HALKWEBYazarlarÜÇ VAKTE KADAR CHP'Yİ BEKLEYEN GELİŞMELER

ÜÇ VAKTE KADAR CHP’Yİ BEKLEYEN GELİŞMELER

0:00 0:00

Üç vakit  metaforunu kısa, orta ve uzun vade biçiminde ele aldığımızda, kabaca önümüzdeki dönemin muhtemel gelişmelerini daha sistematik biçimde analiz edebiliriz. Siyasette öngörülebilir olanı netleştirmek, diğer beklenmeyen riskleri yönetmek için hayati öneme sahiptir. Bile bile lades pozisyonuna düşmemek için, göstere göstere gelen süreçleri doğru yönlendirebilmek için, zamana dayalı senaryoları masaya yatırmak gerekir.

Öncelikle en kısa dönemde, belki birkaç gün içerisinde yaşanabilecek grup toplantısı gerilimi filmin kopma noktası olabilir. 38.Kurultay’daki usulsüzlükler gerekçe gösterilerek tedbirli olarak görevden alınan Özgür Özel ve onunla hareket eden milletvekilleri, grup toplantısı yapmakta ısrar ederse, bunun hem hukuki hem siyasi boyutları dikkatle ele alınmalıdır. Siyaseten muhtemel beklenti, ihraç sürecini hızlandırıp ayrı parti kurmanın mağduriyete dayalı toplumsal meşruiyetini yükseltme olabilir. Hukuki olarak parti grubunun genel merkez tüzel kişiliğinden ayrı bir muhatapmış gibi ele alınması söz konusu olamaz. Bu konuda siyasi saiklerle değil, hukukun gerektirdiği tutarlılık ve ciddiyetle hareket etmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığıdır. Hiçbir parti için genel başkana rağmen ve genel merkezden bağımsız grup toplantısı ve diğer çalışmaların yapılması mümkün değildir. Grup yönetiminin oluşumu da grup imkanlarının kullanımı ve her türlü toplantısı da genel başkanın muhataplığı ve genel merkez karar organlarının iradesiyle şekillenir.

İki başlı bir CHP görünümü siyaseten Adalet ve Kalkınma partisine yarıyor gibi görünse de, toplumun siyasete olan güvenini demokrasiye dair beklentisine zayıflatacağı için tersine sonuçlar doğurabilir. Tıpkı butlan davasında olduğu gibi konunun siyasi getiri ve riskleri üzerinden değil, somut mevzuata dayanan kurallar üzerinden tavır geliştirilmelidir. Meclis iç tüzüğü ve siyasi partiler yasası, bu konuda polemiğe yer bırakmayacak netliktedir.

Orta vade diyebileceğimiz önümüzdeki aylar içerisinde ortaya çıkabilecek ikinci büyük gerilim alanı ceza davaları ve milletvekili dokunulmazlıklarının gündeme alınması ihtimalidir. Bu süreçte Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve merkez yönetiminin kendi iddialarıyla çelişmeyen tutarlılık içerisinde hareket etmesi son derece belirleyici olacaktır. Hem yolsuzluk başta olmak üzere etik konularda duyarlı, hassas, ancak adil yargılama konusunda da hiçbir partiliyi muhalif olduğu için dışlamayan bir yaklaşım geliştirilmelidir. Muhtemelen ayrı parti kurmaya dönük yol haritası, bu orta vade içerisinde şekillenecek, somut bir takvime dönüşecektir. Fezlekeler genel kurula gelmeden, ceza davaları daha fazla ilerlemeden, yeni partinin altyapısını oluşturan adımlar atılabilir.

Başta Özgür Özel olmak üzere diğer milletvekillerinin de, partiden ayrılmış olsalar bile hukuk süreçlerinde haklı oldukları noktalarda savunusunu yapmak Kılıçdaroğlu yönetimi için önemli bir sorumluluktur. Kabul edilmesi mümkün olmayan, gayrimeşru fiilleri savunmak değil, ama hukukun gereğini savunmak ayırt edilmesi gereken bir yaklaşımdır. İBB başta olmak üzere belediyelerle ilgili davalarda da aynı hassasiyet kararlı biçimde sergilenmelidir. Tutuklu yargılamanın zorunlu koşulları ortadan kalkar kalkmaz, ya da kalkması zorunlu olan kişiler için, tutuklu yargılama sürecinin daha fazla uzamaması önemlidir. Kamuoyu vicdanında parti içi iktidar mücadelesinin makul sınırları bellidir. Parti içi çekişmenin gündem oluşturma yoğunluğu, hiçbir surette toplumsal sorunlar ve öncelikli gündemin üzerinde bir yer oluşturmamalıdır. Toplumun siyasete olan güvenini inşa etmenin ilk adımı, siyasetçinin ne ile meşgul olduğu konusudur. Kişisel koltuk kavgaları, toplumun siyasetten soğumasının en önemli sebeplerinden birisidir.
Uzun vade diye tarif edebileceğimiz yılları hedefleyen planlamada ise seçim stratejileri ana zemini oluşturacaktır. Yerel seçimler konusu bugün için hem CHP hem de DEM Partisi için son derece önemlidir. Her iki partinin demokratik mekanizmaları işletme konusunda, Cumhur ittifakına öncülük edecek bir siyasi yol haritası çıkarması pekala mümkündür. Kayyum atanmış, parti değiştirmiş, tutuklamalar dolayısıyla vekaletle yönetilen belediyelerin sayısının oldukça fazla olması, nitelikli çoğunluk gerektiren yerel seçim takvim değişikliğinde aktif bir hamle yapma sorumluluğu doğurabilir. Cumhur İttifakı’nın böyle bir seçimden kaçınması siyasi sonuçlar doğuracaktır.

Yerel seçim tarihinin değişmesi için geçici Anayasa hükmü gerektiği için acil konuları kapsayan güçlü uzlaşmaya dayalı bir Anayasa paketi tartışmasına da CHP ve DEM öncülük edebilir. Genel seçimler konusunda, takvime dayalı tartışmalar sembolik olmanın ötesinde ciddi bir anlam ifade etmez. Seçim tarihinin en son 2028 yılının Şubat ayında belirlenmesi ve takip eden 60 gün içerisinde gerçekleşmesi durumunda, yasal olarak seçimin yenilenmesi anlamına gelen hukuki sonuçlar doğacağı için, Erdoğan’ın adaylığı ile ilgili bir tartışma doğmayacaktır. Erdoğan’ın adaylığını zorlaştıracak bir yaklaşım muhalefetin seçimi peşinen kaybettiğini kabullenmesi anlamına gelir. Erdoğan’ın son kez gireceği seçim süreci, aynı zamanda dış politika güvenlik gibi, parti menfaatlerinin ve kişisel hesapların üzerinde ele alınması gereken konularda kritik bir döneme denk gelecektir. Bu dönemde demokratik rekabet ve siyasi mücadelenin, ekonomi ve toplumsal alana odaklanması, hem ülke yararına hem de partilerin çıkarınadır. İki turlu seçim sisteminde, partilerin oyunun artmasından daha anlamlı ve sonuç alıcı olan 50+1 hedefine odaklı toplumsal ittifaklardır. Partilerin fanatik kitlelerinin ötesindeki büyük sessiz çoğunluk, seçmen davranışı açısından sonucu değiştirebilen asıl öznedir. Bu kitleyi hedefleyen siyasetin, dar polemikler üzerinden değil, temel politikalarda alternatif çözüm üretme ile şekilleneceği de açıktır.

Temsili demokrasinin uzun süredir Avrupa dahil birçok yerde yaşadığı kriz ve manipülasyonlar, Türkiye’yi de siyaset yapma yöntemini değiştirmeye mecbur kılmaktadır. Temsilden ziyade, talep ve hak savunculuğuna dayalı bir siyasetin aktörleri de gayet tabi farklılaşacaktır. Toplumsal kesimler adına söz söyleme yetkisini kendinde gören temsil hegemonyası yerine, daha doğrudan toplumsal katılıma odaklı yeni siyaset yapma yöntemleri, bu geçiş dönemine damgasını vurabilir.Eski kimlik siyaseti yerine, dijital örgütlenme platformları, yerel insiyatifler, partileri aşan siyaset yapma kanalları açabilir. Arınma ve ayıklanma, domino etkisiyle önümüzdeki dönemde tüm siyasi partileri bu yönde adım atmaya mecbur edebilir. Buna öncülük eden parti ve kadrolar, siyasal dönüşüm ve değişime de yol gösterecektir. Değişim gibi son derece kritik ve kıymetli bir kavramı, sadece koltuklarda oturanların değişmesi ya da rozetlerin, amblemlerin değişmesi olarak yüzeysel biçimde ele almadan, esasa dair bir arayışı yönetmek, Türkiye’nin yarınlarına damgasını vuracaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI