HALKWEBYazarlarGüvercin Uçmazsa

Güvercin Uçmazsa

0:00 0:00

Anadolu’nun eski anlatılarında bir kuş vardır. Sadece gökyüzünde uçmaz. İnsanın içine de konar. Ona güvercin derler.

Ama her güvercin bildiğimiz güvercin değildir.

Bazen bir masumun yürüyüşüdür.

Bazen bir hakikatin yeryüzüne inmiş hâli.

Bazen de insanın unuttuğu merhametin ta kendisi.

İnsanlık tarihi boyunca güvercin hep kutsal sayılmıştır.

“Güvercin donu” derler. Türk mitolojisinde, tasavvufta, özellikle Alevi-Bektaşi inancında… erenlerin, ruhların şekil değiştirip güvercin kılığına girmesi demektir bu.

Ama bu sadece Anadolu’ya ait bir hikâye değildir. Kuş, insanlık anlatılarında hep ruhun simgesidir.

Antik Mısır’da “ba” denen ruh kuş olur. Bedeni terk eder ama yok olmaz.

Yunan mitolojisinde tanrılar kuşa bürünür, insana yaklaşır.

Hristiyan anlatılarında güvercin, kutsal ruhun inişidir.

Uzak Doğu’da kuş, gök ile yer arasında haber taşır.

Ama Anadolu bu sembolü başka bir yere koyar.

Kuş sadece ruh değil, ahlakın kendisi olur.

Rivayet edilir ki Hz. Muhammed’in merhamet hâli karşısında Cebrail, Mikail ve Azrail don değiştirir. Kuş suretine bürünürler. Biri doğan olur, biri güvercin.

O rahmet ikliminde doğan avından vazgeçer. Güvercin korkusunu bırakır.

Çünkü artık avlayanla avlanan yoktur.

Sadece aynı hakikatin sessizliğinde duran varlıklar vardır.

Alevi-Bektaşi menkıbelerinde “güvercin donuna girmek” daha da derindir.

Bu, şekil değiştirmek değildir sadece.

Varlığın sertliğini bırakıp inceliğe bürünmesidir.

Savaşın değil barışın diliyle yeryüzüne inmektir.

Anlatılır ki Hacı Bektaş Veli Sulucakarahöyük’e güvercin donunda gelir.

Yırtıcı kuşların kol gezdiği bir zamanda…

Sanki “ben zarar vermeye değil, sığınak olmaya geldim” der gibi.

Onu avlamak isteyen doğanlara karşı güvercin gibi yürür.

Ve der ki:

“Siz bize yırtıcı geldiniz, biz size mazlum geldik.”

Bu cümle bir inancın özeti değil sadece.

Bir ahlakın kendisi.

Güçlü olmanın değil, incinmeyi göze almanın ahlakı.

Çünkü tasavvufun diliyle bakınca don değiştirmek, “ben”in kabuğundan çıkmaktır.

İnsan sertliğini bıraktığında değişir.

Dünyaya zarar vermeden var olmayı öğrendiğinde başka bir hâle bürünür.

Kuş olmak kaçmak değildir.

Hafiflemektir.

Konmak ise işgal etmek değil.

Sadece incitmeden var olmaktır.

Güvercin bu yüzden Anadolu’da bir işarettir.

Bir pencereye konduğunda bazıları onu rastlantı sanmaz.

Bir hatırlatma gibi görür.

“Yumuşa.”

“Sertliğini bırak.”

“Kendini savunma refleksinin ötesine geç.”

Anadolu’nun hikmet dili şunu bilir:

Güvercin her zaman uçmak için gelmez.

Bazen eline konar.

Bazen başına.

Bazen bir pencerenin kenarına.

Ve o an mesele uçup gitmemesidir.

Çünkü güvercin ürkektir. Kolay kalmaz.

Eğer kalıyorsa, bu tesadüf değildir. Bir güvendir.

Konduğu yerde bir sertlik değil, bir yumuşama bulmuştur.

O yüzden Anadolu’da bakış değişir.

Uçmasına anlam yükleyen çoktur.

Ama asıl hikmeti bilenler, uçmadığı ana bakar.

Çünkü uçmak doğasıdır.

Konmak ise irade.

Güvercin elden kaçmıyorsa, o el artık tehdit değildir.

Sığınaktır.

Güvendir. Sevgidir.

Ve belki de en derin işaret şudur:

Bazen bir kuşun gitmemesi, bir sözden daha çok şey söyler.

“Burada barış var” der.

“Burada kalınabilir” der.

Burası yırtıcı doğanların evi değil, merhametin evidir.

Uçuşun değil, konuluşun kutsandığı yer…

Anadolu’nun sessiz hikmetinin başladığı yer.

Belki de bu yüzden güvercin, savaşların en gürültülü olduğu yerlerde bile en sessiz kuştur.

Ve belki de bu yüzden en eski hikâyelerde ona “don değiştiren” denir.

Çünkü o sadece değişimi değil,

değişimin mümkün olduğunu gösterir.

Güvercin donu dediğimiz şey aslında şudur:

İnsanın kendine rağmen iyi kalabilme ihtimali.

Belki de en büyük keramet kuşa dönüşmek değil; güvercin ürkekliğinde ve saflığında insan kalabilmektir.

Ve bütün bunların ardından sorulması gereken soru ise şudur.

Uçmayan bir güvercin, gerçekten korktuğu için mi kalır, yoksa artık korkulacak bir yer olmadığı için mi?

 

Resim: İsmet Demir

YAZARIN DİĞER YAZILARI