oylarını belli ederek Ek.20 düzenlemesiyle dokunulmazlıkları kaldıran anayasa değişikliğine hayır dediklerini ben de gayet iyi biliyorum. O gün referanduma gidecek sayıyı iktidar grubunun zaten bulduğunu, konunun referanduma götürülmesi durumunda, adeta bir linç kampanyasına dönüşecek halk oylamasının, ülkeye bir yararı olmayacağını, aksine kutuplaşmayı derinleştireceğini düşünerek, referanduma gitmesine gerek kalmayacak biçimde 20 oy vermeyi, ben kişisel olarak doğru bulmadığım gibi, her seferinde açık biçimde eleştirdim. Ancak bu tercihi anlamak, anlayışla bir tavır ortaya koymak, insani ve ahlaki bir zorunluluktur. O gün Kılıçdaroğlu’na itiraz etmeyen CHP’lilerin, bugün sırf 3 tane Kürt oyu alma hevesiyle, Kılıçdaroğlu’nu “günah keçisi” ilan edip faturayı sadece ona kesmesine olan itirazım, çok açıktır. Ben 10 yıl önce durduğum yerin arkasındayım. Bunu da isteyenle istediği platformda tartışmaya varım.

İster Kürt siyasetinin platformları, isterse İmamoğlu’nun desteklediği medya kuruluşları. Kim nerede istiyorsa, bu konuyu istedikleri kişiyle tartışmaya hazırım. Kürt siyasetinin yanlış ata oynama alışkanlığı, elbette sadece CHP içi tartışmalardan ibaret değil. İktidar bloku içerisinde de, Sayın Bahçeli ve Erdoğan’ın göze aldıkları risk ve ezber bozan yaklaşımlarına rağmen , hala iktidar içerisinde konuya dair hiçbir söz söyleme zahmetinde bulunmayan aktörlere yatırım yapmak, Erdoğan sonrasına hazırlık yapan çevrelerin, yelkenine binerek, dalgalı denizde sörf yapmaktır. İktidar içi mücadelelerde ya taraf olmazsınız ya da doğru tarafta olmanın dikkat ve özeni ile tercih yaparsınız. Bu sürecin hukuki altyapısını oluşturmak için büyük çaba sarf eden Uçum’u hedef tahtasına oturtup, daha bugüne kadar sürece dair bir tek açık olumlu cümle kurmamış kişilerle kapalı kapılar ardında ilişkiye girerek, yine Erdoğan’ın tasfiyesi operasyonlarına umut bağlamak, Kürt halkını uluslararası sofralarda meze yapmaya kalkmaktır. Eğer Anayasa Ek.20 maddesini tartışacaksanız, Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğiniz kadar buna sessiz kalan diğer CHP’lileri de, o gün bu öneriyi getiren iktidarı da eleştireceksiniz.

O zaman, toplum itirazınızın ahlaki ve tutarlı olduğunu düşünür. “Öcalan’a özgürlük” mitingi düzenlemeden önce, Öcalan’ı anlama, doğru okuma eğitimleri düzenleseniz, Kürtlere de, Türkiye demokrasisine de daha büyük katkı yaparsınız. Sürece kökten karşı olan partilere malzeme verip, yeniden “bayrak mitingleri” yapılmasına zemin oluşturmanın tarihi vebali, önümüzdeki yıllarda bir daha yakalanamayacak fırsatları da kendi ellerinizle tepmenize neden olacaktır

YAZARIN DİĞER YAZILARI