BATAKLIĞA DOKUNMADAN ARINMA OLMAZ
Siyasette bazı kavramlar vardır; ya ağırlığını taşırsınız ya da altında kalırsınız. “Arınma” bunlardan biridir.
Çünkü arınma, günlük siyasi tartışmalarda kullanılacak sıradan bir propaganda sözcüğü değildir. Arınma; bir dönemin muhasebesini yapmak, sorumlularla yüzleşmek, bedel ödemeyi göze almak ve ortaya çıkan sonuçların değil o sonuçları üreten mekanizmaların üzerine gitmektir.
Bu nedenle arınma söylemi, aynı zamanda bir cesaret iddiasıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi göreve gelirken kamuoyuna en güçlü olarak sundukları kavramlardan birini “arınma” olarak belirledi. Parti içerisinde yaşanan çürümenin, yozlaşmanın, etik aşınmanın ve siyasi savrulmanın temizleneceği söylendi.
Ancak aradan geçen süreye bakıldığında ortaya çıkan tablo ile ortaya konulan iddia arasında ciddi bir mesafe bulunduğu görülmektedir.
Çünkü eğer gerçekten bir arınma hedefleniyorsa, öncelikle çürümenin kaynağı olduğu söylenen siyasi merkezle hesaplaşılması gerekir.
Bataklığı kurutmadan sivrisinek avına çıkmanın hiçbir siyasi anlamı yoktur.
Bugün parti içerisinde yapılan tartışmaların önemli bir bölümü, yaşanan krizlerin siyasi sorumluluğunun Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekseninde şekillendiği iddiası üzerine kuruludur.
Eğer bu iddialar doğruysa neden gereği yapılmamaktadır?
Eğer doğru değilse neden hâlâ bu iddialar üzerinden siyaset yapılmaktadır?
İşte arınma söyleminin ilk büyük açmazı tam burada başlamaktadır.
Çünkü gerçek arınma seçici olmaz.
Gerçek arınma güçlüye başka, güçsüze başka ölçü uygulamaz.
Gerçek arınma, dostları koruyup rakipleri tasfiye etmek değildir.
Gerçek arınma, kim olduğuna bakmaksızın aynı ilkeyi herkes için uygulamaktır.
Bir ay boyunca çevredeki aktörlerle uğraşıp merkezdeki siyasi tartışmaya dokunmamak ise ister istemez şu soruyu gündeme getirmektedir:
Ortada gerçekten bir arınma mı vardır, yoksa yeni bir siyasi pozisyon alma süreci mi işletilmektedir?
Çünkü tarihin hiçbir döneminde gerçek dönüşümler semptomlarla mücadele ederek gerçekleşmemiştir.
Gerçek dönüşümler nedenlere yönelir.
Gerçek dönüşümler dokunulmazlara dokunur.
Gerçek dönüşümler güç merkezlerini sorgular.
Aksi halde ortaya çıkan şey devrim değil dekor değişikliğidir.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun önündeki ilk soru budur:
Arınma bir ilke midir?
Yoksa yalnızca geçici bir siyasi retorik midir?
SEÇİCİ ADALETİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN ARINMA
Bir siyasi hareketin samimiyeti, dostlarına gösterdiği hoşgörüyle değil, kendi çevresine uyguladığı ilkelerle ölçülür.
Muhalefetteyken liyakat, etik, hesap verebilirlik ve siyasi ahlak üzerine uzun nutuklar atmak kolaydır.
Asıl mesele, o ilkeleri kendi mahallende uygulayabilmektir.
Çünkü siyaset, başkalarına gösterilen cesaret kadar kendine karşı gösterilen dürüstlüktür.
Bugün CHP içerisinde “arınma” başlığı altında yürütülen tartışmaların en büyük açmazlarından biri de burada ortaya çıkmaktadır.
Bir taraftan parti içinde yeni bir sayfa açılacağından söz edilmektedir.
Bir taraftan örgütsel disiplin, siyasi ahlak ve kurumsal saygı vurguları yapılmaktadır.
Ancak diğer taraftan yıllarca CHP’nin genel başkanlığını yapmış bir isim hakkında ihraç istemiyle dilekçe veren, siyasi meşruiyetini tartışmaya açan, örgüt içerisinde açık biçimde tasfiye çağrıları yapan isimlerin önemli bir kısmı hâlâ görevlerini sürdürmektedir.
İşte burada durup şu soruyu sormak gerekir:
Eğer gerçekten bir arınma yaşanıyorsa, bu durum nasıl açıklanacaktır?
Çünkü siyaset yalnızca açıklamalarla yapılmaz.
Siyaset aynı zamanda verilen mesajlarla yapılır.
Görevde tutulan her yönetici, her ilçe başkanı, her yönetim kurulu üyesi aslında bir siyasi tercihin sembolüdür.
Bir yönetimin koruduğu kadrolar, o yönetimin sessiz onayını da taşırlar.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo ister istemez şu çelişkiyi doğurmaktadır:
Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu adına “arınma”, “yeniden kuruluş”, “parti içi ahlak” söylemleri kullanılmaktadır.
Diğer tarafta ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiden ihraç edilmesini isteyen, yıllarca genel başkanlık yapmış bir ismi siyasi olarak yok saymaya çalışan aktörler görevlerini korumaktadır.
Bu durum siyasi tutarlılıkla açıklanamaz.
Daha da önemlisi, bu durum yalnızca bir çelişki üretmez.
Aynı zamanda bir cesaret kaynağına dönüşür.
Çünkü yaptırımsız bırakılan her davranış zamanla teşvik edilir.
Karşılıksız bırakılan her saldırı normalleşir.
Sınır çizilmeyen her saygısızlık kurumsal kültürün parçası haline gelir.
Bugün görevde tutulan bu isimler yalnızca kendi koltuklarını korumuyor olabilirler.
Aynı zamanda yarın Kemal Kılıçdaroğlu’na “hain”, “işbirlikçi”, “AKP projesi”, “partiyi ele geçirmeye çalışan figür” ve benzeri ithamları yöneltecek yeni gruplara da cesaret veriyor olabilirler.
Çünkü insanlar sözlerden çok sonuçlara bakarlar.
Bir davranışın bedeli yoksa o davranış meşru kabul edilir.
Bir saldırının yaptırımı yoksa o saldırı teşvik edilmiş sayılır.
Bir örgütsel saygısızlık karşılıksız kalıyorsa, o davranış zamanla siyasi norm haline gelir.
Oysa CHP gibi yüz yılı aşan bir siyasi gelenekte mesele kişilerden bağımsız olarak kurumsal hafızadır.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’dur.
Yarın başka bir genel başkan olacaktır.
Fakat eğer partinin son seçilmiş genel başkanına yönelik ihraç talepleri, hakaret kampanyaları ve siyasi linç girişimleri karşılıksız kalıyorsa, yarın hiçbir makamın, hiçbir görevin ve hiçbir siyasi geçmişin saygınlığından söz etmek mümkün olmayacaktır.
İşte bu nedenle mesele birkaç ilçe başkanı değildir.
Mesele birkaç yönetici değildir.
Mesele CHP’nin hangi davranışları meşru saydığıdır.
Ve bu soruya verilecek cevap, arınma söyleminin samimiyetini belirleyecektir.
Çünkü gerçek arınma önce cesaret ister.
Cesaret ise en yakınındakilere karşı da ilke uygulayabilmektir.
SAYIN KILIÇDAROĞLU, YA GEREĞİNİ YAPIN YA DA BU SÖYLEMDEN VAZGEÇİN
Siyasette bazı anlar vardır ki, artık mazeretlerin arkasına saklanılamaz.
Çünkü bir noktadan sonra insanlar söylenenlere değil, yapılmayanlara bakmaya başlar.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşı karşıya bulunduğu durum tam olarak budur.
Aradan haftalar geçmiş olmasına rağmen CHP kamuoyu hâlâ aynı soruların cevabını beklemektedir.
Eğer gerçekten bir arınma süreci başlamışsa, bu sürecin hedefi nedir?
Eğer gerçekten bir siyasi ve ahlaki muhasebe yapılacaksa, bunun sınırları nerede başlayıp nerede bitmektedir?
Eğer gerçekten partiyi bu noktaya getiren anlayışla hesaplaşılacaksa, bu hesaplaşma neden yalnızca çevredeki isimlerle sınırlı kalmaktadır?
Çünkü arınma iddiası ortaya atıldığı andan itibaren artık kişisel bir tercih olmaktan çıkar.
Bir siyasi taahhüde dönüşür.
Ve siyasi taahhütlerin en önemli özelliği, yerine getirilmek zorunda olmalarıdır.
Bugün CHP içinde yaşanan tartışmaların merkezinde iki isim bulunmaktadır: Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu.
Aylar boyunca yapılan açıklamalarda, kurultay tartışmalarında, örgüt toplantılarında, televizyon ekranlarında ve sosyal medya paylaşımlarında yaşanan siyasi krizin merkezine bu iki isim yerleştirilmiştir.
Şimdi doğal olarak şu soru ortaya çıkmaktadır:
Bu değerlendirmeler doğru mudur, değil midir?
Eğer doğru değilse, o halde neden CHP tabanı aylar boyunca bu söylemlerle meşgul edilmiştir?
Eğer doğruysa, neden gereği yapılmamaktadır?
İşte cevap bekleyen asıl soru budur.
Çünkü siyasi tarih göstermiştir ki; hiçbir hareket kendi koyduğu teşhise rağmen tedaviden kaçamaz.
Bir yapıyı yanlış bulup o yapının temsilcilerine dokunmamak, siyasi tutarlılık değildir.
Bir dönemi eleştirip o dönemin aktörlerini korumak, siyasi cesaret değildir.
Bir anlayışı mahkûm edip o anlayışın yöneticileriyle yan yana yürümek, siyasi ahlak değildir.
Bu nedenle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde artık ertelenemez bir tercih bulunmaktadır.
Ya ortaya koyduğu arınma söyleminin gereğini yapacaktır…
Ya da bu söylemin bir siyasi retorikten ibaret olduğunu kabul edecektir.
Çünkü ikisinin ortasında bir alan kalmamıştır.
Arınma, yalnızca disiplin işlemleriyle olmaz.
Arınma, yalnızca birkaç yöneticiyi değiştirmekle olmaz.
Arınma, yalnızca sert açıklamalar yapmakla olmaz.
Arınma, siyasi sorumluluğun merkezine kadar gidebilmeyi gerektirir.
Arınma, dokunulmaz kabul edilen alanlara dokunabilmeyi gerektirir.
Arınma, güçten değil ilkeden yana tavır alabilmeyi gerektirir.
Aksi halde ortaya çıkan şey arınma değil, kontrollü bir siyasi revizyondur.
Ve tarih, kontrollü revizyonları değil, gerçek hesaplaşmaları hatırlar.
Bugün CHP’nin ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değildir.
Yeni düşmanlar değildir.
Yeni hedef tahtaları değildir.
CHP’nin ihtiyacı olan şey tutarlılıktır.
Çünkü tutarlılık olmadan güven olmaz.
Güven olmadan meşruiyet olmaz.
Meşruiyet olmadan da hiçbir siyasi hareket uzun süre ayakta kalamaz.
Bu yüzden mesele artık Özgür Özel meselesi değildir.
Ekrem İmamoğlu meselesi değildir.
Kılıçdaroğlu meselesi de değildir.
Mesele, CHP’nin kendi sözlerine inanıp inanmadığı meselesidir.
Ve tarihin hükmü her zaman aynı olmuştur:
İnsanlar söyledikleriyle değil, söylemlerinin gereğini yapıp yapmadıklarıyla hatırlanırlar.
Bugün Sayın Kılıçdaroğlu’nun önündeki asıl sınav da budur.
Eğer gerçekten arınma istiyorsa, bunun bedelini ödemeye hazır olmalıdır.
Çünkü arınma bir slogan değildir.
Arınma bir devrimdir.
Ve devrimler, bataklığı yerinde bırakıp sivrisineklerle mücadele ederek yapılmaz.
