HALKWEBGündemHALKTAN KOPAN SOLUN ÇIKMAZI

HALKTAN KOPAN SOLUN ÇIKMAZI

0:00 0:00

Solun cahili ile sağın cahili arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yok; yaşananlar bunu açıkça gösteriyor. Biri Romanov koyunu, diğeri Karaman koyunu…

 

İkisi de et verir, süt verir. Lâkin mesele sadece verim değildir. Millet kurbanlık seçerken gidip Karaman koyununu tercih eder. Çünkü toplum kriz anında, kendi kültürüne, kendi mayasına, kendi iklimine benzeyene yönelir. Romanov’un müşterisi başka çevrelerdir; Karaman’ın müşterisi ise Anadolu’dur.

 

Siyasette de durum farklı değildir.

 

Sağın cahili en azından bilmediğinin farkındadır. Bu yüzden dinler, öğrenir, bazen de itaat eder. Yanlış yapabilir ama kendisini mutlak hakikatin merkezi olarak görmez. Solun cahili ise bilmediğini bilmez; problem tam da burada başlar. Cehalet ile kibir birleşince ortaya tahammülsüzlük çıkar. Kendi mahallesinden olmayan herkesi küçümseyen, halka rağmen halkçılık oynayan garip bir zihniyet doğar.

 

Bugün Türkiye’de muhalefetin en büyük problemi iktidarın gücü değil, kendi içindeki bu üstenci hastalıktır.

 

Mesela Yusuf Tekin Ramazan ayında bir genelge yayımlıyor. Toplumun manevî hassasiyetlerinin yoğunlaştığı bir dönemde bazı “monşer” sol çevreler hemen ortaya atılıp “Laikliği Savunuyoruz” bildirileri yayımlıyor. Peki sonuç ne oluyor?

 

Zannettikleri gibi Yusuf Tekin yıpranmıyor. Tam tersine kendi tabanında daha da güçleniyor. Çünkü zamanlama yanlış, üslup yanlış, sosyoloji bilgisi sıfır… Halkın duygusunu okumayı bilmeyen bir siyaset diliyle sonuç alınamaz. Siz Ramazan atmosferinde dine ve manevî değerlere mesafeli görünen bir refleks verdiğiniz anda, karşı mahalleyi kendi ellerinizle konsolide etmiş olursunuz.

 

Sonra dönüp “Bu halk neden anlamıyor?” diye millete kızıyorlar.

 

Asıl anlamayan kendileri.

 

Anadolu insanını hâlâ 1930’ların vesayet diliyle okumaya çalışıyorlar. Halkın inancını, geleneğini, kültürünü folklorik bir ayrıntı sanıyorlar. Oysa bu milletin mayası bunlardan oluşuyor. İnsanlar ekonomik krizden şikâyet eder ama yine de kendisini küçümseyene teslim olmaz.

 

Çünkü seçmen sadece cebine göre oy vermez; aidiyetine, haysiyetine ve kendisine gösterilen saygıya göre de oy verir.

 

Türkiye’de belli bir zümre var ki kendisini bu milletin sahibi zannediyor. Üstenci bir dil, kibirli bir tavır, sürekli parmak sallayan bir üslup… Rakı-balık sofralarında memleket kurtarıp viski masalarında halkçılık anlatıyorlar. Anadolu insanını ise sadece seçim günü hatırlanacak bir “oy deposu” gibi görüyorlar.

 

Sonra neden seçim kaybedildi diye şaşırıyorlar.

 

Bu tiplerin toplumsal karşılığı aslında çok sınırlı. Gürültüleri fazla olduğu için kendilerini büyük bir kitle sanıyorlar. Oysa sandık başka şey söylüyor. Hatta önemli bir kısmı sandığa bile gitmiyor. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda yaşanan tablo bunun açık örneklerinden biridir.

 

Ne gariptir ki en büyük zararı da desteklediklerini iddia ettikleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne veriyorlar.

 

Çünkü halk şunu görüyor:

“Kendisi gibi düşünmeyeni aşağılayan bir zihniyet, iktidara gelirse bana nasıl davranır?”

 

Ve korkuyor.

 

Siyaset sadece ideoloji işi değildir; aynı zamanda gönül işidir. İnsan kazanma sanatıdır. Tepeden bakarak, küçümseyerek, hakaret ederek toplum dönüştürülemez.

 

Bu yüzden CHP’nin önündeki en büyük engel iktidar değil; halktan kopuk, kibirli, sosyoloji özürlü bu marjinal üstencilik dilidir.

 

Düşün artık CHP’nin yakasından…

Düşün ki parti nefes alsın.

Düşün ki halkla yeniden konuşabilsin.

Düşün ki bir gün gerçekten iktidar alternatifi olabilsin.

 

12 Haziran 2026

Numan CENGİZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI